Masumiyet ve Acı
yıllar önce serin bir akşam yolculuğunda açık güvertesinde Kadıköy vapurunda bir yanımda burukluk bir yanımda kaygılar denizde, saçlarımda ve gönlümde dalgalar hep birden çırpınırken hülyalara dalmıştım zaman-mekan karışıp boyutlar atlamıştım işte o an tanıştık selam verince bana parlak kanatlarıyla... döndüm gerçek zamana bir güvercin konmuştu iki adım ilerde kırıntı arıyordu birkaç parça yerlerde şefkatli bir tebessüm belirip dudağımda izliyorken o masum güzelliği uzunca gördüm ki ayağından birinin parmakları kopmuşlardı acı bir geçmişte muaammalı öyle görünce onu içimde göz yaşları akmayıp bir sel aldı gözümde tüm dünyayı başta anlamamıştım böyle imiş meğer ki masumiyet dünyada niçin acı çeker ki ... yazan: İLTER
Şiir
GÖVDE, ÇİÇEĞİNE DÜŞMAN OLUR MU HİÇ...
Yamuk Bakan Öyküler'de deniyor ki: "Bilgi artan bir hızla çoğaldığı için anlamlı soruları saptayabilmek giderek daha zor bir hale geldi. Mantık tek başına yeterli değildi. İhtiyaç duyulan şey az bulunur türden bir sezgiydi." Bu satırları okuduğumda aklım hemen Ebubekir Sifil Hoca'nın "entelektüel obezite" yahut Nabi Avcı Bey'in "enformatik cehalet" diye tabir ettikleri şeye gitti. Benzer bir mânâyı eskiler daha farklı bir vurguyla şöyle isimlendiriyorlardı: "Cehl-i mürekkep." Mürşidim de yine yakın bir makamda şunları söylüyordu: "Çünkü, öyleler hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar." Bediüzzaman Said Nursî Telvihat-ı Tis’a'da da şöyle diyor: "Tarikatte hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zat da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir." Halbuki biz Bediüzzaman'ı daha çok şu cümlesiyle tanıyoruz: "Zaman tarikat zamanı değildir!" Peki, kurcalayalım, bu iki ifade arasında bir çelişki yok mudur? Yâni mürşidimin orada "öyle" burada "böyle" demesi fikriyâtı hakkında bir "tutarsızlık" verisi sayılabilir mi? Ben sırf bu ifadelere bakarak böyle bir iddiaya girişmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Zira Bediüzzaman "tarikat" dediği her yerde "tarikate dâir her şeyi" murad etmiyor. Ya? İstimal ettiği her metinde, makama dâir ince okumalarla fark edeceğiniz, nüanslar var. Ki meselâ şu bahsin "Risale-i Nur'da tarikat kelimesi kaç bağlamda kullanılmıştır?" sorusuna bir parça cevap verdiğini zannetmekteyim: **"Tarik-i Nakşînin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir. İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir. Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin
Bediüzzaman Said Nursi
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Ben, Stephen ve Hakan... Zamanlar ve boyutlar arası derin bir sohbet."
Archon Satanik Ritüeli.
Satılık ritüeli. Ressam Neil Hague'nin iç halka satanistlerin yorumladığı boyutlar arası kurban türünü tasviri.
Her yeni gelen nesil bir önceki nesilden görece daha lüks yaşıyor gibi görünüyor ama dönemsel açıdan alım gücü düştükçe çevresiyle olan bağları daha da zayıflıyor. Bu durum, geç kapitalizmin ve modern ekonomik dönüşümün en rafine paradokslarından birini özetliyor: "Görünürde lüks, özde mülksüzleşme ve atomizasyon." Her neslin bir öncekinden daha lüks yaşadığı yanılsaması, tüketim nesnelerinin (akıllı telefonlar, hızlı moda, zincir kahveciler, dijital abonelikler) demokratikleşmesinden kaynaklanıyor. Ancak bu durum, yapısal bir yoksullaşmayı ve bunun kaçınılmaz sonucu olan toplumsal kopuşu gizleyen parlak bir vitrinden ibaret. Eski nesiller için "refah" ve güvence; bir ev sahibi olmak, emeklilikte rahat etmek ve çocuğuna kalıcı bir sermaye/mülk bırakabilmek gibi yapısal unsurlarla ölçülürdü. Bugünün genç nesilleri için ise bu makro mülkler (özellikle barınma krizinin ulaştığı boyutlar düşünülürse) neredeyse imkansız hayallere dönüştü. Ev alamayan, geleceğini güvenceye alamayan nesil; elindeki sınırlı nakdi anlık tatminlere yatırıyor. En son model telefonu almak, pahalı bir kulaklık taşımak veya nitelikli kahve tüketmek, gerçek refahın yerine ikame edilen "teselli ikramiyeleri" haline geliyor. Dışarıdan bakıldığında "lüks" görünen şey, aslında derin bir geleceksizliğin semptomudur. Çevresiyle bağ kurmak, sosyalleşmek ve bir topluluğun parçası olmak sanıldığı gibi sadece manevi bir tercih değildir; maddi bir artı değer (surplus) gerektirir. Alım gücü düştükçe, bir dostu evinde ağırlamak, dışarıda bir masada oturup iki kadeh bir şey içmek veya bir arkadaşın davetine icabet etmek doğrudan birer bütçe kalemine dönüşüyor. İnsanlar iktisadi olarak rasyonel kalabilmek için sosyal ilişkilerini budamak zorunda kalıyor. Ekonomik baskı, bireyleri zorunlu olarak yalnızlığa ve ev
Felsefe
Vikingleri Alt Eden ve Aydınlanma Çağını Başlatan Muhteşem Bir Eserin Keşfi 1693 yılında Somersetli bir çiftçinin, pulluğunun kadim toprağı yarıp kahramanlık çağının ışıltılı bir eserini ortaya çıkarmasının heyecanını hayal edin—bugünkü hevesli define avcılarını neşe ve heyecanla keşiflerine yönlendiren metal dedektörlerinin neşeli bip seslerinden çok önce. Bu, Kral Büyük Alfred'in kırılmaz azminin parlak bir sembolü olan Alfred Mücevheri'nin büyüleyici hikayesidir; sadece vahşi Viking istilacılarını püskürtmekle kalmayıp, krallığını bilgi ve birlik ışığıyla aydınlatan ve yüzyıllar boyunca hayranlık uyandıran bir hükümdarın öyküsü. Anglo-Sakson Sanatının Bir Zaferi 9. yüzyılın sonlarında, Alfred'in hükümdarlığı döneminde (871-899 MS) dövülmüş olan bu muhteşem eser, mütevazı ama anlamlı boyutlara sahiptir: 6,2 cm uzunluğunda, 3,1 cm genişliğinde ve 1,3 cm kalınlığında; bu boyutlar, eserin derin etkisini ve somutlaştırdığı yenilikçiliğin ilham verici öyküsünü vurgulamaktadır. Merkezinde, muhtemelen bir Roma kalıntısından kurtarılmış, ince işçilikli altın telkari ile çerçevelenmiş, gözyaşı şeklinde şeffaf bir kaya kristali parçası parıldar. Bu ışıldayan kristalin altında, mavi, yeşil ve beyazın canlı yamalarını ayıran ince altın tellerle bezenmiş, iki asa veya değnek tutan gizemli bir figürü tasvir eden bir mine işçiliği başyapıtı yer almaktadır. Bu, Bilgeliği temsil eden İsa mı, yoksa Görüşün özü mü olabilir? Bu neşeli gizemler, dönemin Hristiyan ikonografisi ve zamansız klasik etkilerinin, Bizans ve Karolenj esintileriyle harmanlanmış, sınırsız yaratıcılığın bir kutlaması niteliğindeki uyumlu karışımını vurguluyor. Kristalin kenarına Eski İngilizce bir yazıt yerleştirilmiştir: “AELFRED MEC HEHT GEWYRCAN”, zarif bir şekilde “Alfred benim yapılmamı emretti” anlamına