İnsan ırkını hangisi daha çok tanımlar, zalimlik mi, yoksa bundan utanma kapasitesi mi, diye sormuştu Karla bir keresinde. Bu soruyu ilk duyduğumda oldukça zeki bir soru olduğunu düşünmüştüm ama şimdi daha yalnız ve daha bilge olduğumdan insan ırkını tanımlayanın zalimlik ya da utanç olmadığını biliyordum. Bizi biz yapan bağışlayıcılığımızdır. Bağışlayıcılık olmasaydı, ırkımız sonu gelmez intikamlarla kendi kendini yok ederdi. Bağışlayıcılık olmadan tarih olmazdı. Bu umut olmadan sanat da olmazdı, çünkü her sanat eseri bir açıdan da bağışlayıcılığın yansıtılmasıdır. Hayal gücü olmadan sevgi de olmazdı, çünkü her çeşit sevgi aynı zamanda bağışlayacağınıza ya da bağışlanacağınıza dair verilmiş bir sözdür. Yaşıyoruz, çünkü sevebiliyoruz. Seviyoruz, çünkü affedebiliyoruz.
Şehre bir adam girdi koşarak/ Ya bilge, ya çağdan habersiz/ Bağırdı, duyuramadı/ Tufan olabilir, kavi olsun gemileriniz./Reklam panoları kadar, bir vitrin kadar/Dikkat çekmedi sesi.
Sayfa 26 - Profil Yayıncılık, 8. Baskı: Eylül 2014
"Hey ulu Tanrım! Dul kalamayacak mıyım? Ancak ondan sonra yaşamaya başlayacağım, çünkü biz papazların ikinci kez evlenmesi yasaktır. Buysa, bilge elinden çıkmış bir yasadır. Onu yapan da evlilik denen şeyi tatmış besbelli."
Sayfa 140 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki ilham alacak bir bilge, varılacak bir hedef arıyorsanız ya da akıl danışacak, yolu soracak birini gözlüyorsanız umduğunuz o gizemli dağın ardında ayartıcı ve dikkat dağıtıcı bir çevreyle örselenmemiş çocuklar var. Sorun, yani başımızdaki bilgeyi görmeyip durmadan yüce dağların ardını gözlememizde. Yani bizde.