Gürültüsüz, sessiz, çevresinde, üstünde, altında tereddütsüz bir sessizlik, ortada yalnız o, küçük, boş, bomboş geveze. Bir-iki-üç, sözcükleri kovmak, yok etmek ve bahçedeki sessizliğin içimden gelip geçmesi, beni alması, alıp götürmesi, benliğimle birleşmesi için kendimi bu sessizliğe vermek yalnızca, sessizlikten
başka her şeyden boşalmak, soluklarımla içime yalnızca sessizliği çekmek; ağır ağır, derin derin, öylesine çekmek ki her hava sütunu içimde bir yerlerde doğmaya çabalayan sözcükleri bir piston gibi ezsin, yok etsin.
Bomboş bir çuval gibiydi içim. Oysa benim şu an ağlamam gerekiyordu. Benim şuan içim parçalanana kadar ağlamam gerekiyordu. Babamın cenaze töreninde de böyle olmuştu. Ağlamalıydım. Ağlayamamıştım. Her şeye ağlayan ben, benden giden en büyük kayba nasıl ağlayamamıştım?