Zorunlu olarak sınıfta uslu oturuyor, öğretmenlerinin anlattıklarını dinliyor, verilen ödevleri de oflaya puflaya güçlükle hazırlıyordu. Yapabileceği başka bir şey yoktu çünkü. Bütün bunları gökyüzünün günahlarımıza karşılık bize yolladığı ceza olarak görüyordu. Öğretmenin altını çizerek işaretlediği yere kadar verdiği derse çalışır, oradan sonrasına bakmaz, derste hiçbir şey sormaz, anlayamadığı bir şeyin açıklanmasını istemezdi. Defterine aldığı notlarla yetinir, anlayamadığı yerleri merak etmez, derste tam anlayamadığı, dinlemediği şeyleri bile sormazdı. (...) Gereğinden fazla şey okumak olağandışı ve ağır geliyordu ona. Böylesine çok kâğıdın, zamanın, mürekkebin harcandığı bunca kitaba ne gerek vardı? Ders kitapları ne işe yarardı? Doyasıya yaramazlık yapmamışken, eğlenmemişken altı-yedi yıl okullara kapanmaya, onca sıkı disipline, çalışmaya, ödevler üzerine ter dökmeye ne gerek vardı? Sık sık soruyordu kendine: "Ne zaman yaşayacağım ben?"
İletişim Klasikleri - Storytel Sesli Kitap