• "Oğlum kalem defter dediğin aynıdır. Önemli olan senin neler yazacağındır. At, binicisi kadardır, unutma! Mektepli oldum, hükümet urubası giydim diye ne oldum delisi olma! Sabırlı ol! Ve unutma, ağaca dibinden çıkılır. Sen şimdi tırmanacak ağacın dibindesin. Herkesle iyi geçin. kimseye kin gütme! Kin gütmek, öç almak bugünün çamaşırını dünün güneşinde kurutmaya çalışmak demektir ki, yanlıştır! İyi olacağım diye, herkese kuzu olmaya çalışma! Kuzu olursan yiyecek bir kurt mutlaka bulunur," dedi babam da.
    Osman Şahin
    Sayfa 55 - Kırmızı kedi
  • İşte yavrum demiş babası.Gördüğün gibi, bir yere pek çok yönden varılabilir.İstediğin yere bir yoldan ulaşamazsın.Mutlaka başka yolu vardır...
  • “Oğlum gündüzleri çok çalış ki geceleri rahat uyuyabilelim!”
  • "Nimetler sonsuzdur.
    Fakan onlarda herkesin hakkı var.
    Bütün diğer kuşların ve hayvanların ve insanların da hakkı var.
    Ye, ama ihtiyacın kadar.
    Bir lokma badem için bin badem kırma.
    Ağaçları üzme, hırpalama.
    Cevizleri fıstıkları ve bademleri hışımla kapıp kaçar gibi, hırsızlık yapar gibi değil, sevgiyle kopar, öp başına koy, merhametle del, şükür ile ye, aç gözlü olma.
    Bahçeleri talan etme. Yoksa babalık hakkım ve ananın hakkı sana haram olur."
  • Bir babamın öğüdü, " Çok çalış ki iyi bir şirkette iş bulabilesin," iken, öbürünün tavsiyesi, " Sıkı çalış da satın alıcak iyi bir şirket bulabilesin," olurdu.
  • 224 syf.
    ·9/10
    Doğduğumuz aile ve çevre hayatımıza direkt etki eder. Anne ve babamız, gözümüzü açar açmaz bağlandığımız kişilerdir. Yaşamımız onların bize bakmasına bağlıdır. Ve en önemlisi bir çocuk için anne ve baba demek “yaşam” demektir. Onların mutlu olması bir çocuk için, güvende olduğu anlamına gelir. Sevilmek, bakılmak, ilgilenilmek bir çocuk için çok önemlidir. Bunların yokluğu çocuk için ölüm ile eşdeğerdir. Çocukken ihtiyaçların karşılanmaması çocukta bir boşluk oluşturur ve çocuk, bir yetişkin haline dönüşse bile o boşluk asla dolmaz. İşin kötü yanı yetişkin olarak içimizde oluşan bu boşluktan çoğu zaman haberdar olmayız ya da olsak da adını bir türlü koyamayız. Bu boşluk bizi sağlıksız ilişkilere ya da sağlıksız şeylere yöneltir, alkol, yeme, uyuşturucu, sigara gibi...
    Her şey bakıma muhtaç ve çaresiz olduğumuz çocukluk yıllarında başlar. İçimizde taşıdığımız tüm inançlar, anne ve babamızdan sorgulamadan aldığımız inançlardır. Sağlıksız bir aile içine doğmuşsanız ki çoğu aile bir çocuğun ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamaktadır, hayat siz büyüdükçe zorlaşacaktır. Çünkü ailenizde terbiye adı altında aldığınız tüm o inançlar, büyüdüğünüzde içsel olarak sorgulanacak ve sorgulamanız sonucunda çıkan cevaplar ve öğretilen inançlar çatışacaktır. Bazıları inançlarını revize etme cesaretini gösterecek ancak çoğu kişi olanı sağlıksız olsa da olduğu gibi yaşamaya devam edecektir. Zira tersini yapmak içsel olarak suçluluk duygusu uyandıracaktır.
    Bu kitap, ebeveynlerin fark etmeden çocuklarına bilinçaltı çarpık inançlarını nasıl aktarıp işlediğini anlatıyor. Bir çocuk için dayak yemek ne kadar travmatikse o çocuğu anlamamak, dinlememek, ilgilenmemek, kendisi olmasına müsade etmemek de o derece travmatiktir. Çünkü çocuğun güvenli olarak kendini var etmesi ilk olarak aile içinde olmalıdır. “Dur şimdi işim var!” deyip dinlemediğiniz bir çocuk bir müddet sonra; “her şey benden daha önemli” kodunu benimseyecektir. “Başkasının annesi olurum” dediğiniz çocuk; “benden her an vazgeçebilirler” kaygısını taşıyacaktır. Çocukların bilinçaltına kazınan bu inançlar ileride kendini ifade etmeye çekinen, özgüvensiz, değer algısı düşük yetişkinlere dönüşmelerine sebep olacaktır.
    Küçücük şeylerde bile büyük hasar alabilen minik varlıklardır çocuklar. Hayatları anne babalarının gözlerinin içine bakarak geçer. Birçok kültürde, anne babaya saygılı davranmak ve sonsuz bir sevgiyle bağlılık öğüdü verilir. Yara almış bir çocuk, yetişkinliğinde çocukken yaşadığı acı geçmişi içinde taşırken ailesini sevme konusunda zorlanacaktır. Nefret etmek ile dininin, kültürünün öğütlediği sevmek zorunda olmak inancı ile çatışacaktır. Bu çatışma kişiyi ciddi hastalıklara bile sürükleyebilir. Genelde insanlar, anne babalarıyla ilgili kötü bir anılarını paylaştıklarında, ebeveynlerini kötüledikleri düşüncesiyle suçluluk duyar ve muhakkak cümlenin bir yerinde “aslında özünde iyi insanlardır” diye cümleyi yumuşatmak ihtiyacı hissederler. Anne ve baba olmak kusursuz olmak demek değildir, her şeyi en iyi bilen olmak demek değildir. Onlar da bilerek ya da bilmeyerek yanlış şeyler yapıp, çocuklarında hasara sebep olabilirler.
    Hepimizin çocukluk geçmişinde yara aldığımız yerler vardır ve bu yaraları bize açanların ebeveynlerimiz olduğunu görmek, canımızın acıdığını kabul etmek ve bu acının hissedilmesine izin vermek durumundayız. Çünkü çocukken açılan her yara, o çocuğa göre ölümcüldür...!
    Bu kitap sizden eski yaraları açmanızı, sebebini görmenizi, yaranın sorumlusunu fark etmenizi istiyor. Anne babalarımız kutsal ve sayılıp, sevilmeli... peki ya açtıkları yaralar çok derinse?! İçiniz öfke ve incinmişlik doluyken, bunları bastırıp kendimizi onları sevmeye zorlamak ne kadar samimi?
    Bu kitabı okuyunuz...Ve içinizdeki çocuğa dönüp, nerde takılıp kaldığını fark ediniz. O çocuğu sadece siz anlayıp, yaralarını sarabilirsiniz. Kolay gelsin.
  • 184 syf.
    ·2 günde
    ~Fıtrat Pedagojisi|Hatice Kübra Tongar~
    •Günümüzde çocuklarla ilgili karşılaştığımız sorunları gördükçe ebeveynlerin çocuk sahibi olabilmek için evvela bir eğitimden ve ya anne-baba olarak çocukları yetiştirebilmek için yeterli olup olmadıklarına dair bir mülakattan geçmesi gerektiğini düşünüyorum.
    Ve bu konuda Hatice Kübra Tongar gibi annelere yol gösteren güzel insanları görmek beni umutlandırıyor.
    •Yazar; Kur’an’dan ayetlerle , Peygamberimizin (sav) çocuklara yaklaşımlarından örnekler sunarak; anne-baba yolculuğunda olan ebeveynlere ışık tutuyor.
    •Kitapta sadece anne-babaların çocuk yetiştirme konusunda nasıl bir yol izlemeleri gerektiğinden bahsedilse de; ben, anaokulu ve ilkokulda uzun süre çocuklarla aynı atmosferi paylaşan öğretmenlerin de bu kitaptan fazlasıyla istifade edebileceklerini düşünüyorum.

    Kitaptan Alıntılar;
    •“Çocuklar dünya hayatının süsüdür” Kehf:46
    •“Çocuklarınızı kendi zamanımızın gerçeklerine göre değil, içinde bulundukları zamanın gerçeklerine göre yetiştirin. Zira onlar başka bir zaman için yaratıldılar” (Hz. Ali)
    •Çocuğu eğitecek yegane unsur anne babasının kendi hayatında uygulamaya koyduklarıdır
    •Çocuklar hayatlarının ilk altı yılında “hal” ile terbiye olurlar.
    •Çocuklarımızla aramızdaki muhabbet bağını bildiklerimiz değil, uygulamaya koyduklarımız sağlamlaştıracaktır
    •Şiddet, öğrenilen ve yansıtılan bir duygudur
    •Çocuk hayal eder, yaralarını iyileştirir
    •Pek çok ebeveyn çocuğunun sınırlarına saygı göstermek şöyle dursun onun bedenini ve sahip olduğu alanları kendinin bir uzantısı gibi görür
    •Bir çocuğun anne-babasına güvenememesi kadar acı bir tablo yoktur
    •Güven duygusu dünyaya yeni gelmiş bir çocuk için yemek-içmek kadar hayati bir önem arz eder
    •Yalan, bir müslümanda bulunmaması gereken yegane özelliktir
    •Çocuklar neşe ve sevinç kaynağı olarak yaratılmıştır
    •Çocuğu sevmek kadar , onun kişiliğine saygı duymak da çocuk eğitiminin olmazsa olmaz kaidelerindendir
    •Pek çok çocuk, karnı tok ama ruhu aç bir hayat seyri yaşamaya mahkum..
    •Çocuklar dünyaya kullanma kılavuzlarıyla birlikte gelmediği için, her anne-baba çocuğunun büyüme seyrinde tökezlemekte ve çaresizlik hissini öfke duygusuyla kamufle etmektedir
    •Günümüzde acılarımız da, sevinçlerimiz de mekanik sanallıklar içinde yaşanmaktadır
    •Ergenlik sancıları olarak yorumlanan gel-gitli haller, aslında küçük bir tırtılın kelebek olabilme mücadelesinden başka bir şey değildir
    •Öğüt veren olabilmek , öncesinde öğüdü yaşayan olmakla mümkün olacaktır
    •Umulur ki varmayı dilediğimiz menzil durduğunuz noktayı da mübarek ve doğru eylesin.