Ve sonra oda kapkara oldu ve yaşanan karmaşaya rağmen Bruno hala Shmuel’in elini sımsıkı tutuyordu ve dünyadaki hiçbir şey Bruno onun elini bırakmaya razı edemezdi ..
Alıntı
Shmuel bir şey söylemek için ağzını açtı, ama Bruno bunu asla duymadı. Çünkü o anda odayı dolduran yürüyüşçüler derin bir soluk duyulurken önlerindeki kapı aniden kapandı. Dışarıdan gelen metalik bir ses odada çınladı.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Asırlar geçse de “ Kral Hâlâ Çıplak !..”
Meşhur Copernicus Devrimi, Musevilik ile başlayan, Sokrates’ten itibaren felsefeye sirayet eden, ardından da diğer tek tanrılı dinler tarafından pekiştilerek sürdürülen insan merkezciliğine atılmış ilk sahici tokat olarak kabul edilir.. Copernicus, teorisini açıkladığı yapıtın yayınlanmasından kısa bir süre sonra öldüğü için dinsel doğmanın örgütlü şiddetinden korunabilmiş, aynı teoriyi geliştiren Galileo bunun bedelini ölümle yargılanarak ödemiş ama en çok ateşe atılarak yakılan Bruno hakikatin peşinde olmanın her zaman en ağır cezayı göreceğinin kanıtı sayılagelmiştir. Her şeye karşın, bilimin bundan sonra hep yapacağı gibi ilk kez “Kral Çıplak !..” dediği o büyük Rönesans sahnesi bir kez açıldıktan sonra bir daha kapanmamıştır.
Sayfa 56·Kitabı okuyor
16. asırdan 20. asra kadar bütün mütefekkirlerin de bu yoldan geçtiklerini ve gördüğümüz seri içerisinde her birinin kendi asrına karşılık olan hürriyet kuvvetlerine ait apologie'ye yaptiğını ilâve edebiliriz. Meselâ mutlak hürriyetin müdafii Bruno, metafizik hürriyetin müdafii Descartes, sözleşmeli siyasi hür- riyetin Rousseau, terbiye hürriyetinin müdafii Montaigne, kadınların hürriyetini müdafaa eden Stuart Millidi.
Sayfa 71 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Bu parkın kara yumağında körlemesine dolaşıp kaybolarak, güneşin son mor ışığı altında o yalnız ovada, asırlardır kara balçıkla sıvalı o gölün kıyısında, ufalanan korkulukta, dünyanın arka kapısında, zamanın sınırında bir yerde çoktan geçmiş bir hayatın içinde, yeniden var olmanın ötesinde, uzak bir zamana bağlı, uzak bir çağın kostümü içinde buluyorlar; bir ağıta durmadan, hıçkırarak ağlıyorlar ve tutulmayacak yeminlere doğru tırmanarak, anımsamanın basamaklarından çıkarak gerisinde yalnızca ölüm ve adsız bir zevkin uyuşukluğu olan sınırlara ulaşıyorlar...
Sayfa 158
“Tanrı'nın iyi yarattığı insan, insan tarafından kötü idare mi? Ruh tamamen kader tarafından değiştirilip kötü olabilir mi, kader kötü mü?”
Sayfa 297
Alıntı