• Hem, ne de olsa, çok güzel ve ilginç bir dünya burası.
  • Sevdiğine ‘ıhlamurlar çiçek açtığında geleceğim’ diyen bir şair... ’Bir menekşe kokusunda seni aramak’ diyen başka bi şair... Ve burası dünya burada ıhlamurlar çiçek açmıyor,menekşeler de kokmuyor.
  • Karanlık bir hayatın sunduğu yaşamdan ne beklenebilir ki -
    sadece trajedi ve gözyaşı

    Kalabalık ve yılğın bir şehir burası Gizimera
    kendi ıssızlığınla baş başa,
    kendini arıyor insan
    kendinden bir parça -
    zamansız bir yaşantı
    karanlık bir adamı doğuruyor..
    İçim titriyor Gizimera
    ne zaman ısınacak bu beden?

    - 42 sene önce çöktü bu karanlık sana..
    Hemde sayfalarca kelimelerle,
    yazdığın o beyaz kağıtların üstüne kayan bir meni gibi,
    yağmur taneleri gibi şehre çakıldı bu kelimeler..

    İnanmıyorum sana Gizimera
    biliyorsun -
    her zaman inandım,
    ama bu sefer -
    bu söylediklerine inanmıyorum..


    - Kalk yerinden artık,
    hadi kalk..

    Senin zarif parmaklarının üzerine çıkarken o son kadeh,
    o filmin son sahnesi gibi parmaklarının uçlarında dönmeye başlasın zaman..
    Gerek yok etrafına üşüşen insanlara bir şeyleri göstermeye..

    Karanlık oda da sallanan bir sigaranın tende bıraktığı acı kadar sahteydi o an Gizimera..

    Gerçek olan tek şey,
    gözlerimin arasına sıkışmış sevgiydi..

    - Bu sabah senin hakkında konuşalım Barış..

    Hatta bu sabah ''Çağrı'' diyelim..
    Varoluş diyelim..
    Bu sabah tamamen senin olsun..

    Sen istenmeyen tüm muhabbetlere ortak olurken,
    olmamış sayalım..

    Kitaplarla,
    şarkılarla
    ve
    şiirlerle..

    Silah yerine kalem..

    Acı yerine kağıt olmuş gibi yapalım..
    Şiirlerle süsleyelim bu sabahı,
    Güneşe ve tüm insanlara haykıralım..

    Orda mısın Barış?

    Hadi,
    sana diyorum..

    Uyan artık -
    odanın içinde delicesine dönmeye başladığında,
    bende yitik düşlerim ve bedenimle eşlik ettim sana..


    Unutma bu günü Gizimera,
    koca bir devrin gününü unutma..

    Barış'ın doğmamış çocuklarını..

    Söylesene Gizimera -
    Barış'ın doğmamış çocuklarını..

    Varoluş,
    Tanrı olabilmekti Gizimera..
    Güce bu kadar ihtiyaç duyan varlığın bir cümlesiydi belki de..
    Düşüncelerimin içinde kayboluyorum Gizimera..


    Gözyaşlarım yanaklarından yere düşüyor ve uçurumun kenarına doğru yavaşça yürüyordum..
    Hımm,
    hımm
    ''diyerek, kendimi sivri kayalara bıraktım..

    Sanki özgürlüğü hissediyor
    ve öylece yüzüme çarpan rüzgarı dinliyorum..
    Özgürdüm ama ölüyordum Gizimera..

    Çünkü!
    Ölüm,
    özgürlüğün bir başka nedeniydi..

    Ve ben artık bıraktım;
    yaprak olmayı istemeyi..
    Savrulmak istemeyi..

    Üzerini kapatmaya çalıştığım her şeyin üzerine yeni bir sayfa aramayı bıraktım..

    Bu son sayfa,
    son yaprak ve savrulmak..

    Dedin ya,
    yaşıyorsun,
    yaşıyoruz..

    Bir bomba patladı içimde ve öldü tüm fotoğraflar,
    insanlar..
    Ben bildiğimi sanırken,
    Tanrılar tarafından gönderilmiş bir acıya eşlik eden uzun süreli aşk tekrardan dirildi ruhumda bu sabah..
  • Belki de, uzun bir günün sonunda, içlerinden biri bir an kendi görüntüsünü yakalayıverir bir aynada, işte o zaman bu öne eğiliş elini ayağına dolaştıran bir panik yüzüstü öne düşeceği korkusu yaşatabilir ona!
  • Cahit Zarifoğlu söyledikleri, işaret ettikleri ile kendi Müslümanlığını değil, olması gerektiğine inandığı Müslümanlığı taltif eder. Ancak ne şiiri sadece Müslümanlık üzerinedir, ne de İslamcı şairdir. Zira kendi dizelerinde de belirttiği gibi, "orası neresi? burası bir adam" demek yeterlidir belki de. Adam olmaktır belki de doğrusu ve de gayesi. Belki de bir şeyci olmadan önce herkesin gayesi olmalıdır "adam olmak"! Yedi Güzel Adam kitabının içinde epey uzun, destan niteliğindeki tek şiir kitaba adını veren şiir değil elbet, bunun dışında bambaşka üç şiirle daha karşılaşıyorsunuz. Şiirde kendisinden bahsedilenlerin, birden şiirin ortasından çıkıp, söylenenlere cevap verdiği birden karşılıklı konuşmaya dönüşecekmiş gibi beklerken, tekrar kontrolün şairin eline geçtiği çok farklı bir deneyimin şairidir Zarifoğlu. Bu kitapta pek olmamakla birlikte, yalnızlığı en güzel tarif eden ve en içli yaşayan şairlerdendir aynı zamanda.
  • Oda küçük mü küçük, güneş almıyor; güneşin de girmeye niyeti yok zaten.. Ondan kara mı kara odanın içi, lamba sarımsı hani şu yansam mı yanmasam mı diye düşünen cinslerden ve üç sigaradan sonra acil açmalısın pencereyi yoksa odanın havası puslu.. Sonra: perdeler beyaz diyecektim tam lâkin sürekli şiir yazılan, sigara ve çay'ın bol içildiği, uykusuzluğun kol gezdiği bir yerde ne beyaz kalabilir ki diye düşündüm ve kendimce hak verdim.. Neyse perdeleri geçelim, hemen şurada bez bir dolap içinde elbiseler düzenli ve katlı... içlerinde ben yokum ondan olsa gerek çünkü ben ne giysem dağınık gösteririm o elbiseyi... öyle işte derken! Bak burası da kitaplığım; Ölü adamların, yaşayan kadınlar için yazdığı satırlar var hepsinin içinde... Oldu mu şimdi, sorulacak soru mu bu " ben de var mıyım? "... Tabi ki de sen yoksun! dedim ya; sadece yaşayan kadınlar için yazılan satırlar var.
  • Ben, ruhumun sızladığı,
    Bir kentte yaşıyorum...
    Yorgunluğum bu yüzdendir.
    Yaralı oluşum bu yüzdendir.
    Ah sevgilim! Bana verdiğin bu yara izi,
    O yara izi, çehremin güzelliğini arttırdı...

    Bulutlar dağıldı,
    Tıpkı gözlerimdeki sürme gibi..
    Güz yağmurları,
    Kederin en dokunaklı
    Şarkısını mırıldanıyor.
    Tıpkı kalbimdeki yaşlar gibi..

    Ve çiçekler,
    Ne yeşermişti, ne de rayihalıydı.
    Tıpkı rüyalarımdaki solgun manzara gibi..
    Sevgilim! Sakın beni bir çiçeğe benzetme.
    Çünkü soluyor...
    Bense solmak istemiyorum...

    Şimdi üzerimize,
    Hüzün verici bir mevsim geldi.
    Düşlerimin sokakları bomboş;
    Kuşlar yalnız ve ölüydü.
    Üstelik yollar da,
    Işıksız ve darmadağın..

    Donuyorum zaman içinde...
    Kaskatı duruyorum,
    Çehremde gerçek ve
    Acılı bir gülümseme..
    İnsanlar gelip gidiyorlar.
    Bense bir otobüs yolcusuyum.
    Bu gördüğüm el sallamaklar,
    Bir sanrıya dönüşüyor.
    Kimsesizliğin ortasında kalıyorum sonra.
    Ama işte burası sevgilim,
    Burası çok soğuk...
    Üşüyorum ve sen yoksun...