Milletçilik denildiğinde Türk’ü de, Fransız’ı da, İngiliz’i de Amerikalısı da mangalda kül bırakmaz. Çünkü hepsi alnına yapıştırılmış bir bayrakla doğmuştur dünyaya. Sonra da ülkesinin politikalarına göre şekillenir hayatı, hayalleri, kariyeri. Okuduğu kitapların bile ülkesinde basılıp basılamayacağına ülkesinin hükümeti karar verir.
Dünya üzerindeki bazı ülkeler dağların yamaçlarındaki rengarenk çiçekler gibi farklı farklı ırklardan kök salar aynı toprağa. Hepsi için güneş aynı yerden doğar, aynı yerden batar. Renkleri farklı bile olsa, farklı dil bile konuşsalar aynıdır bedenleri, ne eksik, ne fazla.
Dünya kötülüğü körüklemek için doğmuş bir avuç soytarı tarafından yönetiliyor. Tek istedikleri pastanın büyük dilimini değil tamamını almak. Ve korkarımki bunda başarılı oldular. Nefret tüm dünyada revaçta, sokaktaki insanların yüzlerine bakın, bankalardaki, iş merkezlerindeki, esnaf lokantalarındaki, okul önlerindeki bütün bakışlar samimiyetten çok çok uzak. Nefret neslimizi tüketiyor.
Bundan tam 23 yıl evvel 11 Temmuz 1995’de tüm dünyanın seyirci kaldığı (bilerek) büyük bir insanlık katliamı gerçekleşmiştir. 2. Dünya savaşından sonra ikinci en büyük insan kıyımının yaşandığı, akıllara mıh gibi kazınması gereken büyük bir katliam gerçekleşmiştir. Srebrenitsa..
Yugoslavya devletinin parçalanacağı anlaşıldığında, ülkedeki Sırp çoğunluk dizginleri ele alıp tüm dünyanın gözünün içine baka baka Bosna’lı, Katolik, Yahudi, Müslüman, Ortadoks, Ateist inansın yada inanmasın hangi dine mensup olursa olsun, insanları acımasızca katletmiştir. Bu sayede bir çok mafya baronu ceplerini doldururken, onların deyimiyle büyük bir etnik temizlik gerçeklemiştir.
Yıkımın boyutu bugün bile tam olarak tespit edilememektedir, toplama kapmlarındaki tecavüzler, akıl almaz işkencelerden