• 248 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Istanbul Kadıköy de geçen 4'lü ötekilerin hikayesi bu. Küçük kız Şehlâ Nadia (Gelinlik eldivenleri ile yasayan ve birçok kişi tarafından tecavüze ugramis), Memduh Bey (Sevdiği kadın yüzünden bunalıma giren psikolog), Matmazel (emekli bir fahişe) ve Âdem değil Adem Bey'in (Başarının doruğundan aniden düşmüş Kişisel Gelişim Yazar'ı).
         Sistem için de olanlar Sürüler, dışında olanlar ise ötekiler diye sınıflandırılmış. Kitabın ilk başlarında bunalıma giren bir bunağın hikayesi gibi geldi bana, ama aslında öyle ağırdan alarak o kadar çok mesaj veriyor ki bu kitapta....
     Adem Bey aslında çok zengin, kültürlü, saygın ve sevilen bir Kişisel Gelişim Yazar'ı olup verdiği bir Seminer de aniden seyircilerin gözü önünde bayılıp, 2 yıl ömrü kaldığını öğrenir. Yatağa bağlı iken 30 yıllık hayat arkadaşı herşeyine el koyup, terkeder. Kalan sadece her süreçte kendisine ışık ve ısı yayan kitaplarının yanında Sokakta yaşayan Ötekilerin hayatini tanıma, öğrenme fırsatı olur. Oysa en yükseklerden kendisi de birden ötekilerden olmuştur. "Sokakta yasayanlar, fahişeler, dilenciler, kağıt toplayıcıları, ayyaşlar vs işte Ötekiler...."

         Bazen güldüren yerleri olsada, aslında bozuk düzeni yani kapitalizm sistemin çarpıklığını çok güzel bir o kadar da açık ve net anlatıyor. Zincirleme giden bir düzen.... Menfaat için bir artıyı hayata geçirebilmek için,  insan hayatını etkileyen nasıl eksiler icat ediliyor. Her parafini alıp buraya taşımak isterdim ama o zaman da kitabı buraya aktarmış olurdum. Modern kölelik cağı denilen kavram, tamda bu kitapta net bir şekilde anlatılmış.

         Kadıköy de geçiyor dedim ya; Ağustos depremine de yer vermiş. Bu konu bir Istanbul Kadıköy lü olup, okurken beni çok sarstı. Aynı günleri birebir yaşattı. Allahım bir daha yasatmasın .
          
    Adem Bey için 13 rakamı çok şey ifade ediyor.....13. Yaş veya ayın 13'ü.... Her birinde ayrı bir yaşanmışlık var. Sevdiği kız Eftelya'ya açılmak için takip ederken, kıza tecavüz edilgini gördüğünde henüz 13 yaşındadır...

        Yazarımız çok farklı, güzel ve detay bilgilere değinmiş ve değinirken de çok kişileri de anmayı ihmal etmemiş. Örneğin ; Einstein, Dostevsky, Socrates, Sadettin Teksoy, Gazzali, Ibni Rüşd ve bir çok dahaları... En çok ta Nietsche anmış. Emeğine, fikrine sağlık. Yazarlığı daim, okurları bol olsun inşallah
  • 288 syf.
    ·4 günde·8/10
    Kitap, bireyde duygusal farkındalık oluşturmak için yazılmış. Yani bir tedavi kitabı değil; yoğun depresyon, anksiyete, düşük benlik algısı, öfke kontrol bozukluklarınız varsa öncelikli olarak bir uzmandan yardım almanızı tavsiye ederim.

    ~

    Adem Güneş’in pedagoji kitaplarından farklı olarak, kişisel gelişim tarzındaki bu kitabında; adım adım uygulandığında çok işinize yarayacak kıymetli bilgiler var fakat uygulaması büyük özveri istiyor. Kişi buradaki bilgileri uygulayacağım derken bazı süreçleri sağlıklı bir şekilde yapamadığından dolayı daha çok depresyona sürüklenebilir ya da daha fazla sinirli bir hale gelebilir. Bu yüzden uzmandan destek almanızı önerdim yorumun başında.

    ~~

    Kitap 6haftalık bir uygulama programı içeriyor. İlk olarak kendinizi sosyal medyadan, Tv’den, ve insan ilişkilerinden soyutlamanız gerekiyor. Kişi kendiyle baş başa kalarak duygularını anlamaya çalışacak. 6haftalık program içerisinde eşiniz ve çocuklarınız hariç hiç kimse ile duygusal temasa girmemeniz gerekiyor. İşin uygulaması en zor kısmı bu. Bünye kendiyle baş başa kaldığında çeşitli egzersizlerle içindeki duyguları hissedip yönetmeyi öğrenmeye çalışıyor. En son kısım bırak ve rahatla bölümündeyse, kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi tavsiyeler var. Kendine iyi davran, hayata karşı pozitif cümleler seç gibi...
    ~

    Onarım hikayeleri bölümünde de danışmanların yaşadıkları deneyimlere yer verilmiş, en çok kadın danışan olması da ayrıca ilgimi çekti. Ya kadınları en çok erkekler delirtiyor ya da kadınlar çok hassas olduğu içinde bulundukları olumsuzluk hissini kabullenemeyip kurtulmak istiyorlar(en iyisini yapıyorlar).

    ~

    Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim . Eğer gerçekten size geçmişten gelen ve bugün acı veren içinden çıkamadığınız duygularınız varsa emdr terapisini öneririm. Bilişsel bir terapi olan emdr, geçmişin size yaşattığı acı hisleri siliyor. Daha kaliteli bir hayat yaşamanızı sağlıyor. sağlıcakla kalın.
  • 128 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitap ilk olarak adından ve kapağından da anlaşılacağı üzere okuyan okuyucuya enerji vermek, desteklemek ve farkındalığını arttırmak için yazılmış izlenimi veriyor bana.
    Ve okudukça şişirilme popüler bilgiler ile gaza getiren motivasyon öyküleriyle dolu bir kişisel gelişim kitabı olmadığını anlıyorsun.
    Kesinlikle yazar işinin ehli olduğu kadar seçtiği cümleler ile az sözle bir çok güzel bilgi ve birikim desteğini 134 sayfa içine sığdırmayı başarmış.
    okudukça çok beğeniyorum ve nerdeyse herkese kitabı hediye etmek isteği ile doluyor içim.
    Kitabı çizerek okuyup bitirmek yetmiyor ve içinden en beğendiğim satırları deftere geçiriyorum.
    tam 13 sayfa tutuyor.
    alın okuyun. Seveceksiniz. Buna ihtiyacınız var. Sade ve yalın üsluplara. Düşüncelerinize cevaplara.
    Şimdi kitap içinde cevabını bulacağınız bazı bir kaç içeriği buraya bırakıyorum.

    Neyi duymaya ihtiyacın var?
    Ziyan zamanlar ne demek?
    Ziyan zamanları değerlendirirsek ne kazanırız?
    Beklerken neler yapabiliriz?
    Beynin sağlıklı olması ve doğru şekilde düşünmesi için neler şarttır?
    En son hayret ettiğin şey?
    Kaç yaşında olduğunu bilmesen kaç yaşında olurdun?
    Oyun bağımlısı gencin başarı taktiği?
    Dikkat eksikliği ne değildir?
    Fiziksel gelişimde neler şarttır?
    Rutin nedir? ne değildir? Neyi öldürür?
    Fordizm ve Rutin farkı?
    İtina ile hangi kelimeler akla gelir?
    Yansıtılmış benlik nedir?
    Psikolojik dayanıklılık nedir?
    Üç değerli şey?
    Cevapları ve daha çok şey kitapta!
    Kitaptaki yazılar düz bir yazım tarzıyla yazılmış. Yani sanki bir anlatıcıdan dinliyormuş gibi okuyorsunuz.
    Özel bir sistamatik yazım tarzı yok. Bu yüzden kitabın özetini çıkarma gereksinimi hissettim.
    Konuşma üslubu her ne kadar hafiflik katsa da maddeler arada kaynayabilir. Artık onu sistemleştirmek size kalmış.
    Güzel okumalar dilerim.
    Tavsiye ediyorum.
  • Bir kitabın beğenilmesinde kişisel zevkler, hayat görüşü vs. ve daha bir sürü şey bu alanı tehdit ediyor. Tehdit dedim çünkü; fikir alış-verişinde (aslında bunu başka türlü yazacaktım vazgeçtim) bulunanlar genelde çoğu zaman anlaşmazlığa düşerler. İnsan aslında daha ilk başta anlaşamayan bir varlık olmuştur. Kabil'in Habil'i öldürmesi gibi ta Ademden bu yana (ya şimdi bu kadar derine girmeye yok) bir dünya olay insanın aslında hep kendi fikirlerini kabul ettirmeye çalışan bir Tanrı gibi davrandığı çok bilinen bir davranış şeklidir. Hatta bir meydan okumadır. Hatta bir var olma savaşıdır.

    Daha ileriye götürmeden velhasıl kelam, arkadaşlar 101 Kitap seçiyoruz.

    Niye 101? Aklıma ilk önce 100 geldi ancak 1001 kitabın Minisi olsun istedim. İyi düşünün; iyi araştırın buraya 101 kitap yazacağız. Ve bu bizim için küçük bir kaynak konumuz olmuş olacak. İlk kitabı ben yazayım. Beni benden alan ve ben bu kitabı şimdiye kadar nasıl okumadım pişmanlığı haftalarca üstümden gitmeyen bir kitap yazmak istiyorum. Oyun, Roman, Öykü kitaplarını yazabiliyoruz. Kişisel gelişim, din, psikoloji veya siyasi kitapları yazamıyoruz arkadaşlar. Kültler, ağır toplar havada uçuşmaya başlayabilir :) Başlığı havalı olsun diye İngilizce yazdım. Çekemeyen varsa çatlasın :) Liste yapmayı seven kitap tutkunu arkadaşlarınız varsa paylaşın görsünler :)

    Kurallar:
    1- Sadece tek kitap hakkınız var. Paylaşım yapan 2 kitap hakkı elde eder. :)
    2- Bir yazarın sadece bir kitabı listeye girebiliyor.
    3- Roman, Öykü ve Oyun kitaplarını yazabiliyoruz.
    Siyasi, Din, Kişisel Gelişim ve Psikoloji kitaplarını bu listeye alamıyoruz.
    4- Aldığı isteğe göre kitaplar listeden çıkabilir. En iyi 101 kitabı bulana kadar yolumuza devam ediyoruz.
    5- Kitapları linkiyle birlikte paylaşınız.

    01- Hamlet
    02- Kabil
    03- Kör Baykuş
    04- Yürümenin Felsefesi
    05- Tutunamayanlar
    06- Kayıp Zamanın İzinde
    07- Oblomov
    08- Suç ve Ceza
    09- Genç Werther'in Acıları
    10- Çavdar Tarlasında Çocuklar
    11- Gülün Adı
    12- Koku
    13- Bereketli Topraklar Üzerinde
    14- Gölgesizler
    15- Kürk Mantolu Madonna
    16- Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
    17- Rüzgar Gibi Geçti
    18- Leonardo'nun Yahuda’sı
    19- Tatar Çölü
    20- Fareler ve İnsanlar
    21- Gün Olur Asra Bedel
    22- Açlık
    23- Güven - Cilt 1
    24- Yalnızız
    25- Nietzsche Ağladığında
    26- Dönüşüm
    27- İstanbul Hatırası
    28- Böyle Buyurdu Zerdüşt
    29- Ruh Adam
    30- Çocukluğun Soğuk Geceleri
    31- Bir Adam Yaratmak
    32- Uçurtma Avcısı
    33- Deli Kadın Hikayeleri
    34- İnsanlık Suçu
    35- Bülbülü Öldürmek
    36- Saatleri Ayarlama Enstitüsü
    37- Şibumi
    38- Martin Eden
    39- Martı Jonathan Livingston
    40- Anna Karenina
    41- Yabancı
    42- Can
    43- Sefiller
    44- Ve Ayna Kırıldı
    45- Simyacı
    46- Dövüş Kulübü
    47- Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
    48- Uyuyan Adam
    49- Savaş ve Barış
    50- Çocukluğum
    51- Gecenin Sonuna Yolculuk
    52- Dinle Küçük Adam
    53- Semerkant
    54- 22/11/63
    55- Parfümün Dansı
    56- Ulysses
    57- Satranç
    58- Monte Kristo Kontu
    59- Kitap Hırsızı
    60- Şeker Portakalı
    61- Fahrenheit 451
    62- Senden Önce Ben
    63- 1Q84
    64- Puslu Kıtalar Atlası
    65- Mrs. Dalloway
    66- Ruhlar Evi
    67- Oğlak Dönencesi
    68- Gulliver’in Gezileri
    69- Soğuk
    70- Yüzüklerin Efendisi
    71- Ya Tahammül Ya Sefer
    72- Gül Yetiştiren Adam
    73- Pastoral Senfoni
    74- Sybil
    75- 1984
    76- Şairin Romanı
    77- Beyaz Diş
    78- Böğürtlen Kışı
    79- Atlas Silkindi / Atlas Shrugged
    80- Yüzyıllık Yalnızlık
    81- Marslı
    82- Eşekarısı Fabrikası
    83- Katip Bartleby
  • 266 syf.
    ·10 günde·Beğendi·8/10
    Kendimi distopyadan ziyade bir ütopya içinde bulduğumu söyleyebilirim tercih hakkım olsa vahşiler veya epsilonlar gibi değil ama ufak farklılıklarla alfa artılar gibi yaşayabileceğimi düşünüyorum. Mevcut olan bu tercihler muhakkak daha da geliştirilebilir. Yazar da önsözün sonunda " ütopik olmayan daha az mükemmel, ama daha çok özgür olan" bir modelin düşünülmeye başlanacağını söylüyor. Cesur Yeni Dünya kendini anarşi değil toplumsal istikrar olarak nitelendiriyor. Kısa süre önce okuduğum için Fahrenheit 451'e göre kıyasladığımda Cesur Yeni Dünya'nın özellikle son bölümleri kurgu ve hayatı anlamlandırmadaki tadı açısından daha lezzetli geldi. Yazarın 1932'de bu öngörülere sahip olabilmesi kesinlikle bilime ve teknolojiye hayranlığının olduğunu gösteriyor ki dönemin modern üretim bantlı bir fabrikasını bizzat gezdiği de bilinmekte. İncelemesini çok beğendiğim Muzaffer Akar'ın #29467530 kitaba ara vererek parantez açtığı bölümdeki cennet hatırlatması kafamda tam "Cuk diye oturdu!" dedirtti. Kendimce bu parantezi biraz açmak istiyorum. Eğer dünyada cennet için yaşanıyorsa, gerçekten dünyada olan bir cennet neden distopya olsun! Cennet tasviri ile bağdaştırarak bakarsak; Dünya gezegeninden gelen alfalar akrabalık ve aile hayatlarından ziyade sadece toplulukları ile birlikte mutluluk dolu, hoş sohbetlerle geçen, gençlik dolu, bireysel hırsları törpülenmiş, sağlıklı, şaraplar-meyveler-yiyeceklerden oluşan sınırsız bir menü ve sorgulanmayan bir cennette yaşıyor. Onlara hizmet etmek için yaratılmış epsilon huriler ve sadece yaratılış farkından dolayı hizmet etmeye şartlanmış bir huri epsilonun hayatı ise sorgulanmak için gereksiz. Eski dünyada kalan olumsuz nefret duyguları yerine sadece mutluluk ve hoş sohbetten oluşan Cesur Yeni Cennetimiz. Bunun yanında dünyadan gelen herkesin mutlaka görecek olduğu bir cehennemin içinde ızdırap çekenler ve bunu bile bile kendi cesur yeni cennetimizi sorgulamamak! Kafam fazla karıştı bir "soma" atayım.

    Morgan FREEMAN İle Evrenin Sırları (Through the Wormhole) Belgesel dizisinin bir bölümünde (buraya linkini koymak istedim yalnız hangi bölümünde olduğunu bulamadım bulan gören bilen olur bana iletirse memnun olurum) kısaca; çok cinayet işlemiş kişilerin beyin yapılarının birbirine benzediği tespit ediliyor fakat araştırmayı yapan uzmanın beyin yapısı da benzer çıkıyor. Beyin yapısına göre büyük suç işleme potansiyeline sahip kişiler suç işlemeden önce tespit edilebilir fakat bu seri katil veya bir bilim uzmanı da olabilir. Varılan sonuç; ne kadar aynı yapıya sahip olsalar da gelişim dönemlerinde yaşadıkları çevresel faktörler, aileden görülen sevgi, şiddet, travma vs. bu duyguyu köreltiyor veya tetikleyebiliyor.
    Bu araştırmayla ilgili olarak kitabımıza dönecek olursak gelişim dönemlerinde düzenli olarak ve yıllarca sürerek tekrarlanan şartlandırmalar da bireylerin düşünce davranış yapılarını belirliyor. Bunu hayata yoracak olursak da kişisel olarak düzenli olarak izlediğimiz olumsuz (kavga,dövüş,insana-hayvana-doğaya saygısızlık,cinayet,şiddet,küfür,hakaret,entrika) tv, dizi, haberler ve oyunlar davranışlarımızda yaşantımızda sorunlara sebep olmakla birlikte toplumsal yaşantının da berbatlığının en büyük sebeplerindendir. Keşke daha güzel şartlandırmalara ve uyaranlara sahip olarak güzel bir dünya olabilsek.

    David EAGELMAN, incognito-Beynin Gizli Hayatı kitabında;
    Nasıl biri olacağınıza dair ihtimaller bile çocukluğunuzdan çok öncesine, varoluş anınıza dayanır. İnsan davranışlarında genlerin önemli olmadığı görüşündeyseniz, şu inanılması güç gerçeği bir düşünün: Eğer belirli bir gen grubuna sahipseniz, bir şiddet suçu işleme olasılığı "yüzde sekiz yüz seksen iki" oranında artar.
    Özetle, bu genleri taşıyorsanız, ağır saldırı suçu işleme olasılığınız diğerlerine göre sekiz kat, cinayet işleme olasılığınız on kat, silahlı soygun yapma olasılığınız on üç kat ve cinsel saldırı suçu işleme olasılığınız da kırk dört kat fazladır.
    İnsan popülasyonunun yarısı bu genlere sahipken diğer yarısının sahip olmaması, ilk grubu, diğerleriyle kıyaslanmayacak ölçüde tehlikeli kılar. Mahkûmların endişe verici ölçüde büyük bir çoğunluğu, ölüm cezası alanlarınsa yüzde 98,4'ü bu genleri taşımaktadır. Geni taşıyanların farklı davranış türüne güçlü bir eğilim gösterdiği yeterince açıktır ve tek başına bu istatistikler bile, güdüler ve davranışlar bakımından herkesin masaya eşit koşullarda oturduğunu varsayamayacağımızı göstermektedir.
    Bu arada, bu tehlikeli gen grubuna yeniden dönecek olursak, siz de olasılıkla adını duymuşsunuzdur. Topluca "Y kromozomu" olarak anılırlar. Ve eğer siz de bir taşıyıcıysanız, "erkek" olarak isimlendirilirsiniz.”
    demektedir.

    Yani insanların %50'sinin suçu ne?
    Ülkemizde de bu gen pohpohlanarak sahiplerinin gelecekte işleyeceği suçlar tetikleniyor.

    Fazla dallanıp budaklanarak karıştı gibi aklımdan geçenler aklımda kalsın istemedim teşekkürler. . .

    Barış ÖZCAN'nın bu videosunu izlemenizi tavsiye ederim.
    '' Dünyanın ilk TASARLANMIŞ BEBEKLERİ doğdu! ''
    https://youtu.be/qfzNQAgfsZA
  • 248 syf.
    ·9/10
    Tüm kişisel / ruhsal gelişim kitaplarıni ve onlar hakkındaki fikirlerinizi mümkün olan en uzak yere bırakın öncelikle.

    Çünkü bu bambaşka bir kitap, bambaşka bir aydınlanma, benzersiz bir farkındalık ve öz yaşam şekli!

    Yaşam diye adlandırdığımiz tasaları, beklentileri, endişeleri, zihni, egoyu, an'ı, mevcudiyeti, huzursuzluğu, gerçek zannettimiz herşeyi size yeniden sorgulatacak dünyaca ünlü ve bir o kadar gerçek ve etkileyici bir kitaptan bahsediyoruz!
    İlk kez duyacağınız onlarca farklı yenilik, bakış açısı, çıkış noktası ve evrensel gerçeklik sunuyor.

    Biraz ağır ilerleyebiliyor, fakat her sayfası merak uyandırıcı. Okuyucusunu (meraklısını) alıp götürecektir. Uzun veya kısa bir sürede bitirilmesi çok da önemli değil kanımca, yeter ki özümsensin!

    Aslina bakılırsa bu kitap hakkında yorum yapma veya inceleme okuma ile bile vakit kaybedilmeden hemen alınıp olunmalı! Çünkü tüm anlatımlar eksik ve yavan kalacaktır kanısındayım.
    Kısaca çocukken bu öğretilere göre büyütülmüş veya biraz erken yaşta tanışmış olsaydık bu kitapla, eminim çok daha farklı bir yaşam deneyimlemis olabilirdik; ama hala çok şanslıyız.

    Kitabın arka kısmındaki yorumları aktaracağım buraya, zannediyorum yeteri kadar aydınlatıcı olacaktır.

    Okurların Görüşleri

    “Eğer size tek bir kitap önermem gerekseydi, Şimdi’nin Gücü’nü seçerdim. Hiçbir kitap beni bu kadar etkilemedi…”

    “Şimdi’nin Gücü bize olağanüstü bir armağan sunuyor… Gelişimimizin ve mutluluğumuzun bu armağanı kullanmaya bağlı olduğuna inanıyorum…”
    “Bu olağanüstü kitabı her okuyuşumda daha derin bir iç görü ve anlam buluyorum.”

    “Tolle, Büyük Gerçeğin derinliklerine nüfuz ederek hepimize ona katılmamız için bir yol açıyor…”

    “Tolle’nin sözlerinde ancak en büyük spiritüel üstatların sözlerinde bulunan bir güç var.”

    “Şimdi’nin Gücü’nün içerdiği büyük öğreti bizi özgürleştirecek evrensel gerçekler sunuyor.

    Keyifli okumalar.
  • 200 syf.
    ·6 günde
    Gerçekten çok moral dolu bir kitap öncelikle belirtmek isterim.
    Kişisel gelişim okumuyorum normal de ama yazarı kendime çok yakın buldum, anlatımı çok güzel, hoş.
    Hayatın anlamını olumlu şeylerle bulamıyoruz elbet, açıklık getiremiyoruz, ama yazar öyle anlatmışki "işte ulan olay bu!" dercesine buldum çoğu yerinde.
    Hikâyeler anlatıyor, örnek alacağımız yerlerden:


    Mücadelenizi Seçin

    Size “Hayattan ne bekliyorsunuz?” diye sorsam ve bana
    “Mutlu olmayı, harika bir ailem ve sevdiğim bir işim olma­sını,” yanıtını verseniz, bu yanıt o kadar beklenen ve sıradan bir yanıttır ki, gerçekten hiçbir şey ifade etmez.
    Herkes iyi hissettiren şeylerin tadını çıkartır. Herkes sorun­suz, mutlu, kolay bir hayatı olsun ister; aşık olmayı, harika
    sevişmeyi, muhteşem ilişkilerinin olmasını, kusursuz görün­meyi, para kazanmayı, popüler, saygı duyulan, hayranlık uyandıran biri olmayı arzular, kim odaya girdiğinde insanlar
    Kızıl Deniz gibi ikiye ayrılsınlar istemez ki!
    Herkes bunları ister. Bunları istemek kolaydır.
    Daha ilginç bir soru, çoğunluğun aklına gelmemiş olan
    soru şu olurdu. “Hayatınızda hangi ıstırabı istersiniz? Ne
    için mücadele etmeye hazırsınız?”

    Hepimize aslında baştaki fikirler cazip gelir ama acı çekmeden hiç bir şeyin farkına varamadığımızı, bir şeyler kaybetmeden elde edemiyeceğimi çoğu yerde güzel bir özetle anlatmış yazar. En çok merak uyandıran bu oldu. Zaten kitabın ismi ile alakasız, kitap.


    Sorumlulûk / Suçluluk Yanıltmacası

    Yıllar önce, çok daha genç ve aptalken bir blog yazısının sonunda şöyle bir şey dedim: “Büyük bir filozofun söylemiş olduğu gibi, büyük güç büyük sorumluluklar getirir.” Doğru
    ve yetkin gelmişti kulağıma. Kimin söylediğini bilmiyordum,
    Google’da aradım ama bulamadım, yine de yazdım. Yazıma çok iyi oturmuştu.
    On dakika sonra ilk yorum geldi: “Bence büyük filozof diye sözünü ettiğiniz kişi Örümcek Adam’daki Ben Amca.”
    “Büyük güç büyük sorumluluklar getirir.” Peter Parker’ın gitmesine izin verdiği bir hırsızın hiçbir açıklanacak neden olmadan kalabalık bir kaldırımda öldürdüğü Ben Amca. İşte bu büyük filozof!
    Yine de hepimiz bu sözü duymuşuzdur. Çok tekrarlanır, ironik olarak da, özellikle yaklaşık yedi biradan sonra. Kula­ğa gerçekten akıllıca gelen, ama üzerinde hiç düşünmemiş
    olsanız da aslında temelde bildiğiniz bir şeyi söyleyen kusur­ şu cümlelerden biridir.
    “Büyük güç büyük sorumluluklar getirir.”

    Buraya çok güldüm :) velakin çok güzel noktaya değinmiş.
    Ha bu arada yazar blogcuymuş, çok ünlü.

    Ön yargısız okuyunca daha güzel her şey.
    Musmutlu, kitaplı ve harika yıl olması dileğiyle.