• 216 syf.
    -Cinsel Şiddet Üzerine Safsatalar-

    Kadına yönelik şiddet, özellikle de cinsel şiddet söz konusu olduğunda araştırmalar öncelikle kurban profili çizmeye odaklandı. Erkekler belirli kadınları şiddet nesnesi olarak seciyorsa sorumluluğun bir kısmı da bu kadınların çekiciliklerinde veya normun dışında-aşırılıklarında aranmalıydı. Kadınlara bile "neden ben?" sorusunu sordurtan düzenin vahşiliği ortadadır ve bu sorunun yanıtı basittir: rastlantı ve kolaylık. "O saatte orada ne işi varmış" gibi popüler bir savunmadan bu iki sonucu çıkartmak kolaydır. Kadın cinsinden olanlar için uygun görülmeyen saatler ve yerler vardır. Daima vurgulandığı gibi bu kurallara uyan kadınların başına bir şey gelmez. Edepli kadınların ırzına geçilmez. Başlarına bir şey gelenler zaten bu kurallara uymadığı için başına gelebilecekleri kabullenmiş, hatta bunu arzulayan o yolun yolcusu kadınlardır.

    Dikkatleri kurbanlaştırılmış kadınlar üzerinde yoğunlaştırmak erkek-egemenlik için en ufak bir tehdit oluşturmayacaktır ve oluşturmamıştır da. Çünkü erkek cinsel şiddetinin ipucu kadınlarda değildir. Erkekliğin kayıp gönderge* olması işte tam da burada devreye girer. Kadını tecavüze uğrayan olarak göstererek tecavüz edeni konudışı bırakır. Bu nedenle tecavüz bir erkek sorunu değil kadın sorunu olarak algılanır. Carol J. Adams'ın Etin Cinsel Politikası eseriyle kullanımı yaygınlaşan 'kayıp gönderge' ifadesini anlamak için şu pasaj önemlidir:
    ----------
    'Ataerkil değerler kayıp gönderge sistemi aracılığıyla kurumsallaşır. Etten bahsederken kullandığımız dilde cesetlerin olmaması gibi, kültürel şiddetin açıklamalarında da çoğunlukla kadınlar kayıp göndergedir. Bil­hassa tecavüz öyle etkili bir imgeleme sahiptir ki bu ifade kadınların gerçek deneyimlerinden başka şiddetli tahribatlara da me­cazi olarak uygulanır; 1970’lerin ilk yıllarında ekolojik yazında geçen “dünyaya tecavüz edilmesi” gibi. Böylece kadınların dene­yimi başka baskıları açıklamak için bir araç haline gelir. Cinsel şiddetin dili mecazi anlamda kullanıldığında, bizzat bedenlerine tecavüz edilen kadınlar kayıp gönderge haline gelir. Bu terimler, kadınları değil anca onların deneyimlerini akla getirir.'
    -----------
    Geleneksel anlayışta tecavüzü kadının kışkırtığı ya da davet ettiği yolundaki söylemler, desteğini kriminolojinin bir alt dalı olan ve kurbanın suçun oluşmasındaki payını inceleyen kurban-bilimden(bkz: victimology) alır. Suçu kurban açısıdan açıklamaya çalışmak kurbanın ikinci kez şiddete uğramasına sebep olur ki asıl niyet de budur zaten. Eş zamanlı olarak toplum tarafından uygulanan mağdur suçlayıcılık ile birlikte kadın siner ve tecavüz en az bildirilen suç haline gelir. (bkz: magdur suçlayıcılık)

    Kurban profili çizilmeye çalışılan 70li yıllardakı şovenizmin sakat mantıgına karşı, tecavüz kadınların yogun cabalarıyla 'kesfedildi'. Kurban profili çizmek, şiddete özel bir neden aramaktır. Eva Lundgren’in Şiddetin Normalleştirilme Süreci kitabında bahsettiği gibi, şiddete 'neden' sorusunu sormak, şiddete dahil olan politik ilişkileri ve süreci göz ardı eder ve şiddeti normal görmek ile anormal görmek arasında gidip gelmeye sebep olur. Şiddet gösteren erkek ya tamamen normal ya sapkın görülür. Oysa tecavüzcüler çoğunlukla toplumun normal erkekleridir. Bu şekilde normal, sıradan erkekler ile şiddet gösteren arasındaki bağlantı gözden kaçırılır ve histerik bir biçimde öne çıkan şiddet haberleri, hiçbir biçimde şiddete sekte vurmadığı gibi medyanın kullandığı eril dil sebebiyle yeniden yeniden üretilir.
    ----------------------------------
    Tecavüz: Hastalık Değil Erkeklik!

    Gercek tecavüzün ne olduğu yönündeki mitler, tecavüz mağdurlarını ezmeye ve erkekliği güclendirmeye yarar. Mary Daiyl'nin vurguladığı gibi: Ataerki kandırmacasını mitlerle sürdürür. Toplumun anlayışında klasik tecavüz hastalıklı, ayyas, sapkın erkeklerin icra ettiği ve hafifmesrep kadınların başına gelen, karanlık ve tenha yerlerde gerçekleşen bir olaydır. Ancak arastırmalar bize tecavüzün ve şiddetin çok büyük oranda aile içinde yasandıgını gösteriyor. Bu mitte öne sürülen tecavüzcü erkeklerin hasta olduğu yönündeki sav, bir hafifletme aracıdır. Zira hastalık irade dışı gelişir ve hastalık sahibini magdur konumuna sokar. Oysa tecavüzcü erkekler toplumun normal erkekleridir. İşlerine gider, evlenir, çocuk yapar ve aramızda dolaşırlar. Tecavüz failinin patolojisinin incelenmesi, tecavüze yapılacak genel bir açıklamayı geciktirmiş ve ortadan kaldırılması gereken bir erkeklık sorunu olması gerekiken kacınılması gereken bir kadın sorunu haline getirilmiştir. Şiddet, dilde başlar bu nedenle erkekliğe hastalık demekten acilen vazgecmek zorundayız.

    Tecavüz eden bazı erkeklerin, tıpkı hırsızlık yapan bazı insanlar gibi, akıl hastası olduklarından şüphe edilemez. Bununla birlikte tecavüzle ilgili ampirik çalışmalar, suçu işledikleri sırada erkeklerden yalnızca %5 gibi küçük bir bölümünün psikotik olduğunu göstermiştir ki bu, psikopatolojinin şiddete dayalı cinsel davranışın çok önemli bir bölümünü açıklayamadığını kanıtlar.*

    Cinsel şiddetin birkaç hastalıklı erkek ile ilgili olduğunu varsaymak, o erkeklerin tedavi edilmesini ve kadınların da o az sayıdaki hasta erkekten uzak durmasını gerektirir. Uzak durmamışsa kurban bir anda kendisini suçlu konumununda bulur. Mesele tecavüze meyilli 3-5 erkekse tecavüz neden erkekleri ilgilendirsin ki! Egemenin erkek olduğu bir toplumda oldukca anlaşılır bir ideoloji.

    Scully şöyle diyor:
    "...Tecavüz bir hastalık olan gören modelinin temelinde iki varsayım yeralır: Tecavüz akıl hastalığının yol açtığı bir sonuçtur ve genellikle denetlenemeyen bir cinsel dürtünün sonucudur. Burada tecavüz eden erkeklerin kendilerini denetleme yeteneğinden yoksun oldukları ve 'hasta' dengesiz bireyler olduklarıdır. Bu durumda tecavüz 'yükselen bir itkinin atlama noktasındaki ifadesi' olarak görülmektedir."

    Ve Scully "tecavüzcü kimdir?" sorusuna "Tecavüzcü her erkektir" diye cevap veriyor.

    Patriyarkal söylemler, devamlı tecavüzün cinsel boyutunu öne çıkarıp erkekliğin denetlenemez cinsel içgüdülerine atıfta bulunur. Cinsel açıdan açlık çeken erkeğin tecavüze meylettiği öne sürülür. Oysa konuşulan tecavüzcülerin neredeyse yarısı, %46'sı, suç işledikleri sırada va evli ya da biriyle birlikte yaşıyor oldukları için, erkeklerin iki tarafın isteğiyle cinsel ilişkide bulunma fırsatından yoksun oldukları iddiası tutarsızdı.*
    ---------------------------------------------
    Pornografi: Tecavüzün Normalleştirilmesi

    Cinsel şiddeti hem üretmede hem gerekçelendirmede en etkili faktörlerden birisi de pornografidir. Pornografi cinsellik ve şiddetle ilgili iki tehlikeli fikir sunar:
    İlki, şiddetin normal kadın erkek ilişkisinin bir parçası olduğu ve dolayısıyla tecavüzün normalleşmesi. İkincisi ise kadınların tecavüz edilmekten zevk aldığıdır. Bu mesajlar, tecavüzden çok daha tehlikelidir ve tecavüzü diğer şiddet biçimlerinden ayırır. Örneğin bombalama, hırsızlık vb suçlarda kurbanın zevk aldığı düşünülmezken tecavüz edilen kadının bundan zevk duydugu hatta bu sebeple şikayetçi olmadığı gibi yargılara varılır.
    --------------------------------------------
    Kadına Şİddetin Sorumlusu Olarak Kadın: Anneler

    Erkek-egemen düzenin, tecavüzü çözümlemede üzerinde durduğu bir diğer manipülasyon kurbanı da annelerdir. Anneler oğullarını düzgün yetiştirebilse bu tür sorunlar olmayacaktır. Konu çoğu zaman olduğu gibi, kadına şiddette kadının rolüne gelir ve dolaylı yoldan kadın suçlanır. Bu konuda algılarımızı biraz daha geniş tutup annelerin baş rolde olduğu anasoylu toplumlardaki tecavüz oranlarına göz atabiliriz. Eğer iddia ettikleri gibi annenin yetiştirmedeki etkisi tecavüzün sebebiyse kadınların hakim olduğu toplumların bir özelliği olması gerektir. Oysa bu anasoylı toplumlar barışçıl, dengeli, rekabetçi olmatan toplumlardır ve kadınlara karşı savaşıldığı ve kaıdnın kötülendiği enderdir. Tecavüz ve kadınlara yönelik şiddet, tam tersine kadının ekonomik, sosyal, siyasi olarak toplumun dışında tutulduğu ataerkil toplumlarda görülür.
    ----------------------------------------------
    Şiddetin En Görünmez Yüzü: Partner Şiddeti

    İncelemeler, kadınların daha çok kadınların umumi bir yerde veya evlerine giren birinin tecavüzüne uğradığında şikayetçi olduklarını gösteriyor. Mahkemede suçlanacagı korkusu, anlattıklarına inanılma, dalga geçilme, tehdit, aiesini koruma gibi sebeplerle partner cinsel şiddeti şikayet edilmiyor. Ve belki de tecavüzün en tehlikelisi partner şiddetidir. Sokakta bir yabancının tecavüzüne uğrayan kadın ne yaşadığını bilir ancak aynı evin içerisinde sistematik olarak tecavüze uğrayan kadın bunu kadınlık görevi zanneder ve yasadıklarını anlamlandıramaz. Bir erkekle yakınlık ne kadar çoksa toplumun hassasiyeti o oranda azalır ve olay şiddet kapsamından uzaklaşip mahremiyetin alanına hapsedilir.

    Bu nedenle bu kitapta da röportaj yapılan suçlular genelde yabancı birilerine tecavüz ettikleri için tutuklanabilmiş kişilerdir. Ayrıca tecavüze ek olarak yaralama gibi suçlar da işlemiş ve eğitim seviyesi düşük insanlardır. Bu da bizi toplum içerisinde gizli tecavüzcülerle bir arada yaşadığımız gibi korkunc bir gerçeğe götürür. Artık biliyoruz ki cinsel şiddetin failin eğitim drumu ve statüsüye bir bağlantısı yoktur. Her sosyal statüden erkek tecavüz suclusu olabilir. Scully'nin tecavüzcü her erkektir derken anlatmak istediği de budur.

    Her erkeğin tecavüzcü olabileceği gerçeği, insan nüfusunun yarısının hayatını yoğun bir biçimde etkiler. Kadınlar tecavüzden ve yabancıların saldırısına uğramaktan korktukları için yaşam biçimlerini buna göre düzenliyorlar. Dolayısıyla Warr'un belirttiği gibi, tecavüzün toplumsal sonuçları doğrudan tecavüz kurbanı olmuş kadınlarla sınırlı değildir. Gerçekte tecavüz korkusu kadınların yaşam biçimini, suç korkusunun erkeklerin yaşamlarını kısıtladığından çok daha köklü biçimde kısıtlamaktadır. Örneğin Warr'un araştırmasına katılan erkeklerden pek azı suç riski nedeniyle yaşam biçimini değiştirdiğini söylemiştir.* Her zaman söylediğimiz gibi, egemenin değişmek için bir sebebi yoktur. Baskı gören olarak biz düzeni değiştirebiliriz ve değiştiriyoruz. Tüm bu baskıya karşın toplumun kadınları nasıl diri diri gömdüğünü görmek istemiyorlar hâlâ. Çünkü çoğunluk toprak atan tarafta.
    -----------------------------------
    Hiçbir Şey İkram Etmeyin!

    Kadınlar, tecavüz edilmekten korkuyorlar. Şu bilgiyi vermek gerekir ki özellikle sokakta yabancı birinin tecavüz saldırısıyla karşı karşıya kalmış kadınlar, çoğunlukla yaralanmadan kurtuluyorlar. Tecavüzden kurtulmayı basarmış ve başaramamış kadınları karşılaştıran araştırmalarda, karşı koyan, bağıran, mücadele eden kadınların kurtulabilidiği görülüyor. Tecavüze uğrayan kadınlar daha çok yalvarmayı seçmiş kadınlar oluyor. Ancak yalvarma hiçbir işe yaramadığı gibi tecavüzcüde kontrolü sağladığı düşüncesini pekiştiriyor. Eduardo Galeano tecavüzcünün psikolojisine ışık tutuyor: "Tecavüzcünün zevk aradığı ya da zevke ulaştığı yok: O boyun eğdirmeye ihtiyaç duyuyor. Tecavüz, bir mülkiyet damgasını kurbanın kalçasına kızgın demirle dağlıyor ve dünya var olduğundan beri ok, kılıç, top, tüfek, füze ve diğer ereksiyonlarla ifade edilegelen kudretin erkek cinsel organıyla özdeşliğinin en kaba ifade biçimi."

    Tecavüz ataerkil kültürde içselleştirilmiş, kadın bedenine değil erkek mülküne suçlar kapsamında değerlendirilmiş ve insan hayatını kökünden etkileyen bir erkek suçudur. Tecavüze uğramamaları için kadınlara akıl vermeye çalışanların iyi niyetlerinden şüphe etmekle birlikte artık tecavüzün kadınla hiçbir ilgisinin olmadığını biliyoruz. Tecavüzcü için kadınlar, biri diğerinin yerini alabilecek nesnelerden ibarettir. Toplumun bu konuda kadına verdiği tavsiyeler bizleri hadım etmek ve ışığımızı söndürmek işlevini görüyor. Kadınsal erotizmimizi göstermek erkege saldırı hakkını veriyor. Ancak biz ışığımızı söndürmelerine izin vermeyeceğiz. Tecavüz bir erkek sorunudur ve kadınla değil erkekle çözülecektir.