Çünkü insan denen şey insandan çok farklı bir insandır, ya daha fazlasıdır ya daha az, daha fazlasıdır; çünkü cazın hissettiği, aydınlattığı ve hatta sezip kavradığı, çok önceden ele aldığı şeyi içinde bulundurur; çok daha az insandır da insan çünkü bu özgürlükten bazen estetik, bazen ahlak oyunları yaratmıştır; üstünde ya at ya kale olmak için istediğini, iştahını saklı tuttuğu bir satranç tahtası yapmıştır, okullarda öğretilen bir özgürlük tanımı bulmuştur ki okullarda çocuklara bir kesik caz ritminin ilk ölçüleri, bir blues ve benzeri hiçbir zaman öğretilmez ve öğretilmeyecektir de “ 
Akşamları işten eve dönerken, hep blues çalıyorum arabada, gökyüzünde hep mavi bir ışık oluyor. Sağa sola ağır ağır direksiyon kırarken gözüm hep etrafta sizi arıyor…
Radyoda özellikle belli bir müzik memnuniyetle karşılanmaktadır: caz. 1925’te Let it rain, Let it poor kanallarda duyulan bir plağın ilk ticari başarısıdır. O zamandan itibaren radyo, plak ve caz birlikte gelişirler. Count Basie, Louis Armstrong, Sidney Bechet, Lester Young, Duke Ellington -zencileri taklit eden beyazları taklit eden zenciler- inanılmaz başarılar elde ederler. Beyazlar bu ritimlerle dans etmeye başlarlar: swing, blues, lindy hop. Markalar, etiketler (RCA, Columbia, La Voix de son Maître, EMİ, Decca, Deutsche Gramophon) bünyelerine aldıkları sanatçıların tanıtımını yapmak için çabalarlar.