Burak

@burakinanli·
·
sabitlendi
Sarı saçlı, mavi gözlü olan beyazlar ve diğerleri
“Benim için çok hassas bir konu çünkü mavi gözlü ve sarı saçlı Avrupalıların her gün Putin’in füzeleri tarafından öldürüldüğünü görüyorum.” David Sakvarelidze - Ukrayna Eski Başsavcı Yardımcısı “21. yüzyıldayız, bir Avrupa şehrindeyiz ve sanki Irak veya Afganistan’daymışız gibi seyir füzeleri atılıyor, hayal edebiliyor musunuz!” Ulysse Gosset - Fransız gazeteci “Saygısızlık etmek istemem ama burası, on yıllardır çatışmaların sürdüğü Irak veya Afganistan gibi bir yer değil. Burası nispeten medeni, nispeten Avrupai bir şehir ve böyle bir şeyin olmasını beklemezsiniz, olmasını istemezsiniz de." Charlie D'agata - Amerikalı gazeteci “Onların [Ukraynalıların] başına akıl almaz bir şey geldi. Burası gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi değil. Burası Avrupa.” Lucy Watson - İngiliz muhabir. “Bu sefer savaş yanlış. Çünkü bu insanlar bize benziyor, Instagram ve Netflix hesapları var. Artık savaş fakir, uzak bir ülkede değil.” Daniel Hannan - İngiliz yazar, gazeteci, politikacı, Lortlar Kamarası Üyesi “Bunlar Suriye’den gelen mülteciler değil bunlar Ukrayna’dan gelen mülteciler; Hıristiyanlar ve beyazlar.” Kelly Cobiella - Amerikalı muhabir. “Burada Putin’in desteklediği Suriye rejiminin bombalanmasından kaçan Suriyelilerden bahsetmiyoruz. Avrupalıların, hayatlarını kurtarmak için bizim arabalarımıza benzeyen arabalarla ayrılmasından bahsediyoruz.” Phillipe Corbé - Fransız gazeteci “Bu insanlar Avrupalı. Bu insanlar zeki, eğitimli insanlar. Bu, alışık olduğumuz mülteci dalgası değil.” Kiril Petkov - Bulgaristan Eski Başbakanı “Onları izlerken dikkat çeken şey, giyim tarzları. Bunlar varlıklı, orta sınıf insanlar. Ortadoğu’dan ya da Kuzey Afrika’dan kaçmaya çalışan mülteciler gibi görünmüyorlar. Komşunuz olabilecek herhangi bir Avrupalı aileye benziyorlar.” Peter Dobbie -
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Fussilet Suresi, 13-16. Ayetler Arası
-Ey Peygamber!- Yüz çevirirlerse de ki: “Sizi Âd ve Semûd’un -başına gelen- yıldırım gibi bir yıldırıma(°) -/âfete- karşı uyarıyorum!” Hani elçiler onlara önlerinden ve arkalarından gelerek(°°) “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!” dedikleri zaman, -onlar- “Rabbimiz -peygamber göndermek- isteseydi elbette melekleri gönderirdi.(°°°) Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz!” demişlerdi. Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere kibirlenmiş ve “Bizden daha kuvvetli kim var!”(°°°°) demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan çok daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar, ayetlerimizi inkâr ediyorlardı. -Bu nedenle- biz de onlara dünya hayatında alçaklık azabını tattıralım diye o tozu dumana katan günlerde(°°°°°) soğuk bir rüzgâr(°°°°°°) göndermiştik. Ahiret azabı elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
Din
Zorunlu olarak sınıfta uslu oturuyor, öğretmenlerinin anlattıklarını dinliyor, verilen ödevleri de oflaya puflaya güçlükle hazırlıyordu. Yapabileceği başka bir şey yoktu çünkü. Bütün bunları gökyüzünün günahlarımıza karşılık bize yolladığı ceza olarak görüyordu. Öğretmenin altını çizerek işaretlediği yere kadar verdiği derse çalışır, oradan sonrasına bakmaz, derste hiçbir şey sormaz, anlayamadığı bir şeyin açıklanmasını istemezdi. Defterine aldığı notlarla yetinir, anlayamadığı yerleri merak etmez, derste tam anlayamadığı, dinlemediği şeyleri bile sormazdı. (...) Gereğinden fazla şey okumak olağandışı ve ağır geliyordu ona. Böylesine çok kâğıdın, zamanın, mürekkebin harcandığı bunca kitaba ne gerek vardı? Ders kitapları ne işe yarardı? Doyasıya yaramazlık yapmamışken, eğlenmemişken altı-yedi yıl okullara kapanmaya, onca sıkı disipline, çalışmaya, ödevler üzerine ter dökmeye ne gerek vardı? Sık sık soruyordu kendine: "Ne zaman yaşayacağım ben?"
İletişim Klasikleri - Storytel Sesli Kitap
Edebiyat
Fussilet Suresi, 10-12. Ayetler Arası
O, yeryüzüne üzerinden ağır baskılar yerleştirmiştir. Orada bereketler yaratmış ve orada tam dört günde -/evrede- isteyenler için eşit gıdalar(°) belirlemiştir. Sonra duman -/gaz- hâlinde olan göğe yönelmişti. Ona -/göğe- ve yere “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” deyince onlar da “İsteyerek geldik!” cevabını vermişlerdi.(°°) Böylece onları -/gökleri- iki günde -/evrede- yedi gök(°°°) olarak yaratmış ve her göğe görevini vahyetmişti. Biz yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk(°°°°). İşte bu Azîz ve Alîm - olan Allah-’ın ölçüsüdür.
Gelecekteki memuriyet hayatını tıpkı babasının yaptığı şekilde gelir ve giderleri bir deftere tembelce yazmak gibi bir tür aile mesleği olarak hayal etmişti. Aynı yerde çalışan memurların birbirine sıkı sıkıya bağlı, uyumlu bir aile oluşturduklarını, sürekli olarak birbirlerinin huzurunu ve zevkini önemsediklerini, devlet dairesine gitmenin hiçbir şekilde her gün uyulması gereken zorunlu bir kural olmadığını ve yağışlı havanın, sıcak veya sadece keyifsizlik gibi sebeplerin işe gelmemek için her zaman yeterli ve meşru mazeretler olacağını düşünüyordu. Ama sağlıklı bir memurun işe gelmemesi için en azından deprem olması gerektiğini görünce nasıl da üzülmüştü! Ne yazık ki Petersburg'da deprem olmazdı, elbette sel de engel teşkil edebilirdi ancak bu bile nadiren olurdu. (...) "Ne zaman yaşayacağım? Ne zaman?" deyip duruyordu.
Sayfa 75 - Can Klasik·Kitabı okuyor
Edebiyat