Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH
O kapıyı açamadın değil mi Nihal? Açmaya gücün yetmedi. Ama o kapıyı açmak, o odaya girmek zorundasın. Sonsuza dek kilitli kalmayacak; kapı açılacak ve odada ne varsa yüzleşeceksiniz ve Can yakıcı yüzleşmenin bütün bedellerini ödeyeceksiniz. Çünkü Ben Her gece karanlığın ortasında, hatıraların ve hayal kırıklıklarının bedellerini tek başıma ödüyorum. Siz yoksunuz , siz hiç olmadınız o gecelerde nokta geçmişin bütün günahlarını ölülere yüklemek, dünyada kalanların yaptığı haksızlıklardan biri. Ruhumun özgürleşmesi için o odaya girmekten başka çare yok. Ölülerin Dünyada kalanlardan tek bir isteği var biliyor musun? Anlaşılmak ve böylece huzura kavuşmak. Bugün birbirimizi anlamak ve ruhlarımızı huzura kavuşturmak için belki de son şansımız. Kaybetmekten korktuğumuz ne varsa çoktan kaybettik. Kilitli odalarda hapsolan, hepimizi zehirleyip duran sırları açığa çıkarmanın, ruhsal yaralarımızın üzerindeki kirli sargıları söküp atmanın vakti geldi..
Sayfa 131
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ah, ben niçin böyleyim? Ne olurdu ben de onlar ve herkes gibi bu hayattan zevk alacak his ve kabiliyette olsaydım da onlar gibi bu sefalet içinde kayıtsız ve gönül rahatlığıyla yaşayabilseydim... Onlar gibi bu dedikodularla, bu konularla, bu oyunlarla yetinebilseydim... Ve ruhum bu azap duyduğu elzem ihtiyaçlarla beni harap ve helak etmeseydi... İçinde yaşayacağım hayat için büyütülmüş olsaydım... Halbuki ben bu hayat için büyümedim. Ah, bizi niçin böyle yetiştiriyorlar? Analarımız, babalarımız hâlâ gafletlerinin, hatalarının neticesini görüp niçin akıllarını başlarına toplamıyorlar? Peki, istedikleri şey hislerimizin incelmesi, fikirlerimizin açılmasıysa, bu ince hislerimiz açık fikirlerimizle bize tayin ettikleri hayatı nefretle kabul edeceğimizi niçin ve nasıl düşünemiyorlar? İşte mesela ben, biraz ince hisli olmasam, bugün bu beğenmediğim hanımlar gibi olacağım. Nigâr ve benzerleri gibi hayatımı kapıdan gelip geçenlerle meşgul edebilerek kendimi ve hayatımı beğenecektim! Halbuki aldığım terbiye, okuduğum eserler bana şaşaalı hayatlar vaat ettiler; şimdi nasıl olur ki bu miskin, bu donuk, bu düşkün hayatı severek kabul ederim?
Sayfa 18·Kitabı okudu
Son demdeyim Ben hala sendeyim Gün bugün değil Ben hala dündeyim Ah kalbim ağrıyor tan ağarırken İçim kan ağlıyor gam çoğalırken Yar senelerce Zor gecelerce Hasret biriktirdim Hecelerce
Sayfa 130 - KALBİM AĞRIYOR (2010)·Kitabı okuyor
Bir Yazar Bir Kitap
KELİME DEFTERİ * Diğer yandan her yazarın belli kelimeler etrafında döndüğünü biliyordum. Öyle ki o kelimelerin bir araya getirilerek yorumlanması yazarın ilgilerini, ısrarlarını, meselelerini kısacası temel izleğini (personel mitini) ortaya çıkarabilirdi. Yazar o kelimelerden ibaret tek cümleye indirgenebilirdi. 13 * İşte benim Kelime Defteri’m: Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı. Ezel Tanışıklığı: Aşkın tanımı. Bezm-i cânda Galib’in payına düşen kâle-i kâm. İhanet: Ezeli aşk üçgeni. Akıl ve Kalp: Aklıma yaslansam kalbim, kalbime yaslansam aklım yarı yolda bırakıyor. Acı: Kendimiz için çekersek bizi bencilleştirir. Kendi acımızda bütün evrenin acısını tecrübe edersek olgunlaşırız. Acıdan acıya fark var. Empati: İnsan olmanın ilk şartı. İnsan kendini başkasının, dahası kurdun kuşun, börtü böceğin, kırık dalın yerine koyabiliyorsa insandır. Hayvanlar: Sevmiyorsan da yaşama hakkına saygı göster. Yusuf’u yemeyen kurttan muhacir Masala, akıbeti meçhul karacalara. Yazdıklarımda hep varlar. İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde. Ve ben artık insanlardan insaniyete sığmıyorum. Sahici: Düz cümleler kurmaya heves edişimin hem sonucu hem sebebi. Siyaset: Tek masumun acı çektiği yerde bütün geçerliğini yitirir. Savaş: Niye ki? Şefkat: Bütün duyguların üstünde duruyor, hâlâ. Zaman: Her şey her an yeniden yaşanıyor. An: Her şey anın içinde donmuş duruyor. Ölüm: Ölüm sonrasında bir hayat olduğundan, orada tekrar buluşup konuşacağımızdan kalemimin şu an elimde durduğundan emin olduğum kadar eminim. Kadim: Ne güzel kelime. Evrensel: Kadim ile birlikte. Perde: Bu perdenin arkasında ne var ki ömrünü onun önünde muztarib bir ruh gibi dolaşmakla geçiriyorsun? Hepimiz bu taraftayız. Arkada ne var? Gölge: Sen bana gölge ben sana gölge. Rabb’in nazarında sen gölge
TİMAŞ
"Peki, istedikleri şey hislerimizin incelmesi, fikirlerimizin açılmasıysa, bu ince hislerimiz açık fikirlerimizle bize tayin ettikleri hayatı nefretle kabul edeceğimizi niçin ve nasıl düşünemiyorlar? İste mesela ben, biraz ince hisli olmasam, bugün bu beğenmediğim hanımlar gibi olacağım. Nigâr ve benzerleri gibi hayatımı kapıdan gelip geçenlerle meşgul edebilerek kendimi ve hayatımı beğenecektim! Halbuki aldığım terbiye, okuduğum eserler bana şaşaalı hayatlar vaat ettiler; şimdi nasıl olur ki bu miskin, bu donuk, bu düşkün hayatı severek kabul ederim?"