9/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
Bugün masamda Carlo Ginzburg’un sarsıcı eseri Gece Savaşları var. Kitap, mikro tarihsel bir araştırma gibi görünse de benim için; eril iktidarın kadın zihni, bedeni ve doğayla kurduğu o güçlü bağ üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün açık bir itirafıdır. Ginzburg bu dönüşümün ve baskının anatomisini dört temel bölümde önümüze seriyor. "Gece Savaşları" ve "Ölü Alayları" adlı ilk iki bölümde, yerel halkın toprağı, bereketi ve ölülerin ruhunu korumak için doğanın ritmiyle uyumlu şekilde gerçekleştirdiği kadim ritüelleri ve saf yaşam savunmasını okuyoruz. "Engizitörler ve Cadılar Arasında Benandanti" başlıklı üçüncü bölümde dogmanın ve eril hukukun soğuk yüzü devreye giriyor; engizisyon, kendi sınırlarına dâhil edemediği bu şifacıları sorgu odalarında sıkıştırarak kendi şeytani şablonlarına uydurmaya zorluyor. "Şabat'ta Benandanti" isimli son bölümde ise trajedi tamamlanıyor; sistemli baskı ve manipülasyon sonucunda, başlangıçta hayatı savunan o figürler bile suçluluk duygusuyla zehirlenerek birer "cadı" olduklarına inanmaya zorlanıyor. Sırf denetlenemediği ve kurumsallaşmış eril otoriteyi sarstığı için "cadılık" adı altında şeytanlaştırılmak istenen, aslında kadının o bağımsız ve köklü gücüydü. Ancak bizler, o "gece savaşlarında" yaşamı savunanlerin, resmî tarihin dışına itilenlerin torunlarıyız. Muktedirler ne kadar yok etmeye çalışırsa çalışsın, tarihi kazıdıkça altından hep o teslim olmayan kadın bilgeliği ve direnişi çıkmaya devam edecek. Peki bu kitabı kimler mutlaka okusun? Bu kitap, resmi tarihin unutturmaya çalıştığı yerel kültürlerin, mikro tarihin ve satır aralarında kalan kadın bilgeliğinin izini sürmek isteyenler için eşsiz bir kaynak. Özellikle mitolojiye, engizisyon dönemine, cadılık kavramının sosyopolitik arka planına ve eril iktidarın toplumsal inançları
Gece SavaşlarıCarlo Ginzburg · Pinhan Yayıncılık · 2022189 okunma
Bir Nergis Tufanı Kitap Yorumum
10/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 02:30
Bazı insanlar fırtınadan kaçmaz, bazılarıysa fırtınanın ta kendisidir..." ‎ ‎Merhabalar canlarım ‎ ‎Ben geldim ve bugün sizlere uzun zamandır videolarını görüp aşırı merak ettiğim, "Türkler dark romance yazamaz." diyenleri şaşkına çevirecek o kitapla geldim! ‎ ‎ Ceylin Petrikor'dan Bir Nergis Tufanı 1: Nefret ile sizlerleyim. ‎ ‎Nergis Tanyeli, anne ve babasını bir trafik kazasında kaybetmiş genç bir kadın. Hayatta ona kalan tek ailesi ise lösemiyle savaşan küçük kardeşi Sena... Sena'nın durumu her geçen gün ağırlaşırken, tedavi için gereken para da giderek daha büyük bir sorun hâline geliyor. ‎ ‎Nergis ise kardeşini kurtarabilmek için iki arkadaşıyla birlikte oldukça tehlikeli bir yola başvuruyor. Evli erkekleri kandırıp dolandırarak para toplamaya çalışıyorlar. Ancak bu yöntem hem uzun sürüyor hem de Sena'nın bekleyecek zamanı yok. Tam da bu sırada arkadaşlarından birinin ortaya attığı "Tefeciden borç alalım." fikriyle hayatları tamamen değişiyor. Çünkü bazen bir insanın hayatını altüst etmesi için tek bir cümle yeterlidir... ‎ ‎Karşımıza çıkan isim ise Tufan Ali Uluhan... ‎ ‎Muğla'nın ünlü gece kulüplerinden birinin sahibi olan Tufan, aynı zamanda Türkiye'deki tefecilerin başında bulunan, karanlık, ürkütücü ve son derece tehlikeli bir adam. Takıntıları, saplantıları, kendi kuralları ve şeytani zekâsıyla gerçekten unutulmaz bir karakter. ‎ ‎Nergis, Tufan'ın karşısına çıkıp borç istediğinde aslında ikisinin de hayatı geri dönülmez şekilde değişiyor. Çünkü Nergis, Tufan'ın yıllardır nefret ettiği düşmanının ölen eşine tıpatıp benzemektedir. İşte o anda Tufan için yeni bir oyun başlıyor... ‎ ‎Tufan parayı veriyor ama yalnızca bir haftalık süre tanıyor. Elbette Nergis'in bu parayı ödeyemeyeceğini biliyor. Çünkü onun amacı para değil... ‎ ‎Ve işte tam burada konuyu
Bir Nergis Tufanı: NefretCeylin Petrikor · Martı Yayınları · 202663 okunma
Reklam
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 00:00
Babil’in En Zengin Adamı kitabı, kişisel finans alanında yazılmış en etkili klasiklerden biri. İlk bakışta bir ekonomi kitabı gibi görünse de aslında para yönetimini hikâyeler aracılığıyla anlatan kısa bir bilgelik kitabı denebilir. Eser, antik Babil’de geçen meseller üzerinden tasarruf, yatırım, borç yönetimi ve servet oluşturma gibi konuları ele alıyor. Kitabın merkezinde, yoksulluktan Babil’in en zengin insanına dönüşen Arkad’ın öyküsü var. “Önce kendine öde”, “kazandığının bir kısmını mutlaka biriktir”, “paranı kendin için çalıştır” gibi öğütler bugün yüz yıllık görünse de hâlâ geçerliliğini koruyor. Clason, zenginliğin çoğu zaman yüksek gelirden değil, doğru alışkanlıklardan doğduğunu söylüyor. Yatırım dünyasının günümüzdeki karmaşıklığı düşünüldüğünde, anlatılan yöntemlerin oldukça basit kaldığı söylenebilir ama kitabın amacı, bir alışkanlık öğretisini sunmak. Bu nedenle kitap, finansal okuryazarlığa yeni başlayanlar için hâlâ güçlü bir giriş eseri olarak değerlendirilebilir. Kitapta en beğendiğim yönlerden biri; parayı yalnızca bir zenginlik aracı olarak görmemesi, çalışkanlık, sabır, öğrenme isteği ve karakterin de servetin bir parçası olduğunu vurgulaması oldu. Babil’in En Zengin Adamı, yatırım teknikleri öğrenmek isteyenlerden çok, parayla ilişkisini yeniden kurmak isteyenlere hitap eden bir klasik. Neredeyse yüz yıl önce yazılmış olmasına rağmen bazı fikirlerinin bugün hâlâ konuşuluyor olması, kitabın neden bu kadar uzun ömürlü olduğunu açıklıyor.
Babil’in En Zengin AdamıGeorge S. Clason · Panama Yayıncılık · 20245,8bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 13. kitabı
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatır ve rafınıza kaldırırsınız. Zygmunt Bauman’ın Akışkan Hayat’ı ise tam tersini yapıyor: Kapağı kapandığı an sizi kendi hayatınızın ortasında çırılçıplak, üstelik elinizde neoliberalizmin faturasıyla yapayalnız bırakıyor. Bauman bu sarsıcı metinde, katı modernitenin o sığınak sığ güvenliğini (kalıcı meslekleri, köklü aidiyetleri, kurumları) nasıl birer birer eritip akışkanlaştırdığımızın otopsisini yapıyor. Artık hiçbir toplumsal formun, hiçbir ilişkinin veya kimliğin, içine yerleşmemize ve kök salmamıza izin verecek kadar uzun süre hayatta kalamadığı tuhaf bir panayırdayız. Bu panayırın tek bir mutlak yasası var: Hız. Durursan ıskartaya çıkarsın, bağlanırsan elenirsin, esnemezsen kırılırsın. Kitabı okurken altını çizdiğim kavramlar, her gün sokakta, plazada ya da dijital ekranda içinden geçtiğimiz o görünmez dogmaları (doxa) birer birer deşifre etti. Bauman’ın kuramsal süzgecinden bugünün Türkiye manzarasına baktığımda parçalar korkunç bir netlikle yerine oturdu: Bizler katılaşmaktan, yani sistemin hızını kaçırmaktan o kadar korkuyoruz ki, kendimizi sonsuz bir in statu nascendi (doğum anında olma) yanılsamasına mahkûm ediyoruz. Bir kimliğe, bir ahlaka ömür boyu sadık kalmak esnekliği bozduğu için, manevi pazardan işimize gelen parçaları koparıp melez can yelekleri dikiyoruz kendimize. Muhafazakar elitlerin lüks otellerdeki şatafatlı bebek mevlütleri (Mevlüt ile Baby Shower evliliği), kapitalizmin acımasız çarklarında ezilirken "bolluk bereketi esmalarla manifestleyen" o spiritüel lümpen proletarya, tam da Bauman’ın işaret ettiği o trajik "açık büfe dindarlığının" somut kanıtları. Sistem, yapısal sömürünün yarattığı anksiyeteyi, kişisel gelişim tezgahlarında uyuşturup bizi çarkların arasına geri fırlatıyor. Bauman’ın
Sosyoloji
Akışkan HayatZygmunt Bauman · Ayrıntı Yayınları · 2018131 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 19. kitabı
Eser dönemin parçalanmış İtalya'sını güçlü bir lider altında birleştirmek ve (Fransa, İspanya, Osmanlı) gibi yabancı güçlerin işgali altından kurtarmak adına dönemin Floransalı yöneticisi (Muhteşem Lorenzo) lakaplı Lorenzo de Medici'ye ithafen yazılmıştır. Muhteşem Lorenzo, Medici ailesine en şaşalı dönemini yaşatan isim olmasına rağmen aynı zamanda büyük Medici yıkımına sebep olacak durumlar da (devlet yöneticilerine borç verilmesi, merkezden uzak şehirlerde yer alan banka şubelerindeki kontrolün gevşetilmesi, ekonomi yerine yoğun kültür-sanat faaliyetlerinin yapılması, banka kurallarının çiğnenmesi) onun döneminde yaşanmaya başlamıştır. En güçlü anın aynı zamanda en zayıf anındır misali... Eser amaca giden her yol mübahtır görüşünü esas alarak bir hükümdarın iktidarı nasıl elde edebileceğini, koruyabileceğini ve devletin yönetimini nasıl sürdürebileceğini anlatır. Kitapla ilgili çeşitli kavramlar ise şunlardır: Virtu; hükümdarın zekası, askeri dehası ve öngörüsü iken fortuna ise talihidir. Hükümdar virtuyu kullanarak fortunayı kendi lehine çevirebilmelidir. Hükümdar kendine görünüşsel bir kült yaratabilmelidir. Sevilirken aynı zamanda korkulmalı, tilki kadar kurnaz iken aynı zamanda aslan misali güçlü olabilmeli, nefret unsuru haline gelmemeli, durumlar ve olaylar karşısında esnek bir tutum sergileyebilmelidir. Yazara göre devlet kalıtsal ve yeni devlet olarak ikiye ayrılmaktadır. Kalıtsal devlet oturmuş sistemi nedeniyle görece kolay yönetilirken; yeni devlet her şeyi sıfırdan aldığı için görece zor yönetilir. Yeni devlet iyidir... Devletin temel dayanağı ise askerleridir. Ulus modeli askerlik yurttaş bazlı orduya dayandığı için güvenilirdir; paralı askerlik ise kozmopolit yapısı nedeniyle sadakatsizdir ve sıkıntılıdır. Bu kavramların geneline katılmakla beraber
PrensNiccolo Machiavelli · Remzi Kitabevi · 201920,3bin okunma
9/10
·319 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:06
VADİDEKİ ZAMBAK (Roman) HONORÉ DE BALZAC 1799-1850 yılları arasında yaşamış, realizm (gerçekçilik) akımının en etkili temsilcilerinden biri kabul edilen Fransız yazar Honoré de Balzac’ın başyapıtlarından Vadideki Zambak romanıyla hem yazarı hem de eserini tanıma yolculuğumuza devam ediyoruz. Vadideki Zambak, gerçekleşmeyen bir aşkın insan hayatını nasıl şekillendirdiğini anlatan etkileyici bir romandır. Aşkın yalnızca kavuşmak olmadığını; bazen vazgeçmek, beklemek ve fedakârlık yapmak anlamına geldiğini son derece zarif bir şekilde ortaya koyar. Bu yönüyle aşkı en hüzünlü ve en ince biçimde anlatan romanlardan biri olarak değerlendirilebilir. Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Félix’tir. Çocukluğunda annesinden sevgi görmemiş, yalnız ve kırılgan bir karakterdir. Annesinin zoruyla katıldığı bir davette evli ve aristokrat bir kadın olan Henriette ile tanışır ve ona derin bir aşkla bağlanır. Henriette ise Kont de Mortsauf ile mutsuz bir evlilik sürdürmektedir. Ruhsal olarak Félix’e yakınlık duysa da ahlaki değerleri ve toplumsal sorumlulukları nedeniyle duygularını bastırır. Roman boyunca Félix ile Henriette arasında yoğun fakat platonik bir aşk yaşanır. Eserde tutku ile görev arasındaki çatışma, ideal aşk, fedakârlık, toplumsal baskı ve insan ruhunun karmaşıklığı son derece gerçekçi bir dille işlenmiştir. Félix’in hayatına daha sonra giren İngiliz kadın Lady Dudley ise Henriette için hem fiziksel aşkın hem de kadınlık kimliğinin farkına varılmasını sağlayan güçlü bir rakip olarak karşımıza çıkar. Anlatıcı, yaşananları mektup tekniğiyle aktarır. Romanın sonunda ise Félix’in hayatındaki üçüncü bir kadın devreye girer. Bu kadının Félix’e yazdığı mektupta Henriette ve Lady Dudley daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirilir. Üstelik bu değerlendirmeler, bir
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202552,9bin okunma
Reklam
Reklam