• Sevgili Dost.
    Günaydın...
    Güneşten önce uyanıp, GÜNEŞİ uyandırmayı hiç denedin mi?
    Dene bence HARİKA oluyor.. GÜNÜ tabiatı uyandıran GÜNEŞ ten önce uyanmak güzel bir HUZUR veriyor..
    Sevgili Dost,
    Güne merhaba dediğinde ilk olarak şükret, şükret yeni bir güne başlıyorsun, şükret sahip olduklarına sahip olmayanları düşünerek..
    Her nimetin hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğini bilerek dil ile de hamd et...
    Bak ne güzel söylemiş şair İbrahim Ateş,

    "Allah adıyla başlamak güne ne güzel.
    Ne güzel her işte bir güzellik bulmak.
    Hayra yormak doğan günü.
    Ve batışını izlemek aşk ile.
    Sabahında doğan güneş ile.
    Hakkı tesbih etmek.
    Gecesinde yıldızlar sayılarınca,
    Resul’e salavat hediye etmek.
    Ah ne güzel.
    Şükür ömür penceremizde doğan her güne."

    Unutma ,
    Sevgili Dost,
    Hayatta sahip olduklarının değerini bilen kişiler, yaşadıklarını olduğu gibi kabul eden kişiler mutlu olurlar..
  • Mecnun nereye bakarsa, Leyla'yı görüyordu.
    Yusuf ise Mevla'yı.
    Züleyha ise Yusuf'a bakınca gizli bir şeyler olduğunu biliyordu fakat görmüyordu.
    Sen kime, kimin gözünden bakıyorsun?
    Daha değerlisi kimdensin.
    Yoksa kimsesiz mi...
    Eğer öyle ise, yeniden bak.
    Bir kere görmezsen bin kere dene.
  • Peki Peygamber kim?
    Ah! Biz şurada Şeyh Efendi’nin ruh durumundan huşu duyuyoruz. Bir de.. Tahayyül et. Hazreti Resül’ün hikmetini, bilgeliğini kavramayı dene, deneyebilirsen.
    Kur’an bize Allah’ın hikmetine, O’nun adları ve sıfatları yardımıyla yaklaşabileceğimizi söylüyor. Gökyüzüne, yıldızlara, ummana ve dağlara bak. Nasıl doğuyor, nasıl ölüyor, hayatını nasıl yaşıyor, nasıl besleniyorsun-bütün bunlar hikmet dolu noktalardır.
    Senin özünü, mahiyetini bilemem yalnızca senin sıfatlarını, yüklemini bilebilirim, senin düşünceni, senin iradeni, gördüğünü ve konuştuğunu bilebilirim. İşte bu bana özü gösterir.
    Efendimiz Muhammed.
  • Başkalarının hayallerini yaşıyorsun, başkalarının bedenlerinde kendini bulmaya çalışıyorsun, hep bir 'başkası' kavramı var hayatında, sorduklarında kardeşlikten, muhafazakârsan uhuvvetten bahsediyorsun, 'başkası' lâfı 'kardeşlik ve uhuvvet' ile yer değiştiriyor ama bahane olduğunu anlayamıyorsun, ama bahane olduğunu anlayamıyorlar. Sen başkaları varsa varsın, yoksa yoksun ve hep varsa yoksa bir başkaları var hayatında. Onlar sen tecrübelerini onlarla paylaş diye yoklar hayatında (eğer öyle olsaydı uhuvvet lafın bahane diye işlemezdi bilinç altıma), sen onların tecrübelerinden faydalan diye hayatındalar. Bunu anlayamıyorsun, bunu anlayamıyorlar. Çünkü tek başına koca bir hiçsin, boşsun sen. Sen insanları senden faydalansınlar diye biriktirmiyorsun (eğer öyle olsaydı tecrübesiz, bi bok bilmeyen insanlarda olurdu etrafında(zaten bence, sende dâhil etrafındaki hiçkimse bi bok bilmiyor)) etrafında, çünkü sen insanları hep sen onlardan faydalan diye etrafına topluyorsun. Onlar hayatındaki tutunduğun kolkuluklar gibiler, onlar olmasa düşeceğinin farkında değilsin.(bi dene istersen diyecem de düşmekten korkup denememekte bile ısrar edersin sen. Çünkü sen düştükten sonrada ayağı kalkmak için hep başkalarına ihtiyaç duyacaksın. Bak dene ikiside olmazsa bırakacağım yazmayı). İşte yalnızlık size bu yüzden koyuyor ama sorsan hep 'biz olmadan hiçbir şey olmaz' dersiniz, bunu ağzınızla olmasa bile bütün fiziki mevcudiyetinizle dillendirirsiniz ve ne acı ki farkında olmamanız bu gerçeği zerre kadar değiştirmiyor. Yani sayın sosyal okur bana narsist diyeceğine eminim ama narsist olduğum için kendimden başkasına aşık olamıyorum diye bir şey yok, kendimden başkasına aşık olamıyorum diye narsistim. Bunu anlayamıyorlar ve ben benden başkası beni anlayamıyor diye yalnızım ve yalnızlığımın sebebi anlaşılmamaksa iyiki narsist, iyiki yalnızım. Beni yaratan Allah'a hamd olsun...
  • Bak baştan söyleyiverem, sıpoylır mıpoylır verirsem hiç de garışmam bak deyiverem valla.
    Sana Gül Bahçesi Vadedivermedim adlı bu kitap, bana kıymetli bir arkadaşımdan hediye olarak geedi ve bi hevesle okumaya başladım. İsmine bakıp ben bunu pembe dizi gibim bir roman sandıydım. Güzel de başladıydı halbuksam. Deborah diye bi hanım gızımız vaa, ben ona kısaca Duygu deyiverem. Bizim Duygu kendi halinde bulüğ çağında bi gızımız. Anasının adı Esther. Tam kötü kadın ismi zati. Anasıylan babası buna deli diyolar özellikle kötü ana Ester, alıyolaa bunu tımarhane tıkıyolaaa. Kızcağızı gencecik yaşta tımarhanede bırakıveriyolar. Üzük üzük üzdülee beni gızan. Ben bu kadaa üzüldüm; e deli hastanesine girince Duygu da epey üzülüyo tabi. Buraya gadar meraklan okuyodum; ama burdan sonra işler sarpa sardı. Zaten kitabı hediye gönderen Sherlock Holmes dediydi çok sıkıcı deye ama inanmadıydım. Aman ya rebbi okurken afakanlar bastı, içim şişti, pestilim çıktı, iki yüz küsür sayfa bitmiyo oku oku oku... Duygu'nun garip duyguları, hayali konuşmaları ve gerçek dışı kişilikleri derken sayfalar ağırlaştıkça ağırlaşıverdi gali. Tabi akıl hastanesinde çok güzel arkadaşları oluyo Duygunun, gerçek hayatından esinlenen yazar, bize kolay göremeyeceğimiz bir yerdeki arkadaşlığı anlatıyor. Aman düşmanımı düşürmesin Allahım oralaraaaa, tık tık tık tahtaya vurdum, dişimi kaktırdım. E ben gene kitabın gerisini anlatmeyem. Sonra spoylır deyip bastırıveriyolaaa şikayeti. Dediğim gibim kitabı hediye eden Sherlock Holmes'un isteği doğrultusunda bu eserin incelemesini iç benliğimde yer alan Egeli arkedeşle yapıverdim.Fazla ısrar gelirse bi dene daha inceleme yaparım belki ama valla olmez. Bu sefer Türkçe katili, kitaplarla dalga geçiyo diye siteden atıverirler yalım. Kusurum olduysa affola, maksat biraz neşelenem. Hadi herkese iyi okumeleee. Aman Allah herkese akıl fikir versin, akıl deryasından bizi çıkerme ya rebbim. Amin.
    :)
  • Biz kendimizle doluyuz. Biz “Ben” ve EGO’muzla doluyuz.
    Onu saplantı haline getirdik. Bir bak, dene. Sabah uyandığında egoyla karşılaşırsın; giyinirken egoyla karşılaşırsın; yürürken de. ..... gün boyunca yaptığın her şey EGO’nu gösterir.