Mevlâm görelim neyler neylerse güzel eyler!
Ne denilmek istendiğini tam manasıyla idrak edemeyen şahıslar için bunlar yalnızca boş sözlerden ibaret olabilir. Ama anlayanlar için bu düstur ömür boyu önlerinde bir yıldız misali parıldayacaktır.
Sayfa 224·Kitabı okuyor
Bir hayatın içinde acı, sıkıntı, üzüntü, başarısızlık ve hayal kırıklığı yoksa o hayat anlamsız ve boş bir hayattır.
Sayfa 106 - Doğan Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çelik gibi bir kâr yasası onları en alt düzeyde, yani işçilerin ölmemesini ve bol bol çocuk yapmasını sağlayacak düzeyde tutuyor. Biraz daha düşürseler işçiler açlıktan geberir, yeni gelen işçilerse daha yüksek ücret ister. Biraz yükseltmeye kalksalar işsiz sayısının çokluğu buna engel olur. Boş kursaklar dengesidir bu arkadaş...
İdeal kadın?
Hem çok akıllı hem çok sade, hem çok kararlı hem çok meziyetli olmakla birlikte, günlük yaşantısında ve işlerinde huzurlu biri. - Burada sana anlattıklarımın hepsi sevimsiz boş sözler, onun tek bir özelliğini bile ifade etmeyen sıkıcı genellemeler.
Sihirli Ayna
İşte, ben, yıllardan sonra, o harikulāde ânı yeniden kurmak için çırpınıp duruyorum. Fakat artık her şey boş. Eğer bu hikâyeyi anlatmak istiyorsam, bu, aczimden intikam almak içindir; yoksa artık ümit edebileceğim hiç bir şey kalmadı. Hiçbir şey kalmadı. O baharın ilk haftaları ne kadar kararsız geçmişti: Boz renkli bulutlar, cenuba doğru yığın yığın akıyor, rüzgâr fırtına oluverecekmiş gibi esiyordu. Sularda bitmiyen bir telâş, bir ürperiş vardı.. ve ben, yirmi sekiz senelik hazırlığımın sona erdiğini, "O"nun gelmek üzere olduğunu, zaten, biliyordum. Daha ilk göz göze gelişimizde, bu aşk, bir rüya gibi sebepsiz ve başlangıçsız olarak doğmuş bulunuyordu. Adımlarımız yavaşladı ve biz arkadaşlardan ayrıldık. Vakit akşamdı. Güneş çoktan batmıştı. Ortalıkta, rüyaları belirten o isimsiz ışığı andırır bir aydınlık vardı. Boğaz ilk defa olarak sakindi. Bir ağacın altına oturduk. Ona baktım ve: - Ben sizi eskiden tanıyorum, dedim.
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Martı
Todori, tezgahın az ilerisindeki boş masaya oturmuş, çenesi elinde, hafifçe kamburlaşmış, dışarıya bakıyordu; bıkma ve yorulma bilmeden dışarıya bakıyordu. Gece yarısına doğruydu, rıhtım boyunda, elektrik fenerinin altında barbut oynıyan numarasız hamallardan başka kimseler yoktu. Çok hafif bir rüzgârın estiği, sis dalgalarının geçişinden anlaşılıyordu. Ve sis, ışıkları bütün zerrelerine sindirmişti: Böylece insan, sokak fenerlerini bir tabloda gördüğünü zannediyordu. Şehir, boğuk uğultusuyla Martı için, ancak bir mazi kadar, fakat istenmeden hatırlanmış, hatırasının devamı istenmeyen bir mazi kadar vardı. Ve ilerden bir vapur sireni, basık ve dost sesiyle, asırlar boyu aralıklarla, fakat asla vazgeçmeden onu bir masal yolculuğuna çağırıyordu. Bu saat Martı'nın gerindiği, kanat vurup uçmak istediği saattir: Rıhtıma bakan camları, turuncu renkli, iri gözlere benzer. Bu saatte, bu turuncu renkli, iri gözlerde medarlar, kutuplar belirir, okyanuslar, dağ silsileleri, şehirler belirir, kısacası yedi iklim ve beş ırk, her türlü terkipleriyle, ömre hükmeden birer daŭssıla halinde belirir. Bu saat Martı'nın gerindiği, kanat vurup uçmak istediği saattir, fakat Martı kanat vurup uçamaz ki, Martı gidemez ki... O, işte hep böyle, buraya ve bu daima sızlayan daűssılaya mahkûm, turuncu renkli, iri gözleriyle, boş rıhtımda hazin bir sükûnetle akan, kaynaşan sis dalgalarına bakar durur. Ve ileriden, sislerin ardından bir vapur sireni, basık ve dost sesiyle, asırlar boyu aralıklarla, fakat asla vazgeçmeden onu bir masal yolculuğuna çağırır. Martı gidemez, Martı buradan ayrılamaz, ayrılamaz işte... Todori... İçkisini, bir mersiyeyi hatırlamak ister gibi içen yaşlı adam. Başı, tezgaha yayılı kollarının arasında gömülü duran ve artık içmeyen delikanlı! **Martı buradan
Sayfa 43 - Martı: Sahildeki bir meyhane·Kitabı okuyor