Ama günümüzde, hayatımızda sonsuz bir nizamsızlığa mahkûmuz. Bunu bize dayatanlar nizamsızlığımızdan korkuya kapılıyorlar. Bu yüzden de bizi dışarıda tutacak duvarlar inşa ediyorlar. Yine de duvarları asla o kadar uzun olamaz, etraflarından, üzerlerinden, altlarından geçmenin bir yolu bulunur..
Erkekler! Onlar bizim masumiyetimizin, iç huzurumuzun düşmanıdır; bizi ailelerimizin sevgisinden, kız kardeşlerimizin dostluğundan ayırır, bedenimize, ruhumuza sahip olur, köpeği kulübesine zincirler gibi çaresiz hayatlarımızı kendi hayatlarına bağlarlar. En iyisi bile ne verir peki bize bunun karşılığında?
Stoacılar (örneğin, Hrisippos, Zenon, Cicero, Marcus Aurelius) bize iyi yaşamayı öğrenmenin iyi ölmeyi öğrenmek, aynı şekilde iyi ölmeyi öğrenmenin de iyi yaşamayı öğrenmek olduğunu öğretmiştir.
Cicero, "Felsefe yapmak ölüme hazırlanmaktır," der. Aziz Augustinus, "Bir adamın benliği yalnızca ölümün karşısında doğar," diye yazmıştır.
Bu kapkara topraktan çıkan bu bembeyaz, bu sapsarı, bu mavi, bu kırmızı çiçekler acaba bize toprağın altında gizli olan harikulade bir âlemden haber vermek istiyorlar da bunun biz bir türlü farkına varamıyor muyuz dersiniz?