Radyoda özellikle belli bir müzik memnuniyetle karşılanmaktadır: caz. 1925’te Let it rain, Let it poor kanallarda duyulan bir plağın ilk ticari başarısıdır. O zamandan itibaren radyo, plak ve caz birlikte gelişirler. Count Basie, Louis Armstrong, Sidney Bechet, Lester Young, Duke Ellington -zencileri taklit eden beyazları taklit eden zenciler- inanılmaz başarılar elde ederler. Beyazlar bu ritimlerle dans etmeye başlarlar: swing, blues, lindy hop. Markalar, etiketler (RCA, Columbia, La Voix de son Maître, EMİ, Decca, Deutsche Gramophon) bünyelerine aldıkları sanatçıların tanıtımını yapmak için çabalarlar.
To jazz
İç Savaş’la özgürlüklerine henüz kavuşmuş olan pamuk tarlaları ve fabrikalardaki zenciler, köleliklerini konu alan, kurtuluşlarını kutlamak için yeni sözler ekledikleri şarkı ve müziklerini önce negro spirituals veya gospel songs adı altında, daha sonra da blues adıyla duyurmak için küçük orkestralar kurarlar. Bu orkestralar Afrika şarkıları ile Louisiana’daki Fransız bale müziği üstatlarının parçalarının, Haiti’den gelen ilk özgürlük çağrılarının, Fas’ın eski zenci köleleri Gnawa’ların Antiller’de duyulan ritimlerinin karışımından esintiler taşır. 1870’e doğru bu orkestralar, New Orleans’ta kafelerde, restoranlarda, club’larda ve music-hairlerde çalarlar. New Orleans’ın franko-amerikan dilinde bu müziği çalmaya, o zamanlar to jazz denmektedir (belki Fransızca “jaser”den geliyordur), 1913’ten itibaren to jazz denir (heyecan anlamında). Afrika müziği gibi caz da her şeyden önce bir metin etrafında, tonal müziğin sınırlamalarını dikkate almaksızın, majör ve minör makamları karıştırarak doğaçlama yapmaktır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Caz
Afrika'nın halk müziği, zenci kölelerin tarlada çalışırken söyledikleri iş şarkıları, İngiliz’lerin dinsel müziği, Fransız'ların sokak şarkıları ve halk dansları müziği ile Fransız bando müziği, İspanyol sömürge müziği ve bir ölçüde kızılderili müziği... "Bütün bunlar zencinin potasında eridi ve en bol, en etkileyici gereç, blues, ortaya çıkan müziğe ayrıca çeşnisini verdi."
Sayfa 490 - MÜZİK ANSİKLOPEDİSİ YAYINLARI, Üçüncü basım, 1997·Kitabı okudu
GİRİŞ: MEMPHIS'TE YÜRÜRKEN "Adam," dedim usulca. "Haydi Graceland'e gidelim." "Ne?" Ona yıllar önce verdiğim sözü anımsattım. "Blue Moon" günlerini, ona verdiğim sözü hatırlayamadı bile, ama bu sersemletici rutini bozma fikrinin onda bir şeyleri tutuşturduğunu görebiliyordum. Bana doğru dönüp ciddi olup olmadığımı sordu. "Ciddiyim," dedim, "ama bir şartla. İki bin beş yüz kilometrelik yolculuğu ben karşılayacağım. Memphis'e, New Orleans'a gideceğiz - Güney'in her yerine, nereye istersen oraya. Ama gittiğimizde sırf telefonuna bakıp duracaksan olmaz. Geceler hariç telefonunu kapalı tutacağına söz vereceksin. Gerçekliğe dönmemiz gerekiyor. Bizim için önem taşıyan bir şeyle tekrar bağ kurmamız gerekiyor." Söz verdi ve birkaç hafta sonra Londra Heathrow Havalimanı'ndan Delta blues diyarına doğru havalandık. Graceland'in kapılarına vardığınızda size etrafı göstermekle görevli biri olmuyor ortalıkta. Elinize bir iPad veriliyor, ufak kulaklıklar takıyorsunuz ve ne yapacağınızı iPad söylüyor - sola dön, sağa dön, düz git. İçine girdiğiniz her odada iPad unutulmuş bir oyuncunun sesiyle size o oda hakkında bilgi verirken, ekranda da odanın fotoğrafı beliriyor. Biz de Graceland'i kendi başımıza, iPad'e bakarak gezdik. Etrafımız Kanadalılarla, Korelilerle, Birleşmiş Milletler'in her birinden insanlarla çevriliydi; bomboş suratlarla ellerindeki ek-ranlara bakıyor, etraflarındaki hiçbir şeyi görmüyorlardı. Kimse önündeki ekrandan kafasını kaldırmıyordu pek. Yürürken insanları seyrediyordum ve gerginliğim gitgide artıyordu. Ara sıra birisi ka-fasını iPad'inden kaldırınca hafiften umutlanıyor, onunla göz teması kurmaya çalışıyordum, omuz silkip "Şuna baksana, bizden başka kimse etrafına bakmıyor, onca yoldan gelip de gözünün önünde duran şeylere bakmıyor," demek istiyordum - ama
Sayfa 13 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul
Hayata Dair
Dudakların dudaklarımda bir nişan yüzüğü; ilkesiz bir blues, büyütürken korku yasalarını şehre gece bir iftira gibi iner.
Edebiyat