• “Sanırım yılın son karahindiba çiçeği bu. Mevsimin sonunda çimlerin arasında bunu bulabileceğimi sanmıyordum. Çenenin altına hiç sürüldüğünü duydun mu? Bak.” Gülerek çenesine çiçeği sürttü.

    “Niçin?” diye sordu Montag.

    “Eğer tozları yapışırsa, bunun anlamı ben âşığım. Yapıştı mı?”

    Montag’ın bakmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu.

    “Evet?” dedi kız.

    “Çenenin altı sapsarı.”

    “İyi. Şimdi sen dene.”

    “Bende olmaz.”

    “İşte,” diyerek kız karahindiba çiçeğini Montag’ın çenesinin altına sürmüştü bile. Montag geri çekildi, kız gülüyordu. “Dur, kımıldama!”

    Kız eğilip çenesinin altına baktı ve kaşlarını çattı.

    “Eee?” dedi Montag.

    “Ne ayıp,” dedi kız. “Sen hiç kimseye âşık değilsin.”

    “Evet, âşığım!”

    “Hiç belli olmuyor.”

    “Hem de çok âşığım!”
  • Kocam ve ben ayrılmak istiyoruz ama kızımız için endişeleniyoruz-

     

    O anlayacaktır çünkü babası onun için mevcut olacaktır; bunda bir sorun yoktur. Pek çok çocuk... ve çocuklar çok anlayışlıdır. Eğer sen mutsuzsan o çok mutsuz hissedecektir. Ancak eğer annesini mutlu görürse, birkaç gün içinde her şeyin mükemmel bir şekilde güzel olduğunu, hiçbir şeyin yanlış olmadığını görecektir. Sen onun için mutsuz olduğunu zannediyorsun ve o ise senin yüzünden mutsuz olacak çünkü çocuk annesinin duygularına çok hassastır. Eğer senin mutlu olduğunu görürse, hepsini unutacaktır. Bu onun aşk ilişkisi değildir ve anne başka bir çocuk seçmemiştir, başka bir çocuk evlat edinmemiştir.

    Sorun yoktur; problem sende, içinde, derinlerde onu mutsuz görmek istiyorsun ki bu sayede erkeğin için daha çok mutsuzluk yaratabilesin: "Bak çocuğa ne yaptın. Bana bunu yaptın ve çocuğa da bunu yaptın ve sen çok neşeli hissediyorsun ve keyif alıyorsun senin mutluluğunu zehirleyeceğiz."

    Asla birisinin mutluluğunu zehirleme çünkü birisinin mutluluğunu zehirleyerek kendi iyiliğini zehirliyorsun çünkü başkalarına yaptığın her şey sana yapılacaktır. Sadece benim reçetemi dene: Her şeyi unut ve dans etmeye git ve kızına şöyle de: "Bu çok iyi; o özgür, ben özgürüm ve bu son derece güzel." Ve benim çocukları anlayışım şöyledir: Onlar son derece anlayışlıdır. Onlar anne babaların kavgasına gereksiz yere katılıyor, içine çekiliyor. Anne çekmek ister ve baba çekmek ister ve çocuğun hayatı bir kâbus haline gelir. O yavaş yavaş bir politikacı haline gelir: O annesine bir şey söyler ve babasına ise başka bir şey söyler. Annesiyle annesinin yanında olacaktır, babasıyla babasının yanında olacaktır. O bu kadar politik hale gelecektir çünkü o bu iki kişi arasındadır. Bu yüzden bunu yaratma. Bunun anlamı yoktur. O anlayacaktır; çocuklar kısa sürede unutur.
  • Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokmadır ama, az ye.
    Çünkü ateşten bir lokmadır!
    ...methedilmek tatlıdır. Kınanmak acı olduğundan derhal kötü görünür.
    (Halbuki) kınanmaktan da bir ululuk gelir, dene de bak!
    Elif Şafak
    Sayfa 356
  • Her insanın ait olduğu bir fotoğraf karesi vardır" dedi.Be-Ce."insan alıştığı resim karesinde güçlü veya zayıf, çirkin veya güzel, biricik veya sıradandır.Ama ait olmadığı bir resmin içine konursa tüm sıfatlarını kaybediverir.Bir de bakarsın ki, güçlü sandığın o kadar güçlü değilmiş ya da zayıf sandığın o kadar zayıf. Hadi sen de dene. İnsanları en son ait olabilecekleri fotoğraf karelerine yerleştir zihninde ve bir de öyle bak onlara. Bak her şey nasıl farklı görünecek...
  • "Yıkık Ülke"

    Bölüm: 1

    “İnsan varmış ya da yokmuş sistem varmış ya da yokmuş hepsinin canı cehenneme. Bir gün var bir gün yokuz, ölümün yerine yeni doğum, yeni sistemler var olduktan sonra, işleyiş değişmedikten, dünya pisliğe battıktan sonra neyin ne önemi var. Çoğunluğun itaat ettiği, azınlığın baskı gördüğü, güçlünün güçsüzü yok ettiği bu düzende var olmak da nedir? Yok olmak en müspet gerçektir!”

    “Dur, dur, dur dostum” dedi Tiko. Neyin var senin, ne oldu da bu kadar ateş püskürüyorsun?

    “Çürümüş insanların yaşayan bedenlerine baktıkça, çürümüş ve yozlaşmış sistemden başka bir şey görmüyorum da ondan” dedi Mono.

    “Sistemle savaşmak yerine sistemle barışmalısın. Var olan düzenin, hiç olmayan; varlığını dahil bilmediğin düzenden daha iyi olup olmadığını bilmediğin halde, yaşadığın düzenin eleştirisini yok olanla yapmanın mantıksal bir düşüncesi yok. Geleceğe gitmediğine ve geçmişe yolculuk etmediğine göre elinin altında bulunan sistemi, eski kafalıların yazılarına göre hayal edip, dehşete kapılman, senin gerçekçiliğine hiç uygun değil,” Mono.

    Aslına bakarsan yaşadığımız dünya bize bir armağan. Sanıyor musun ki, iki yüz yıl önce dünya daha güzel bir yerdi. Her yerde hastalık kol geziyor, tedavi bulunmuyor ve insanlar kitleler halinde yataklarında, sokaklarda ölüyor, her yeni bir ölüm, çoğalarak daha fazla insanı öldürüyordu.

    Tiko, bu dediğin şeyi göz önünde bulundurmadığımı mı sanıyorsun Tanrı aşkına? Tanrının unutulan çocukları bizler, daha ne kadar ileri gidebiliriz? Daha ne kadar zulüm edebiliriz? Bir grup insan keyfince yaşarken, diğer bir grup insan suya muhtaç bir şekilde ölmüyor mu? Bu sistemin neresi ile, hangi kısmı ile barışmam gerekiyor, anlat bana!

    Sana anlatacağım şey ile yetinmeyeceğini biliyoruz, Mono. Günlerce anlatsam bile seni tatmin edemeyeceğimi de biliyorum. Ben bugünü yaşamanın ve aldığımız nefesin kıymetini bilmekten yanayım.

    Yani diyorsun ki, insanların nasıl hayat sürdükleri, nasıl işkencelere maruz kaldıkları umurumda değil. Ölsünler, işkenceye maruz kalsınlar, sakat kalsınlar! Sistemin çarkında yok olsunlar! Bir gün bunun hesabını hepimiz vereceğiz. Dünya bu hale gelirken, kıçımızı kaldırmadığımız için bize lanet edecekler!

    Mono, bu düzeni ne sen kurdun, ne de sen yok edebilirsin! Çık bu hayalperest düşüncelerden! Daha önemli işlerimiz var!

    Bundan daha önemli ne işimiz olabilir? Dün olanları gördün değil mi? Gördüğünü söyle bana Tiko, bundan kaçamazsın!

    Evet gördüm ve bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.

    Kaçmak üzerine bir dal olsaydı, bunun adını Tiko koyarlardı muhtemelen. Gerçeklerden sürekli kaçıyorsun ve sistemin polisi gibi davranıyorsun! Bundan yararın ne Tiko?

    Yararım mı, yararım yaşamak Mono. Ben yaşadıkça sen yaşarsın, onlar yaşar, biz yaşarız. Sistemin bize sundukları ile yaşamak varken, onunla didişmeyi ve onu karşıma almayı doğru bulmuyorum. Hem kaçmıyorum, sadece görmezden geliyorum!

    Haklısın Tiko, görmezden gelmek kaçmak değil zaten! Bir gün aynı durum senin başına gelirse, görmezden gelmemi mi, elimi uzatmamı mı isterdin? Dürüst ol bana!

    Dürüst olmak gerekirse, beni yarı yolda bırakacak g*t sen de yok, o yüzden ikinci bir şık seçeneklerde var olamaz. Sen bensin, ben de senim Mono. Hepimiz sistemiz!

    Kahrolsun sistem, kahrolsun destekçileri, insanı insanlıktan çıkaran her şeye lanet olsun, doğanın verdiklerini reddedip, kuleler inşa eden bizlere lanet olsun, o kulelerin içinde birbirinden kopan, ailelerin birbirine güvensizlik duyduğu bu sisteme lanet olsun!

    Mono, biraz sakinleşmeye ihtiyacın var. Görmüş olduğun şey seni bu hale getirdi. Unutmayı dene. Akşam bir şeyler yapalım ve bu konuyu arkamızda bırakalım. Sürekli bunu düşünmek sana yarar getirmeyecek. Ne olmuş yani sokakta bir kadına tecavüz edilmişse, ne olmuş yani yolda yürüyen çocuğun üzerine benzin döküp yakmışlarsa, ne olmuş yani kitapları yeryüzünden silmek için toplu cehennem ateşinde kül ettilerse. Sen kendine bak ve sistemin çarkında dönmeye devam et. Bu düşünceler seni kitaplar gibi kül edecek farkında değil misin?

    Tiko, bunları nasıl söyleyebiliyorsun? Nasıl olur da bu kadar gaddar ve duygusuz olabiliyorsun? Sistemin kölesi mi, köpeği mi oldun bana söyler misin? Ne zaman insanlığı bırakıp, şeytanın ordusuna katıldın? Bunun cevabını iyi biliyorsun! Hepsi Yoko’nun yüzünden oldu! Ona yapılanlar seni bu hale getirdi! Yoko'ya bunu yapanları cezalandırmak yerine, sistemin kölesini olup, ona yapılanları bir başkasına yapıyor ve yapılmasına göz yumuyorsun! Senin onlardan farkın ne o zaman? Yoko’ya daha nasıl ihanet edebilirdin? Onun bedenine, ruhuna nasıl ihanet edebildin?

    Mono, ben… Ben, bilmiyorum…

    Bölüm 2 -->> #39171367

    Devam edecek… (Toplam 10 Bölüm)