Yüzlerce kez canıma kıymanın eşiğine geldim fakat yine de seviyordum hayatı. Bu gülünç zaaf belki de en vahim eğilimlerimizden biridir; biteviye yere çalmaya can attığımız bir yükü daima taşıma arzusu..
Hiper-realitenin şehvetine kapılan kitleler, artık gerçekle yüzleşecek zihni ve duygusal donanımlarını yitiriyorlar. Ekrandaki mükemmel, yaldızlı, biteviye akan kurgular gerçek, eksik, karmaşık ve sınırlı hayatların yerini alıyor.
hiper-realite : gerçek ile taklidin birbirine karıştığı, hatta taklidin "daha gerçek" olarak algılandığı yapay bir durum.
Biz yaşlandıkça,duyusal sistemlerimiz de keskinliğini kaybediyor. Beynimizin işlevsel ve uyanık kalması için asgari sayıda uyarıyı alması gerektiğini düşünürsek, bu keskinlik azalması veya daha karamsar bir deyişle, yaşa bağlı duyusal yetenek kaybımız, bizleri belli riskler altına sokuyor.
Zaman veya çevredeki değişimleri algılamakta zorlanıyoruz ve tekrarlanan hareketler üretmeye başlıyoruz. Yani olduğumuz yerde sallanmaya başlıyoruz, aynı şeyi biteviye sayıklıyoruz vesaire. Aslında bu tekrarlanan hareketlerimiz, bir anlamda çabalamak olarak da ifade edilebilir; zira dış dünyadan gelen duyusal uyarıları kaybedince, yerine bilinçsizce içsel uyarılar üretip hala yaşadığımıza kendimizi inandırmak istiyoruz.