en az benim kadar
mücadele etmeyi bilen birine ihtiyacım var
ayakta kalmanın fazla ağır geldiği günlerde
ayaklarımı
kucağında tutmaya razı birine
daha ben bile ne istediğimi bilmezken
tam da ihtiyacım olanı veren biri konuşmasam bile
beni anlayan
istediğim bu işte
- ihtiyacım olan sevgili
"hiç söylemedim ancak..." diyerek masanın üzerinde birleştirdiğim parmaklarımla oynamaya başladım. "adamlara karşı beni koruduğun için teşekkür ederim."
şefkatle gülümseyerek, "seni korumayacağımı mı düşünüyorsun?" dedi. "başına bir iş gelse ailenden sonra en çok üzülen ben olurum, mahira. başımıza sürekli iş açan, yaramazlıkları bitmeyen bu kıza zarar gelirse kahroluruz."
tereddüt etmeden, "sen de ailemsin," dedim. sancak abinin yeri her zaman özel olacaktı.
beklemiyormuş gibi, "ne?" dedi.
"ailemsin," dedim yeniden.
"ailenim," diyerek şefkatle gülümsedi ve göz kırptı.
duygulanmıştım. gözlerim dolmuştu. burnum akmaya başlayınca, elimin tersiyle burnumu silip gülümsedim. "biliyorum," dedim zorlukla konuşarak. "bu yüzden daha dikkatli olacağım."
"anlamana sevindim, güzelim," dedi. ayağa kalkarak elini uzattı ve gülümsedi. gözleri ay ışığında parlıyordu ve korumacı göğsü her nefes alıp verdiğinde şefkatle yükseliyordu. "şimdi en sevdiğin jelibonlu dondurmadan yemeye gidelim mi?"
uzattığı eline bakarken, kalbim göğsümden fırlayıp kanatlanacak gibiydi. daha önce elini tutmadığımdan değildi ama bedenimdeki heyecan gittikçe artıyordu.
"tutmayacak mısın güzelim?"
hafif kısık, derinden gelen sesi yutkunmama sebep oldu. elimi uzattığımda zaman kaybetmeden, elimi avcunun içine alarak bedenini kendine doğru çekti.
göğsümün göğsüne çarpmasına saniyeler kala durup başımı yukarı doğru kaldırdım. ela gözleri kirpiklerinin altından muhteşem görünüyordu.
"gerçekten mi?"
bakışlarını benimkilerden ayırmadan dudağının tek kenarı havaya kalkacak şekilde gülümsedi ve başını salladı. "gerçekten güzelim," diyerek kolunu omzuma attı ve bedenimi sıcak göğsüne yasladı. "abine mesaj atalım da gelip bize katılsın. sonra kıskançlığından ayılıp bayılmasın."
kaşlarımı yalandan çatarak,
"Ey ahali, ben Kerkük'ün kızıyım. Bu şehirden asla göç etmeyeceğim. Bu zulüm politikasını protesto etmek, Türkmenlere bağımsızlık yolunu açmak ve Türkmen sözcüğünü yükseltmek uğruna, şimdi kendimi yakacağım. Kerkük bize kalacaktır. Katillere ve zalimlere ölüm!"
Bu sözlerin ardından Zehra gaz bidonunu üzerine boşaltarak kibriti çaktı ve herkesin gözleri önünde bir alev yumağına döndü.
Eğer bir şey bir insan olarak sana derdini, hedefini, amacını, dünya gailesini, acılarını, sıkıntıları unutturuyor ve bu etkisini hızlı gösteriyorsa bağımlılık yapar. Seni kendine bağlama potansiyeli olan ve senin bireysel varlığını engelleyen bir tıkayıcıya dönüşür. Ana kıstas budur. Amaç anestezik bir sekilde acısız, ağrısız yaşamak değil; biz bu dünyaya sadece iyi hissetmek icin gelmedik. Ne yaşanacaksa hepsini köküne kadar hissetmek icin geldik. Acısı, ağrısı, sıkıntısı, neşesi, sevinci dahil olmak üizere hepsini yaşamaya geldik. Mutluluk peşinde koşmak hayatı berbat eden bir şeydir. Hayatı hayat gibi yaşadığın zaman mutluluk kolumuza girer ve bizimle beraber gelir, O nedenle şöyle bir silkelenelim "Ne yapıyorum ben?" diye bir soralm ve bugün, tam da şu anda neyi daha iyi yapabiliyorsak hemen onu yapalım. Selam vere ceğimiz biri varsa selam verelim, yardım edeceğimiz varsa yardım edelim, susmamız gerekiyorsa susalım, konuşmamız gerekiyorse konuşalım. Mutluluk gelecektir.