Senin aydınlığın yetişir bana
Güneşi istemiyorum
Yıldızları istemiyorum
Açma perdeleri
Ben bu karanlığı seviyorum
Ben yalnızlığı bu geceleri
Karanlıklar benim içın yaratıldı A
Aydınlıklar senin için
Sen olmasan B'ler Cler D'ler olmazdı
Ben olmazdım
Bu mavi gökyüzü
Bu yeşil denizler olmazdı
Z'ye kadar yürüdüm bir akşam
Allı morlu ağaçlar gördüm
Akça pakça kadınlar gördüm
Yine seni unutamadım A
Senin aydınlığın yetişir bana
Yum gözlerini üçe kadar say
Bütün B'leri C'leri A
Bütün akları kara yapacağım
Ölüm korkusuyla uykumun kaçtığı geceler kendime Lucretius’un düsturunu hatırlatıyorum: ‘Ben varken ölüm yok; ölüm varken ben yokum.’ Bu son derece akılcı ve çürütülemeyecek kadar sağlam bir gerçek. Ama ciddi ciddi korktuğum zamanlar, bu hiçbir işe yaramıyor, korkularımı gidermiyor. İşte felsefenin uzanamadığı yer burası. Felsefe öğretmekle bunu hayata uygulamak arasında dağlar kadar fark var.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ey ez furûg-ı rûyet rûşen-çerağ-ı dide
Mânend-i çeşm-i mestet çeşm-i cihan ne dide
Hem çün tu nâzenini ser-tâ-be-pâ letafet
Gîtî nişan ne dîde ez dünya âferîde
Ber kasd-ı hûn-ı uşşak ebru vü çeşm-i mestet
Gah în kemîn-güşade gah ân kemân-keşîde
Ez sûz-ı sîne her dem dûdem be-ser berâyed
Çun ûd çend-bâşem der-âteş remîde
Ger ber-lebem nehî leb yâbem hayât-ı bakî
Ân dem ki can-ı şîrîn bâşed be-leb resîde
"Görmüyor musun ki gözlerim neşeli, sevinçli ve pek çok ferahlıkla parıl parıl parlamaktadır. Ama bunun sebebini başka bir şeye yorma. 'Gözünün ışığının bu kadar aydın olması, ancak senin aydınlık yüzünün pırıltısından akseden bir aydınlıktır.' Hiç aynayı eline alıp da kendi güzelliğini kendin seyrettiğin ve özellikle gözlerinin tatlılığına dikkat eylediğin var mıdır? 'Senin kendinden geçmiş gözlerin gibi gözleri, dünyanın gözleri görmemiştir.' Kendi gözlerin kendinde olan tatlılığı görmekten acizse sana ben haber vereyim. 'Senin gibi baştan ayağa kadar tatlı bir nazenini dünyanın hiçbir tarafında haber veremediler. Zira Allah da öyle bir vücut daha yaratmadı.' Bizim seni seyrederken altında kaldığımız etkileri sormuyor musun? Biz senin kaşların gözlerin karşısında tir tir titremekteyiz. Zira 'aşıkların kanına ve canına kasıtla, kah senin sarhoş gözlerin tuzak kurmuş ve kah gaddar kaşların da yay çekmiştir.' Gerçi, sen bizim böyle hüzünlü hüzünlü ah edişlerimizden ve ağlayarak yalvarmamızdan zevk alıyorsun. Ancak 'cayır cayır yanan tutuşmuş bağrımızın dumanı her dem başımızı bürümekte olup bu mis kokulu dumanın güzel kokuşu için bir ödağacı gibi nice bir ateşler üzerinde yanıp kalalım.' Senin aşkının derdiyle hasta oldum. Döşeklere döşendim. İşte hayatımın kalanından da ümit kalmadı. 'Eğer tatlı canımın dudaklarıma kadar gelmiş olduğu şu anda, sen dudaklarını
“Kitaplar, manevi birer hazinedir. Eskiden bana önerilen kitapları bir kenara not eder, hafızamda tutmaya çalışırdım. Bugün liste öylesine uzun ki, artık kayıt tutmuyorum. Dostlarım bana öneride bulundukları zaman gülümsüyorum. Bu gülümse ağırlıklı olarak mutlu; zira her paylaşım kitaplarla, edebiyatla bağımızın güçlendiğini hissettiriyor. Gülümsememin buruk tarafı ise, zaman sorunu… Hangi yazara, hangi kitaba öncelik vermeli? Raflarda kitapları inceledikçe, gelecek adına söz vermekten başka yol yok gibi…”
(David Ojalvo)
Ya bir gün şeytan sizin en yalnız yalnızlığınıza gizlice girip size şöyle dese: “şu anda içinde yaşadığın ve daha önce yaşamış olduğun bu hayatı bir kez ve sayısız defa daha yaşayacaksın; içinde yeni hiçbir şey olmayacak ama her acı, her sevinç ve her düşünce, her iç çekiş ve anlatılmayacak kadar küçük veya büyük her şey aynı sırayla sana geri dönecek, ağaçların arasındaki şu örümcek ve ayışığı, hatta şu dakika ve ben bile. Varoluşun ebedi Kum saati tekrar tekrar ters çevrilecek ve onunla birlikte bir tanesi olan sen de!”