Ama sen kaç defa artık yeter demişsin
Böyle yaşayacağına geber demişsin
Bir çifte bir çifte daha sallamışsın boşuna
Sonra boş bir çuval gibi yolun ortasına serilmişsin
Kaskatı kesilmişsin ama becerip ölememişsin
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Boşuna değil
Her dakika seni hatırlayışım
Boşuna değil her akşam
İçime bir garipliğin çökmesi
Bu şehrin bütün sokaklarında
Yana yakıla seni aramam boşuna değil
Yapay Zekâ ve İçimizdeki Kadim Savaş: Firavunu mu Büyütüyoruz Hz. Musa’yı mı?
İnsanoğlu tarih boyunca yalnızca tabiatı anlamakla yetinmedi; ona hükmetmek, onu yeniden kurmak, hatta kimi zaman yaratıcı rolüne soyunmak istedi. Cansıza can verme arzusu, bu kadim arayışın en dikkat çekici tezahürlerinden biridir. Eski Yunan mitolojisinde Prometeus’un ateşi çalması, Yahudi geleneğinde Golem’in topraktan şekillendirilip harekete geçirilmesi, modern edebiyatta Frankenstein’ın ölü parçalarından yeni bir varlık meydana getirme teşebbüsü hep aynı derin arzunun farklı kılıklara bürünmüş hâlidir: İnsan, kendisine verilmiş olan kudreti emanet bilmek yerine, o kudretin sahibiymiş gibi davranmaya başladığında yaratıcı rolüne soyunur.
Bugün yapay zekâ tartışmalarının merkezinde de bu kadim arzu var. Mesele yalnızca daha gelişmiş makineler yapmak, daha hızlı hesaplama sistemleri kurmak veya insan emeğini kolaylaştıracak araçlar üretmek değildir. Mesele, insanın kendisini merkeze koyduğu, hakikatten kopuk anlam dünyasını insana rağmen sürdürme serkeşliğidir. Daha derinde, insanın kendi ontolojik yerini unutması ve gafleti kurumsallaştırmasıdır. İnsan nedir? Makine nedir? Akıl nedir? Ruh nedir? Bilgi ile hikmet aynı şey midir? Taklit ile hakikat arasındaki fark nerededir? Yapay zekâ bu soruları teknik bir mesele olmaktan çıkarıp yeniden insanın varoluş meselesi hâline getirmiştir.
Yapay zekâ alanındaki canhıraş gayret makine ile insanın arasındaki bir savaş değildir. Asıl savaş insanın içindedir. Daha açık söylemek gerekirse bu savaş, insanın içindeki Firavun ile Hz. Musa’nın savaşıdır. Firavun, yalnızca tarihî bir zalim figürü değildir; insan nefsinin en uç hâlidir. “Ben sizin en yüce rabbinizim” diyebilecek kadar kendini büyüten, kudreti kendinden bilen, mülkü emanet değil