"Buna mukabil, piyano dersi verdiğim sekiz yaşındaki bir çocuk, eğer ailesi tarafından gayret edilip daha bu yaşta kuşa benzetilmemiş ve tabii hâlinde inkişafa bırakılmamışsa benim gözümde birçok büyük muharrir ve mütefekkirlerden daha alâka verici bir mahlûktur.
Bir garson, bir kayıkçı, şahsi fikirleri olmak, gördüğü ve öğrendiği şeyleri kendine mal etmek bakımından, bizim bu münevverlerin hepsinden üstün ve kıymetlidir. Konuşurken birçok şeyler öğrenirim ve karşımda bir insan görürüm, hazin ve geveze bir kukla değil...
Siz onları uzaktan bir şey zannettiniz fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz... Hiç hayret etmeyin... Hatta onların küstah ve mütecaviz hâllerini bile mazur görün... Çünkü alelade bir insan bile olmadıkları hâlde kendilerine bir de münevver insan payesi verilince ve hayattaki mevki ve itibarlarını kaybetmemek için bu sıfatı akla hayale gelmeyecek hokkabazlıklarla muhafazaya mecbur kalınca pek tabii olarak dalavereci olacaklar, ahlaksızlaşacaklar ve mütemadiyen birbirlerinin kıymetsizliklerini ortaya vurarak kıymetsizliğin esas olduğu kanaatini uyandıracaklar...
Bereket versin herkes böyle değil... Daha sarp yollardan yürüyen fakat buna mukabil insan denecek bir insan olmak isteyenler de var... Belki pek az... Ama var... Unutmayın ki dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir. Bu söylediğim gibilerin az ve henüz kendilerini tam göstermemiş olması, günün birinde iyinin, doğrunun ve kıymetlinin hâkim olacağından ümidi kesmeyi icap ettiremez...."
Bir insanın yaptığı veya yapmadığı hemen hemen her şey diğer insanlar tarafından yargılanır. Buna karşı koyamayız, bundan kurtulamayız, diğerlerinin yargısı hiç hoşumuza gitmese de.
En azından umurumuzu degil degildir! Her yergi ve her övgü yapışır üstümüze, bazı yergi ve bazı iltifat dolu sözler hatta bir ömür boyu...
“Kadınlığını cömertçe bana sunmaya hazır oluşunun sebebi, yüreğinin derinliklerinden kopup gelen bir yankı mı yoksa, sevgisizlikten çölleşen duygularını suya kandırma kaygısı mı?
Denize düşen biri can havliyle kurtulmak için bulduğu bir odun parçasına sımsıkı tutunur ve o an bu odun yamukmuş bunu istemem diyemez ya hani, seninki buna benzer bir şey değildir umarım.”
Harcadığın zamanı nasıl geri kazanabileceğini hiç düşündün mü? Kendini nasıl daha az meşgul hissedebilirsin? İlk işin "hayır!" Deminin gücünü öğrenmek olsun. Aynı şekilde,"Hayır. Teşekkürler.", "Hayır. Kendimi buna kaptırmayacağım" ve "Hayır. Şu an müsait değilim," cümlelerini de hayatına katmalısın. Bu bazılarını incitebilir. Bu bazılarını kırabilir. Ama sen önemsiz şeylere ne kadar çok hayır dersen, önemli olanları evet deme fırsatın bir o kadar artar.Bu, hayatını yaşamana, hayatından (senin istediğin hayattan) keyif almana ve her şeyden önemlisi, kayda değer konulara kafa yorabilmene imkan sağlayacaktır.
Komutanları, “Hazır!”,dediğinde o hep, “Daima hazır!” demişti. Boratav, daima hazırdı. Onu buna hazırlayan kişi babasıydı. Merhametsizliğiyle bilinirdi. Mesleğinde oldukça iyi olsa da hem babalıkta hem de kocalıkta sınıfta kalan bir adamdı.