• Kim gıpta etmez ki
    Akçaağaç yapraklarına,
    Nasıl da güzelleşirler—
    Düşen o kırmızı yapraklar
  • 63 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Cemal Süreya bu kitaba dair inceleme yapmışsa bana söz düşmez:
    O Miğfer, O Su, O Güvercin.
    Cemal Süreya
    Hiçbir zaman didaktik olmayan bir düşünce. Ve her zaman düşünce... Lirizme ve dünya sularına batırılmış bir düşünce... Budur gibi geliyor bana Sunay Akın'ın şiiri.
    Beş altı yıl önce Yeni Düşün dergisinde benimle yapılmış
    bir konuşmada aşağı yukarı şöyle demiştim: "Şairler şiir yazarlar,- o arada bir şiirleriyle de uçmaya başlarlar, işte o zaman şair olunur." Birçok da örnek vermiştim. Sözgelimi Orhan Veli "Kapalıçarşı" şiiriyle, Edip Cansever "Masa da Masaymış ha!" şiiriyle uçmuştur. Genç şairlerden de Sunay
    Akın'a dikkat çekmek istemiştim. "Uçtu çocuk!" demiştim Sunay Akın için.
    Sunay Akın'ın yazdığı tür şiir değiştirilmezse, yani aynı şairde değiştirilmezse tıkanmaya yazgılı bir tür. Ama onda tıkanmıyor. Şiirleri çoğaldıkça bende bir şaşırma duygusu yaratıyor. Bu da on u n başka bir erdem i elbet. H e r gün, düşünüyorum, yarın ne yapacak, ne diyecek diye.
    Selahattin Batu yıllar önce Varlık dergisinde yazdığı bir yazıda bir "düşünce lirizmi" aradığım ileri sürmüştü. Bence
    yapamadı.Düşünce lirizmi Sunay Akın'da
    Ölü askerin miğferinden güvercine serin su içirten bir mizah, işte Sunay Akın'ın tavrı.Gerçekten uçtu!
    Dostlarla hep konuşmuşuzdur bunu.
    Nereye gider Sunay Akın'ın şiiri? Tıkanır mı? Tıkanabilir.Tıkanmayabilir de ama. Kültürle sonsuzcana beslenmezse
    ölebilir bir şiir. Ama var olduğu ölçüde bu kadar karyokinez çoğalma olamaz. Aynı doğrultuda böylesine büyük çoğalma olamaz.Yıkılır mı?
    Yıkılabilir. Karyokinezi fazla kaldırm az şiir.Ama estetikte yıkılma değil, bir an ayakta kalma önemli,Sunay Akın genç yaşında başardı bunu.Kendine özgü bir yol açtı.Tam güveniyor muyum ilerisine? Belirsiz görüyorum.Bundan sonra ne yapacak, merak ediyorum. Aslında en gü-
    zel bir şey de bu değil mi?Çok genç şair var iyi şiir yazan. H ele bizim günlere göre daha çok. Sunay'da bunlardan biri. Aslında Garip'le İkinci Yeni'yi birleştiren bir tavır içinde. Okuduğum her şiirini
    sevdim.Rasyonel öğede de hüzün arayan bir şair.Yarın ne olacak? Yapar, yapmaz. Bugüne dek yazdıkları yeter bence.
    Japon hayku'larım Türkçe'de arıyor gibi de...Düşünceye vurarak...
    O matara, o miğfer, o su, o güvercin...
    Daha ne diyeyim...
    Zarı atıyorum.
  • “Galatı meşhur, lügati fasihten evlâdır.” derler.
    Yani; meşhur olmuş, yaygınlaşmış yanlış kelime ve kullanımlar, artık unutulmuş ve bilinmeyen doğru kullanımlara tercih ediliyor
    --------------------------

    Tarihimizde doğru sandığımız ama yanlış bildiği-
    miz konular var ...
    Örneğin ...
    "Gel ne olursan ol yine gel..."
    Bu söz kime ait?
    "Mevlana" dediğinizi duyar gibiyim!
    Ancak ... 1368 yılına ait en eski Mevlana'nın Divan-ı Kebir' inde bahsi geçen rubai yok! İlerleyen yıllarda bu sözler, rubai sıralamasının en sonuna ekleniverdi!
    Sözün; Mevlana'dan 200 yıl önce Horasan'da yaşamış Ebu Said-i Ebu'] Hayr'a veya Efdalüddin-i Kaşani'ye ait olduğu iddia ediliyor ...
    ***
    Hani bildiğiniz meşhur bir Mevlana portresi var; dışı yeşil cüppeli, içi kahverengi abalı, kahverengi külah üzerine sarılmış beyaz sarıklı, boynu mütevazılıktan öne eğik, elinde doksan do-kuzluk beyaz tespihiyle orta boylarda ak sakallı olan.Her fırsatta her yerde kullanılan figür. Tanıdınız. Peki ... Sahiden Mevlana!ni o resimde tasvir edildiği gibi mi? Resimdeki Mevlana mı? Hayır!
    1960'lı yıllar ... Tahran Üniversitesi'nde, Mevlana konulu minyatür ve resim yanşması yapıldı. Birinci gelen resim; bizim bildiğimiz işte o resimdi...
    Mevlana Müzesi Müdürü Mehmet önder bu resmi beğenip Konya'ya getirip kartpostal olarak bastırdı ve kısa sürede tüm yurtta en çok kullanılan Mevlana resmi oldu!
    Kuşkusuz Mevlana'yı şişmanca ve orta boylu gösteren bu resim, Mevlana nın gerçek fiziksel özelliklerini taşımıyordu!
    14. yüzyılda yaşamış tarihçi Ahmet Eflaki Dede'nin Menakıbl'l Arifin adlı kitabında, Mevlana mı boyu yaklaşık 1,80' di ve çok zayıftı. Uzun sakallı değil -uzun sakal bırakmak kişide gururlanmaya neden olacağından- kısa sakala sahipti! Bugün gerçek bir Mevlana resminin var olup olmadığı bilinmiyor ...
    ***
    Yavuz Sultan Selim sanılıp okul kitaplarına bile giren meşhur küpeli resimdeki kişi, Şah İsmail' dir! ..
    ***
    "Kömürü ilk bulan kahraman" diye ders kitaplarına konan "Uzun Mehmet" de efsanedir; öyle bir kişi ve olay yoktur!
    ***
    Bilinir ki ...
    Kanuni Sultan Süleyman sağlığa çok önem verirdi; bu nedenle şu şiiri yazdı:
    "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi."
    Oysa doğrusu şu ...
    "Devlet" sözcüğü Arapça'dan gelir ve 19'uncu yüzyıla kadar bugünkü anlamda kullanılmazdı. Arapçada "devlet", feleğin çarkının dönüşünün bazı kişileri "talihli" kılması demekti. "Sıhhat" sağlık değil, doğruluk demekti. Yani ... Kanuni diyordu ki:
    "Hayatta en değerli şey mutluluktur
    Mutlulukların en yücesi bir nefes doğruluktur."
    ***
    Bilinir ki;
    "Kızıl Elma" kimi Turana milliyetçilerin hayali.
    gerçekleştirmek istedikleri Kafkasya-Orta Asya Turkleriyle birleşme stratejisi.
    Doğrusu şaşırtıcıdır ...
    Kanuni Sultan Süleyman, Yeniçeri Ocağı'na kendini 1 numara olarak yazdırdı. Ulufe dağıtılacağı zamanlarda sanki kendisi de maaş alıyormuş gibi ulufe kesesini alırdı. Üstellk bir de dokunaklı konuşma yapardı:
    "Kızıl Elma' da buluşalım ... "
    Vatikan'daki San Pietro Bazilikası'run tepesindeki kırmızı elmayı andıran küçük kubbesinden dolayı, Osmanli da "Kızıl Elma" Papa'nın simgesiydi. .. Kanuni'nin "Kızıl Elma' da buluşalım" dediği Vatikan'ın alınma hedefine işaret ediyordu!
    ***
    Tarihi bilmek, kavramak için olaylara iktisat perspektifinden bakmak gerekir.
    Bizim kaderimiz: Ekonomistler tarih bilmez. Tarihçilerimiz ekonomi bilmez!.. Bu nedenle ...
    Derler ki... "Osmanlı' da çok içki yasağı oldu, ama halk tarafından kabul görmediği için hep kaldırıldı!"
    İşte bu iktisat temelli düşünemeyen tarihçilerin uydurmasıdır! İçki yasağının kalkmasının sebebi, "zecriye" adı verilen gelir vergisidir. Osmanlı devleti din ile para arasında sıkışıp kaldı hep. Ekonomisi bozulup vergilere ihtiyaç duyduğundan içki
    yasağını kaldırdı.
    ***
    Tüm yasakların Şeriat'tan kaynaklandığını düşünmek de yanlıştır. Mesela denir ki, "Matbaa'nın gelişini şeriat engelledi!" Doğrusu; bunun dinle pek ilgisi yoktu; direnci gösteren lonca sistemiydi. Yani ... Karşı koyan -elyazmasından para kazanan-hattatlardı! Matbaacılık, elyazılarıyla geçimini sağlayan esnafın ticaretini tehdit ediyordu. Bu yüzden matbaa büyük bir dirençle karşılaştı ve hatta ayaklanmalar bile oldu; "Allah'ın sözleri nasıl makinede basılır?" Sanmayın ki din sadece siyasete malzeme edilir; işte böyle ticarete de mal edilir!..
    ***
    Devletin matbaaya soğuk bakmasının bir diğer yanı ise, matba-ayla çoğalan kitaplar sayesinde Avrupa' da Musevi ve Hıristiyanlar arasında din tartışmaları çıkmıştı; bu tür isyanların Osmanlı tebaası içindeki gayrimüslimleri de etkileyeceğini düşünüyordu.
    Bu korku o derece güçlüydü ki; tarihçi F. Babinger'e göre, elyazması Kuran-ı Kerim'in İstanbul'da çok pahalı olduğunu gören bir İngiliz, Londra'da matbaada bastırdığı Kuran'ı İstanbul'a getirdi. Fakat bunu öğrenen padişah tüm Kuran'ı denize attırdı!..
    ***
    Madem konu yazıdan kitaptan açıldı; doğru bilinen bir yanlışa daha dikkatinizi çekeyim ...
    Diyorlar ki: "Cumhuriyet'in ilk yıllarında az kitap yayımlanmasının sebebi Latin harflerine geçilmesidir." Sanki, Osmanlı döneminde çok mu kitap yayımlanıyordu? 1550'lerde sadece Kanuni hakkında Avrupa' da yüzlerce kitap yayımlanırken bize geç gelen matbaanın ardından 100 yılda bile
    toplam 50 kadar kitap yayımlandı. Aynı 100 yılda Japonya' da 10 bin kadar kitap basıldığı biliniyor.
    Okumayı-yazmayı ve kitap yayımcılığını Latin harflerine bağlamak, meselenin yine iktisadi yönünü kavrayamamaktan ileri geliyor! Gerçekte kitap üretimi ve onunla ilgili basın yayın
    faaliyetleri kapitalist işletme şeklini alınca; kültür, kitlesel boyut kazandı ve "kitapçılık" karlı bir üretim dalı haline geldi.
    ***
    Batı' da matbaa 15. yüzyılda icat edilmekle birlikte, yayıncılıkta kitle üretimine geçilmesi çok sonradır. 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar bir kitabın tirajı bini geçmiyordu. Aydınlanma yüzyılında patlama
    oldu diyebiliriz. Voltaire'in "Örf ve Adetler Üzerine Deneme" si rekor kırarak 7 bin basıldı.
    Evet ... Matbaa, Avrupa'da yeni tip aydın yarattı. Daha önce kiliseye, senyöre, öğrenciye muhtaç olan aydın, matbaa sayesinde kitap çıkardı ve gelir sahibi olmaya başladı. 16. yüzyılda Erasmus, yayınlarıyla hayatını kazanan dünyada ilk aydın oldu.
    ***
    Bugün bir Japon senede ortalama altı kitap okurken, bizde altı Türk yılda bir kitap okumaz! Hep bu Latin harfleri yüzünden!.. Voltaire bir kitabında şu acı tespiti yapıyor: "İstanbul'da bir yılda yazılanlar,
    Paris'te bir günde yazılanlardan azdır!"
    ***
    - ABD Başkam Ronald Reagau'clan ABD başkan adayı Al Gore'a kadar Amerikalı siyaset.çiler yıllarca Abraham Lincoln'den alıntı yaptı:
    •''Küçük adama yardım edeceğim diye büyük adamı deviremezsin; zenginleri yok ederek fakirlere yardım edemezsin!"
    Oysa, Lincoln'ün böyle bir sözü yoktu!.. Şöyle
    bir sözü vardı: "Bildigimiz değil, doğru zannettikleri miz başımızı belaya sokar"
    ***
    Dünyamıza gelen uzaylılan yazdığı Tanrılanrı Arabaları gibi kitaplanyla dünyanın en çok satan kitaplar listesine giren ve -çocukluğumda ben dahil- milyonlarca kişiyi kandıran Erich von Daniken aslında yazdıklarını Planete adlı bilimkurgu dergisinde kaleme alınan kurgulardan kopyalamış Zaten daha önce zimmetine para geçirmekten birkaç kez ceza almış ...
    ***
    Boney M.'den Spice GirJs'e, The Monkees'ten Milli
    Vanilli'ye kadar albüm kapaklannda fotoğraflannı gördüğünüz, ekranda seyrettiğiniz dünyaca ünlü pop şarkıcıları; aslında "perde arkasında" şarkı söyleyenlerin yüzü olup sadece dudaklarını
    oynatıp dans ettiler ...
    ***
    Şampanya Fransızların değil İngilizlerin icadıdır ...
    ***
    - Develer hörgüçlerinde su değil yağ taşırlar; anavatanı Afrika değil Kuzey Amerika kıtasıdır ...
    ***
    - Boğalar renkkörüdür; boğayı sinirlendiren matadorun elindeki kırmızı pelerin değil, pelerinin hareketidir ...
    ***
    Siyasi-ekonomik-kültürel anlamda doğru bilinen yanlışlar üzerinde duracak olursak:
    - Napoleon Mısır'ı işgal ettiğinde Fransızlar, "Gizlice Müslüman oldu; gerçek adı Ali Bonapart'tır" diye halkı kandırdı.
    - Almanlar İkinci Dünya Savaşı'nda Müslümanları yanlarına çekmek için şu yalanı ortaya attı:
    "Hitler gizlice Müslüman oldu; adı, Haydar' dır!"
    - İtalyanlar boş durur mu; "Mussolini gizlice İslam'ı seçti; adı-soyadı Musa Nili," dediler.
    - İngilizler baktılar ... Kıbrıslı Türkler kendilerine ateş püskürüyor; Prens Charles'ı Müslüman yaptılar; adı, "Hüseyin" idi!
    - En renklisini rahmetli Kaddafi söyledi; "Shakespeare Müslüman idi ve adı Şeyh Pir" di!..
    ***
    Galat-ı meşhur; kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış bir biçimde kullanılması sonucu, doğrusunun yerini alma halidir. Kimi örnekler vereyim: Arapçada "mektep", büro-yazıhane anlamlarına gelirken, dilimizde sadece "okul"
    manasında kullanılıyor.
    İspanyolcadaki "baraka" balıkçı kulübesi anlamında kullanılırken, bizde "eğreti yapı" anlamında kullanılıyor. Farsçada "rüzgar",
    zaman, vakit anlamındayken bizde "yel" anlamında kullanılıyor. Ve ... Türkçeye Arapçadan geçen ve aslında çoğul isim olan; evrak (tekil: varak), evlat (tekil: velet), eşkıya (tekil: şaki) gibi sözcüklere yine çoğul eki getirmek de kabul gören yanlışlardan. Yani, "tüccar" zaten çoğul anlamındayken biz "tüccarlar" diyoruz! Deyimler de var: "Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" atasözünde geçen
    "ana" kelimesinin aslı "ane" ve o dönem Bağdat yakınlarındaki ünlü uçurumun adıdır. "Göz var, nizam var" deyiminin doğrusunun "Göz var, izan var" şeklinde olması gerekir. "İzan", anlama yeteneği anlamında kullanılıyor. Keza ...
    Hayal kırıklığına uğramak anlamında kullanılan "süküt-i hayale uğramak" deyiminde "süküt" sözcüğü yerine doğru sözcük; kırılmak, parçalanmak manasındaki "sukut"tur. vs.

    Soner Yalçın
  • 86 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Filmini izleyip beğendiğim için, rastgele görüp de aldığım kitap.

    Kaplumbağalar da uçar gibi film replikleri ve film sahnelerinden verilen bilgilerle senaryo gibi okunan bir kitap.

    Fransız bir kadın
    Japon bir erkek

    Barış konulu bir film çekimi için Japonya'ya gelen Fransız bir kadın oyuncu ile Japon bir mimar olan adamın aşkını anlatılıyor. Film çekimleri bitmiş yalnızca son bir sahne kalmış çekilmesi gereken... Ülkesine dönmeden bir gün önce yaşanan, bir aşk.

    Kadın Neversli.
    Aşık olduğu Alman subay öldürülünce ve böyle utanç verici bir alkın cezası olarak kadının saçları kesilip, mahzene kapatılınca Nevers kadının aşkıyla birlikte aklını da kaybettiği yer olarak kalıyor.

    Önsözde de belirttiği gibi;
    "Saçlarını kazımışlar Nevers'de, 1944'te, yirmi yaşındayken. Bir Alman'mış ilk sevgilisi. Kurtuluş sırasında öldürülmüş.
    Saçlarını kazıyıp bir mahzene kapatmışlar onu Nevers'de .
    Ancak Hiroşima'ya bomba atılınca, mahzenden çıkıp sokaklardaki çılgın kalabalığa karışabilecek duruma gelmiş."

    Bu olayı anlattığı ilk ve tek kişi o tek gecelik ilşki yaşadığı Japon mimar.

    İzleyenler bilir, bir aşk filmi görünse de yalnız aşk filmi değil. Yaşanılan aşkın yanında, savaşın bıraktığı kalıntıları, acıları, geçmişi… hem görsel olarak hem de sözlerle aşk ile harmanlayıp anlatıyor.

    Başları, kalçaları kopmuş gövdeler, yanan bedenler... annesinin ölümüne ağlayan bir çocuk...

    20. Sayfadaki şu alıntı, görmek, hissetmek, yaşamak arasındaki fark;

    #41361065

    Herkes yaşadığını bilir. Kimse kimsenin aynı acıyı yaşasa bile tamamıyla anlayamaz.

    Çok güzel ve düşündürücü bir önsöz ve diyaloglarla başlayıp biten kitap. Önce filmini sonra kitabını tavsiye ederim. Keyifli okumalar ve izlemeler diyemeyeceğim...

    Sonuçta onun adı HİROŞİMA!

    İnsanlığın kaybettiği bir yer daha.
    Tarih: 6 Ağustos 1945
    Yerel saat: 08:15′te
    ABD Hava Kuvvetlerine ait "Enola Gay" adlı B-29 bombardıman uçağı
    Japonya'nın Hiroşima kentine "little boy" (küçük çocuk) adı verilmiş bir atom bombası attı.

    Şu güzel şiiri de eklemeden edemeceğim...

    Kapıları çalan benim 
    Kapıları birer birer. 
    Gözünüze görünemem 
    Göze görünmez ölüler.

    Hiroşima'da öleli 
    Pluyor bir on yıl kadar. 
    Yedi yaşında bir kızım, 
    Büyümez ölü çocuklar.

    Saçlarım tutuştu önce, 
    Gözlerim yandı kavruldu. 
    Bir avuç kül oluverdim, 
    Külüm havaya savruldu.

    Benim sizden kendim için 
    Hiçbir şey istediğim yok. 
    Şeker bile yiyemez ki 
    Kâat gibi yanan çocuk.

    Çalıyorum kapınızı, 
    Teyze, amca, bir imza ver. 
    Çocuklar öldürülmesin 
    Şeker de yiyebilsinler.
  • Ölüm haikularda genelde çiy tanesi ile sembolize edilmiş. İnsan ölüm karşısında güneşte eriyen çiy tanesi gibi geçici ve dayanıksız.

    Nasıl da dayandın
    Yetmiş yıl
    Çiy tanesi
    *
    Yaşlılık
    Yaprakta ağırlaşan
    Çiy tanesi
    *
    Ayrılık sözü mü
    Eriyen kar
    Kokusuz
    *
    Elveda
    Gidiyorum işte her şey gibi
    Otta bir çiy

    Ölüm haikularda genelde çiy tanesi ile sembolize edilmiş.
  • Henüz okumakta olduğum ABUM BARUM'un 17 sayfasında geçen " köşede iğreti duran bir kâğıtta Yomota Inuhiko'nun okuyana ölüm ve lanet getiren "tomino'nun Cehennemi" adlı şiiri yazılıydı. Önce ezberinden birkaç dize mırıldandı. Ama herkes gibi o da şiirin sonunu getirmeden kağıdı bıraktı; lanete uğramamak için." Alıntısı merakımı cezbetti bir baktım nedir ne değildir diye;
    Kısaca japon efsanelerinde yerini bulan bir yazarın kitabında geçmekte olan Tomino'nun Cehennemi adlı şiiri sesli okuyan insanlar deliriyormuş, lanetleniyormuş.

    Buyrun okuyalım :)


    Ablası kan kustu, kız kardeşi alev
    Ve sevimli Tomino da cam bilyeler
    Tomino cehenneme tek başına düştü
    Cehennem karanlığa sarınmıştı, çiçekler dahi açmıyordu hatta
    Şu kamçılı kişi Tomino'nun ablası mı
    Kamçısının hedefi kim acaba
    Vur, vur hiç durmadan
    Tanıdık Cehennem tek bir yol
    Ona karanlık cehennemde eşlik eder miydin
    Altın koyuna, çalı bülbülüne
    Deriden cebine ne kadar koydu acaba
    Bu tanıdık cehenneme giden yolculuk için
    Ormana da ırmağa da geliyor bahar
    Hatta karanlık cehennemin ırmağına da
    Kafesteki çalı bülbülü, yük arabasındaki koyun
    Sevimli Tomino'nun gözlerindeki yaşlar
    Ağla çalı bülbülü, yağmur yağan ormana doğru
    Kız kardeşini özlediğini söylüyor
    Ağlayan çığlıkları cehennemde yankı yapıyor
    Tilki şakayıkları açıyor
    Cehennemin yedi dağı ve ırmağını dolaşır
    Sevimli Tomino'nun yalnız yolculuğu
    Eğer cehennemdelerse getir onları bana
    Mezarlardaki iğneleri.
    Kırmızı iğneyle işaretlemeyeceğim
    Sevimli Tomino'nun hedeflerini

    Orjinali de bu bilenler için :))

    Ane wa chi wo haku, imoto wa hihaku,
    kawaii tomino wa tama wo haku-
    Hitori jihoku ni ochiyuku tomino,
    Jigoku kurayami hana mo naki.
    Muchi de tataku wa tomino no aneka,
    Muchi no shubusa ga ki ni kakaru.
    Tatake yatataki yare tataka zutotemo,
    Mugen jigoku wa hitotsu michi.
    Kurai jigoku e anai wo tanomu,
    Kane no hitsu ni, uguisu ni.
    Kawa no fukuro ni yaikura hodoireyo,
    Mugen jigoku no tabishitaku.
    Haru ga kitesoru hayashi ni tani ni,"
    "Kurai jigoku tanina namagari.
    Kagoni yauguisu, kuruma ni yahitsuji,
    Kawaii tomino no me niya namida.
    Nakeyo, uguisu, hayashi no ame ni
    imouto koishi to koe ga giri.
    Nakeba kodama ga jigoku ni hibiki,
    Kitsunebotan no hana ga saku.
    Jigoku nanayama nanatani meguru,
    Kawaii tomino no hitoritabi.
    Jigoku gozarabamo de kitetamore,
    Hari no oyama no tomebari wo.
    Akai tomehari date niwa sasanu,
    Kawaii tomino no mejirushini.