Herhangi bir kimsenin bana bir adıma kadar yaklaştığını görüp ümitlere düşşem, hemen kendimi topluyor: "hayır, hayır, o bana daha çok yaklaşmıştı... Aramızda artık mesafe bile kalmamıştı... Fakat işte sonu! " Diyordum. İnanmamak, inanmamak... Bunun ne kadar korkunç olduğunu her gün, her an hissediyordum. Bu histen kurtulmak için yaptığım tüm hamleler boşa çıktı... Evlendim... Daha o gün karımın bana herkesten daha uzak olduğunu anladım. Çocuklarım oldu... Onları sevdim, fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla vermeyeceklerini bile bile...
Sırf bana acıdığı için bu kadar üzülmesine imkan yoktu. O da aradığı ve bulamadığı bir şeye yanıyordu. Fakat bu neydi? Bende, daha doğrusu aramızdaki münasebette eksik olan neydi?
Halbuki ben bu kadar hakkikatsever olmak istemiyordum. Hiç bir hakikatin beni onda uzaklaştırmasına tahammül edemeyeceğimi anlıyordum. Ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakkikat için küçük hakkikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?