7/10
·272 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 15:49
#KitapYorum #ÂhirZaman #OktayVuralAlkaya #KanonYayınları #Kitabaaşıkokumayasevdalı #Roman #272Sayfa Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Kanon Yayınları'ndan çıkan, Oktay Vural Alkaya'ya ait "ÂHİR ZAMAN" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım. Yazarımızın daha önce "DİYARIN KIYAMETİ FİLİN GAZABI" isimli tarihi romanını okumuş, çok beğenmiştim. Şimdi ise bambaşka bir konu ve macera var. Aslında hepimizin içinde bulunduğu distopik dünya. Rollerimiz benzer. Milyonların peşinden koştuğu her türlü metaya kölelik. Kaptalizmin pençesinde kuzu kuzu varoluşumuz. Üstelik seve seve gönüllü çılgın bir düzene biat ediyoruz. Hem de gıkımız çıkmadan. Başkaldırmak ne haddimize!.. Ama romanda savaşın nefesi ensemizde. Düşünürsek belki de üç yüz altmış beş gün özel. Her yeni güne hediyeler, gereksizler, bitişler, hüzünler, ağlak saatler vs. vs. sonunda mali krizler. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, kullandığımız, ödediğimiz faturadan, gönlümüzün ığıl ığıl aktığı reklamlara kadar o kara pençenin izlerini takip ediyoruz. Her satırda kendi sahnemi yaşadım sanki. Rolüm, ya da rollerim ne çokmuş. "ÂHİR ZAMAN" isminden de anlaşılacağı üzere; "son devir" (ahiret zamanı) olan bu dönem, fitne, fesat, ahlaki yozlaşma ve büyük alâmetlerin görülmesiyle karakterize edilir. Tam da bu noktayı ince ince tarayıp arap saçlı kedinin tüylerini düzeltme çabasının dayanılmaz hafifliğinde bulutlara çıkıyorsunuz. Nasıl mı?Önce roller, kimler var bu kara düzende açıklayalım: Roman, dünyayı kontrol eden dev bir sistemin (Kâinat Holding) Rahman Cece, insanların hayatının her alanını yönettiği distopik bir geleceği anlatır. Baş karakter Âhir, sıradan bir veri giriş uzmanıdır. Ancak zamanla yaşadığı düzeni sorgulamaya başlar: “Bugün kendim için ne yaptım?” Sanem’in hayatına girmesi ve gizemli bir karakter olan Şiva
Ahir ZamanOktay Volkan Alkaya · Kanon Kitap · 202555 okunma
Puan vermedi
Ahmet Mithat Efendi; He is an enlightened writer with a strong oratory who dominates all fields such as journalist, story and novel writer, philosopher of history and contributes to the enlightenment of the society he is in, transferring his knowledge and experience to all segments of society. He wrote about the renewal movement that started with the Tanzimat in his works and he became a guide by writing his writings for information purposes. He read a lot of French books, gained knowledge about literary movements and transferred them to his works with his own interpretation. Ahmet Mithat Efendi is the leading name in the works of the Tanzimat Period. He conveyed his existing experiences both in his novels and his works such as Müşahedat, Taffüf, Mesail-i Muğlaka, Ahmet Mithat Efendi, Edebiyat Yazıları 1 and 2, he became one of the most enlightened writers of Turkish novelism, and he deserved to be known as a novelist because he was mostly engaged in novels among prose genres. Ahmet Mithat Müşahedat criticized Emile Zola in his introduction titled 'Hasbihâl with Kâriîn' in his work titled Müşahedat and described the situation of Emile Zola, who wrote with a naturalist perspective of French society, from a critical point of view. Mithat Efendi wrote almost all his works to guide and educate people. And for this reason, according to him, transferring the events existing in the society as they are, instead of educating people, he was worried about leading them down the wrong path and therefore he opposed the Turkish society to read Emile Zola. Ahmet Mithat is a socialist and devoted writer. His aim to educate the public has led him to address the problems of the people. In this respect, he is in a way the sociologist of his period. Naturalism is established through the
Edebiyat & Roman
Emile Zola Hayatı ve Edebi FaaliyetiMihail Barro · Dorlion Yayınevi · 00 okunma
Reklam
Namus kadına özgüyse Hz. Yusuf'un sakındığı neydi?
Puan vermedi·192 syf.··
2025 104. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2025 21:37
“Bunu okursan namaza başlarsın!” Çok iddialı değil mi? Adeta, “Size öyle bir yazı vaat ediyorum ki okuduğunuzda namaza başlayacaksınız!” diyor. Tereddütsüz! İçinde olasılık barındırmadan! Öyle mi peki? Ya da henüz okumamış olanlara soruyorum, “Mümkün olabilir mi?” “Firavun da kraldı. Sonra müzelik eşya oldu. Kibir insanı bitirir.” Müddesir Suresi 42. Ayet: “Sizi cehenneme sokan nedir?” Müddesir Suresi 43. Ayet: Onlar da şöyle cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik.” Ne tuhaf değil mi? Sanki bir zorunluluk değil de seçmeli bir ibadetmiş gibi bahsediyoruz. “Dünyada bu kadar kötülük varken, söz konusu namaz mı?” diyoruz. Sanki diğer kötülüklerin önüne vücudumuzu siper ediyormuşuz gibi. “Namaz kılan kırk kişiden yalnız birinin kurtulduğunu söylüyor! Ürkütmüyor mu?” Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz bir gün sanki hiç yaşamamış gibi ölecekken. İlk emri "Oku!" olan kitabın kabirdeki ilk sorusu ne olacaktır? Tabii ki "Okudun mu?" olacaktır. Okuduk mu? Uygulayabiliyor muyuz? “Duvarda asılı duran ilaç kutusu beni iyileştirir mi? İyileştirmez. Senin rafında duran Kur'an da sana şifa vermeyecek kardeşim, bu kadar işte.” Yıkamıyoruz değil mi içimizdeki putları? Mehmet Yıldız kimdir, necidir bilmem. İçimde bir ukde namaz… Ya başlayamıyorum, ya da diyet gibi; başlıyor devamını getiremiyorum. Bir kor olur düşer diye içime bu konuya dair kim varsa dinliyorum… Tam da o zaman videoları karşıma çıkmaya başladı: youtube.com/shorts/Q6LmpyK9Ll0 Asaf Hâlet Çelebi’nin İbrahim’i düşüyor aklıma: “ibrahim içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim?” “Seni senden daha iyi tanıyan Rabbin varken, seni anlamayacak insanlara ne çok içini açmışsın.” Ne çok bağlanıyoruz değil mi insanlara? **Ne amaçlar uğruna tüketiyoruz ömrümüzü…
Din
Aşk 5 VakittirMehmet Yıldız · Timaş Yayınları · 20233,332 okunma
9/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2025 13:56
Mahşer, Peyami Safa'nın henüz 25 yaşındayken yayımlanan ilk eserlerinden biri. İlk baskı senesi 1924. Hikaye, Çanakkale cephesinde gazi olan Nihad'ın İstanbul'a dönüşü ile başlıyor. İstanbul'a bir akşam askerî gemi ile gelir ve tek akrabası olan Hatice teyzesine doğru yollanır. Yolda yürürken Nihad'ın istikbalden beklentileri vardır, hayalleri vardır. Çünkü Nihad daha 26 yaşında gencecik bir insandır. Peki, bu genç bir gazi olan Nihad'ı İstanbul'da bekleyen şey nedir? Devamı eserin içinde... Devrin İstanbul'unu ve halkının durumunu okumak güzel bir tecrübe idi. Çünkü o devir, bizim içtimaî hayatımızda mühim değişimlerin olduğu seneler. Maneviyatı bir kenara usulca bırakıp, maddiyatı büyük bir arzu ile tercih etmeye başladığımız seneler. Eser, işte bu tabloyu, "küçük insanlar"ın merkezde olduğu bir hikâyede bize resmetmeye çalışıyor. Evet, Peyami Safa'nın belki en iyi eseri değil, ustalık eseri de değil fakat yine de değindiği mevzu ve akıcı üslübu ve dokunaklı son bölümü ve kendine has psikolojik tahlilleri ile gayet güzel bir eser. Edebiyatımızın bu klasik eserini mutlaka tavsiye ediyorum. Herkese faydalı okumalar dilerim.
MahşerPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 19922,846 okunma
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2025 01:59
Bir ülkünün çevresinde toplanmak ve onun için ölümü göze alarak savaşmak ne güzel şeydir! İnsanlar ancak ülkü ile hayvanlardan ayrılabiliyorlar. Millî bir ülkü olmadıktan sonra, insanın hayvandan ne farkı kalır? Hayvan, ölümden ve ızdıraptan kaçar, kuvvetliden korkar. Ölümden korkmayan, ızdıraptan kaçmayan, kuvvetli ile savaşı göze alan yaratık, ancak ülkücü insandır. Bir zamanlar dinler insanları hayvan olmaktan kurtarmak için çalıştı, onlara Tanrı’dan öğütler verdi. Bugünkü ülküler, tamamıyla millîdir. Dinî inancı da içine almış olan millî ülkü, insanları sürükleyen, güçlendiren ve asilleştiren bir duygu ve düşüncedir. Bugünün kaba maddeciliği arasında Türk ülküsü sararmış, biraz küllenmiş gibi görünüyor. Maddecilik hastalığı geçtiği zaman, o yine parlayacaktır. Onun için Türk ülküsüne sarılmaya mecburuz. Bütün Doğu milletlerini yendiği halde yalnız Türklerle başa çıkamayan Batı’nın içine sinmiş düşmanlığı ve hıncı karşısında, bizim silahımız, Türk ülküsüdür. Tek başına Avrupa’ya dalan ve yüzyıllarca tek başına bütün Avrupa milletlerine karşı Allah’ın adını savunan Asya arslanları zaman zaman gaflet uykusuna dalmışlar, fakat sonra sıçrayıp şahlanmışlardır. Bu seferki dalgınlık biraz tehlikeli gibi görünüyor. Çünkü içinde bir de yabancıya hayranlık unsuru var. Tehlikeler nereden gelirse gelsin, ne kadar büyük olursa olsun, tek çare ve tek ilacı Türk ülküsüdür. TÜRK ÜLKÜSÜ Dünya bir çarpışma alanıdır. Yaratıcı kuvvet, dünyayı bir çarpışma düzeni içinde yaratmış, yaratılanlar çarpışma düzeni içinde yaşayıp bugüne erişmişlerdir. Bunun, neden, niçin böyle olduğu hakkındaki yüksek felsefî düşünceleri bir yana bırakıp gerçeği olduğu gibi kabul edersek, çarpışmaya hazır bulunmanın en hayatî prensip olduğu sonucuna kendiliğinden varırız. İnsanlar arasındaki çarpışma,
1000Kitap
Türk ÜlküsüHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20234,932 okunma
3/10
·168 syf.··
2025 10. kitabı
Atsız, zor bir kişi. Sabrınızı zorlayacak, sinirleriniz üzerinde -onun çok sevdiği deyimiyle- "taarruza" sebep olacak birisi. Neden mi? İlk olarak savaş konusundaki düşüncelerinden bahsetmek istiyorum. "... uzun zamandır savaşmayan milletlerde ahlâkî bir bozulmanın başladığı gözden kaçmamaktadır." (s. 23) "Bir millet için en büyük tehlikelerden biri barış ve dostluk afyonu yutarak uyumaktır. Büyümek istemeyen millet küçülmeye mahkumdur. Saldırmayan millete saldırılır." (s. 31) "Türkiye, Atatürk'ün ölümünden beri pasif bir devlet siyaseti gütmektedir. Atatürk'ün zemin ve zaman icabı olarak, sırf o devir için söylediği "yurtta sulh, cihanda sulh" sözlerini, ebedî düsturmuş gibi benimsemiş görünerek siyasetini bu esas üzerinde yoğunlaştırmıştır. "(s. 104) [Aynı zamanda dipnotta şu cümle yer alıyor: "Bu sözün nerde söylendiği, hatta söylenip söylemediği de belli değildir.] "Medeniyet ilerledikçe insanî fikirlerin de galebe edeceği, milletlerin kardeş olacağı bir gün geleceği hakkındaki fikirlerin hepsi birer rüyadır. Bunlar ya saf insanların fikirleridir yahut da karşılarındakileri aldatmak isteyen hilekârların sözleridir. Bütün insanların kardeş olması, ihtirasın, kavganın kalkması tabiat muhaliftir. İnsanlık ve kardeşlik propagandası medeniyette ilerlemiş milletlerin, er meydanında silahla yenemedikleri geri milletlere karşı tatbik ettikleri yeni bir tabiye usulüdür. Bize İsa'nın insanlık düsturlarını propaganda eden İngiliz, Alman, Fransız, Amerikan papazlarının milletleri bir yandan silahları bırakma konferansları açarken bir yandan topu, tüfeği, gazı, mikrobuyla silahlanıyorlar."(s.128) Evet, ne yazık ki dünyada tamamen barışın hüküm sürdüğü; açlığın, sefaletin, savaşın olmadığı bir düzen toz pembe bir rüyadan ibaretmiş gibi geliyor kulağa. Yirmi birinci
Tarih
Türk ÜlküsüHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20234,932 okunma
Reklam
Reklam