Gürültüsüz, sessiz, çevresinde, üstünde, altında tereddütsüz bir sessizlik, ortada yalnız o, küçük, boş, bomboş geveze. Bir-iki-üç, sözcükleri kovmak, yok etmek ve bahçedeki sessizliğin içimden gelip geçmesi, beni alması, alıp götürmesi, benliğimle birleşmesi için kendimi bu sessizliğe vermek yalnızca, sessizlikten başka her şeyden boşalmak, soluklarımla içime yalnızca sessizliği çekmek; ağır ağır, derin derin, öylesine çekmek ki her hava sütunu içimde bir yerlerde doğmaya çabalayan sözcükleri bir piston gibi ezsin, yok etsin.
Alıntı
Hiçbir şey insana kesesinin bomboş olması kadar cesaret veremez.
Sayfa 82
Reklam
Bomboş bir çuval gibiydi içim. Oysa benim şu an ağlamam gerekiyordu. Benim şuan içim parçalanana kadar ağlamam gerekiyordu. Babamın cenaze töreninde de böyle olmuştu. Ağlamalıydım. Ağlayamamıştım. Her şeye ağlayan ben, benden giden en büyük kayba nasıl ağlayamamıştım?
Sevginin verecek kimsen olmadığında hayat insana bomboş gelmeye başlıyor.
Sayfa 137 - Yabancı yayınları
Alıntı
" Ne oldu? " " Ağlarsam ayıp olur mu? " " Ağlamak asla ayıp değildir sersem. Niye ki?" " Bilmem, henüz alışamadım. İçimdeki kafes bomboş kaldı sanki..."
Sayfa 68·Kitabı okudu
Alıntı
Özlem budur işte : bomboş bir varlık ve dopdolu bir yokluk...
Sayfa 63 - Metis - 11. Basım·Kitabı okudu
Reklam
Reklam