Hakikat; değişmeyen, bugün ve yarın aynı kalan şey olduğuna göre, duyguların bize gösterdiği şey, hakikat olamaz. Çünkü duygularımızın kavradığı şeyler, durmadan değişmektedir, onlar bize durmayıp geçen şeyleri gösterir. Yalnızca duymaya dayanan ilim, kesim ve genelgeçer olmaktan uzaktır. Ne var ki, duygularımızdan başka bir de akla sahibiz. Akıl bize kalıcı olanı, değişmeyeni gösterir.
Bugün insanların geçmişteki gibi güçlü bir aidiyet hissettiği çalışma ortamı pek yok. "Beğenmeyen gider" ideolojisi, güvencesiz işler ve işyerlerinde kabalığın giderek artması pek çok insanın çalıştığı kuruma bilinçli, özel bir sevgi duymaması sonucunu doğurdu. Ama paradoksa bakın ki, bilincinde olmasak da, işimizle kurduğumuz o bağ suçluluk duygusu, değer görme isteği ve kaygıya bürünerek varlığını sürdürüyor. İnsanlar bu duyguları sürekli hissettiğinden bugün tükenmişlik diye adlandırdığımız takatsizliğin bu belirli biçiminin görülme sıklığı her seferinde artıyor.
Bugün gereksinim, tatmin ve hazdan başka bir şey ifade etmeyen aşk, Başka’nın geri çekilmesi ve gecikmesine tahammül edemez. Arama ve tüketme makinesi olarak toplum, bulunamayan, ele geçirilemeyen ve tüketilemeyen namevcuta yönelik arzuyu lağveder.
Eski özlem duymak zorunda değiliz. Geçmişi kopyalamak yerine bugün için yeni bir çerçeve oluşturabilir,kendi değerlerimiz doğrultusunda yeni bir dil üretebiliriz.
Ve bugün kendilerine ait konforlu odalarında, çabasızca sahip oldukları onca oyuncağa ve eşyaya rağmen tatminsiz olan çocukları görünce üzülüyorum. Mutsuzlukları, her şeye parmaklarını şıklatarak sahip olmalarının bir yan etkisi olabilir.
Sayfa 87 - Alfa Yayınları, 19-20. Basım: Mart 2021·Kitabı okuyor