Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gerçek şuydu ki, görecek kadar kamil, duyacak kadar dikkatliydim de, cevaplayacak kadar adil değildim. Her uzvum tamamdı fakat ben eksiktim. Kimsenin omzuna dokunmamıştı elim. Omuz vermeden, gözyaşı silmeden, kalp ısıtmadan, el uzatmadan, dünyaya da içindekilere de zerrece dokunmadan, çoktan sönmüş bir ruh gibi yaşayıp gitmiştim. Yalandan, sığ bir incelikti benimki; derinde küttüm, kötüydüm, korkağın tekiydim. Nice kabus akarken gözlerimin önünden, ben sadece uyanmayı dilemiştim. Hiçbir çığlığa yankı vermemiş, ne vakit bir yaraya denk gelsem, kabuk sandığım sessizliğin ardına gizlenmiştim. Sessizlik, susanların yükselttiği derin bir uçurumdu. Kıyısına geldiğimde, gücümü toplayıp da buradayım diye bile seslenememiştim. Bu yüzden suçlu, bu yüzden yenik, bu yüzden zayiydim.
Bu sabah ona veda etmek zorunda kaldım. Bana o kadar sıkı sarılıp, o kadar içten öptü ki beni bırakırsa ölecekmişim gibi hissettim ama ölmedim. Beni bıraktı ve hâlâ buradayım. Hâla yaşıyorum. Hâlâ nefes alıyorum. Zor zor.
"İş ne körbağırsakta, ne de böbrekte; hayat ve ölümde ... Öyle ya. Bir hayat vardı; şimdi de gidiyor ... Gidiyor ve onu tutmak
elimde değil. . . Evet. Ne diye kendimi aldatayım? Ölmekte olduğumu, benden başka herkes bilmiyor mu? Hafta, gün meselesi... Hatta belki de şimdi ... Az önce ortalık aydınlıktı, şu anda karanlık ... Buradayım. Birazdan oraya gideceğim! Nereye?”