Hadîd Sûresi 20.
Biliniz ki dünya hayatı, (aslında sadece bir) oyun ve oyalanma (süreci ve geçici), ziynetlenme (zevklenme) ve aranızda (gururlanıp) övünme (vesilesi) ve daha çok mal ve evlat (makam ve taraftar) sahibi olma hevesinden ibarettir. Bu ise şu yağmura benzer ki, onun (topraktan) bitirdiği yeşillikler, (önce) ekincilerin hoşuna gitmektedir. Ama bu bitkiler, (düşünün ki daha) sonra (meyve vermeden birden) kuruyuverecek ve sapsarı olduğu görülecek, ardından çer çöp olup gidecektir. Ahirette ise, (kulluğunu-görevlerini unutup dünyaya dalıverenleri) çetin (ve sonsuz) bir azap (beklemektedir;dünyalıklarını Allah’ın emirlerine uygun olarak kazanıp O’nun yolunda harcayanlar için ise) orada Allah’ın rızası ve afv edip bağışlaması vardır. Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçimlikten (ve geçici bir süreçten) ibarettir.
Din
İnsanlar için durum o kadar vahim durumda hoş içlerinde olmasa da
Yalanlarla, sahteliklerle, kandırmacalarla yaşarken nasıl doğru, gerçek ve şeffaf olacaklarını ya da olduklarını sanıyorlar, merak ediyorum doğrusu. Yaşamınız onların üzerine kuruluysa siz de onlarsınız ki: Olmayan rahatsız duyup kendisini ya da çevresini değiştiriyor çünkü. Uyum sağlaması söz konusu değil: Bir şeyin ucundan tutar ve arada dolaşır. Çoğunluğu baz almak yerine gerçeği ya da doğruyu baz almanız gerekirdi. O yüzden anlaşamıyoruz: Bile isteye anlaşamıyorum. Onlar için sarf edeceğim efor varsa o da hiç bulaşmamaları için olmalı. (: Değişken ruh halinde ve sürekli yenilik- gelişim gösterme sağlarken kendimden dahi bazen sıkılırken sizin ilgimi çekmeniz ne kadar mümkün? Neredeyse herkeste el, kol, beyin, kafa, ayak var. Ama bakınca neredeyse herkesler. Ne konuşacağız, ne yapacağız? Ben sadece oturma sağlandığı için hoşlanmıyorum. Bazen konu açınca da satırdan taşan çizgi muamelesi görüyor hop yine aynı ve saçma konulara giriyorlar. Tavırları bile aynı. Tipleri farklı ama o fark da etkisiz. Yine aynı: Anlamsız ve boş geliyor. Çoğunun yüzü de yok aslında. Duvara baksam en azından onun rengi ya da malzemesi hakkında bir fikir sahibi olabilirdim. Ama insanlara bakınca o da yok. İnsan görüyorum ama insan da insan göremiyorum. Dünyada bitkiler, hayvanlar, kitaplar, şarkılar, filmler... ile sadece ben kalmışım gibi hissediyorum. Hayatı böyle yaşıyorum. İnsanlarla olan kısımlarda önemsiz ve aceleci davranıyorum. Çocukları görüyorum ama bazılarında ışık yok ya da ruhu yetişkin olmuş. Neşeden uzak. Anlıyorum ki acıyla ya da üzüntü ile erken tanışıp olgunlaşmak zorunda kalmış. Onların içini görüyorum: yüzleri olmasa da, göremesem de. Bu bir yandan korkunç ama öbür yandan güzel. Eksisini bırakıp artılarını çoğaltmaya çalışıyorum. Çünkü toplamada sıfır etkisiz olsa üstüne
Hayata Dair
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Bazen ihtiyacımız olan, çözüm değil, hatırlamaktır..."
Dün, uzun bir aradan sonra defterime yazarken sonlara doğru kendimi ağlar buldum: 6 sayfa yazdığımı fark etmemiştim ama elimde benle yorulmuştu. (: Ya hep ya hiç kişilikle denge için çabalarken "... Evet, geçmişte ya da dünde veya birkaç saat öncede kalan her şeyin olması gerektiği gibi tam ve sağlam bitmesini niyet ediyorum: Olmeden tekrar doğamam. Tekrar doğabilmem için nelerin olmesi gerekiyorsa olsün. Nelerin unutulması gerekiyorsa unutulsun, neler yarımsa tamamlansın, nelerden kurtulmam gerekiyorsa kurtulayım, neleri/ neyi atmam gerekiyorsa atayım , ne birikmişse su gibi akıp gitsin. Gitsin ki ben biraz ben olabileyim..." böyle yazarken bir de iyi geliyor diye su sesi açmıştım. Suyun içimi yıkayıp arındırdığını hissettim ve bazen "Daha sonra." deyip biriktirdiğimiz o duygular da iki çeşme olarak boşaldı. O kadar sakin ve kolaydı ki sanki ağlamak yerine gülümsüyordum. Tuhaftı ama güzeldi. Bir de tam kendimi salıp sel akıntısı sağlayacakken ablamın gelmesiyle dinmişti. O an içimden sövmemek için kendimi tutsam da homurdanmamı tutmak istemedim. Bir kelime resmen ağlama tuşum haline gelmiş ve basmıştı. Böyle bir şey beklemediğim için hala garipsiyorum ama ağlamayı sevdiğim için lafı olmazdı. Bir şeyler için düşünüp çıkmazda hissederken başka uygulamadan çıkmak üzereyken önüme dua düştü. Samimi ve doğallıkla edilmiş olanlar ilgimi çektiği için merak ettim. Başkası vesilesiyle bana, ben vesilesiyle de size gitsin. 🌻 Uzun diye biraz kırpıyorum "... Allahım konuşamadığı her şeyi dua kabul et. İçinde sessizce yaşadığı yükleri hafiflet. Geceleri kaygılarıyla değil, rahmetinle uyusun. Kendi bile meye ihtiyacı olduğunu unutmuşsa Sen bil, Sen tamamla. Ve dedim ki: Çıktığı yollarda güzel insanlarla karşılaştır onu. Kalbini incitenlerden uzak tut. Dünyası daraldığında ona
Alıntı
Fosil bitkiler, milyarlarca yıllık evrimsel geçmişin kayıp dünyalarına dokunmamızı sağlar. Taşlaşmış her yaprak ve kök; dinozorların, kılıç dişli kedilerin ve hatta insanların bile bitkisel atalarının evrimsel çabaları olmadan var olamayacağını gösterir. Bitkilerin kesintisiz büyümesi atmosferi oksijenle doldurmuş, hayvanları karaya çıkmaya teşvik etmiş ve nihayetinde atalarımızın anatomisini şekillendiren ormanları oluşturarak bugün hayranlık duyduğumuz pek çok tarihöncesi canlının evrimini mümkün kılmıştır. Onlar olmadan ne geçmişimizi anlayabilirdik ne de geleceğimizi… Bilimsel temelli anlatı tekniğiyle tanınan paleontolog Riley Black, bizi bitki evriminin kritik anlarının yaşandığı tarihöncesi denizlere, bataklıklara, ormanlara ve savanalara götürüyor. Her bölümde hem bitkiler hem de hayvanlar sahnede yer alırken, türler arasındaki etkileşimlerin bugün “yuvamız” dediğimiz Dünya’yı nasıl şekillendirdiği ortaya konuyor. Black, bizi Hayat Ağacı’nın giderek büyüyen gövdesi boyunca yönlendiriyor; taşlaşmış sessiz kayıtların içinden, kadim köklerden günümüze uzanan evrimsel hikâyenin dallarını keşfetmeye davet ediyor. Dünya Yeşilken, tarihöncesi bitkiler ile Dünya’daki yaşam arasındaki kadim ilişkiye dair büyüleyici bir anlatı.
Siz veganlar! Amacım düşüncelerinizi değiştirmek değil. Ama yine de bir şeyler söylemek istiyorum. Veganlığın temel amacının hayvansal ürünleri reddetmek olduğunu düşünüyorsak, yapay et kavramı felsefi açıdan tartışmalıdır. Ayrıca bitkisel bazlı olsa bile "vegan et" ifadesi de kavramsal olarak sorgulanabilir. Çünkü "et" kavramı birçok kişi için sömürülen, acı çeken veya öldürülen hayvanları çağrıştırır. Bu nedenle veganlığın savunduğu etik değerlerle ne kadar uyumlu olduğu tartışmaya açıktır. Bunun yanında, eğer mesele yalnızca hayvanların acı çekmesini önlemek, yaşayan bir canın öldürülmesini veya sömürülmesini engellemekse yapay et etik açıdan kabul edilebilir görülebilir. Ancak sorun hayvansal kökenli gıdaların kendisiyse, bu ürünler veganlığın bazı yorumlarıyla çelişebilir. Ben hayatım boyunca fleksitaryen bir yaklaşıma daha yakın oldum. İnsanların hayvanları sevip aynı zamanda et tüketebilmesini anlayabiliyorum; çünkü insan biyolojik olarak hepçil bir canlıdır. Ancak tamamen hayvansal ürün karşıtlığı üzerine kurulu bazı vegan argümanlarının kendi içinde tartışmalı yönler barındırdığını düşünüyorum. Örneğin bitkilerin bilinç sahibi olmadığından hareketle onların tüketimini sadece etik kabul edip, yalnızca hayvanların tüketimini ahlaki sorun olarak görmek bana yeterince ikna edici gelmiyor. Bu da bitki sömürgeciliği gibi geliyor tek tip bir beslenme. Bitkiler de canlı organizmalardır ve insanlar yaşamlarını sürdürürken kaçınılmaz olarak başka canlıları tüketir veya kullanırlar. Bu nedenle bana göre mesele, hiçbir canlıya zarar vermemek değil, verilen zararı mümkün olduğunca azaltmaktır. Fleksitaryenlik de tam olarak bunu hedefler: Beslenmenin büyük kısmını bitkisel kaynaklardan karşılayıp hayvansal ürün tüketimini azaltmak. Bu yaklaşım hem çevresel etkileri ve
1000Kitap
Kitaplar Hangi Bitkiler Olurdu?
Söğütler: Siyah Süsen Zincire Vurulmuş Prometheus: Echium Pininana Yeşilin Kızı Anne 5: Kaudupul Çiçeği Balonla Beş Hafta: Frezya Çiçeği Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu: Denizyıldızı Çiçeği Kürk Mantolu Madonna: Barış Zambağı