bir çay içer misin yoksa kahve mi
kibritim yok demek cıgaraya başladın
ellerin de titriyor bir şeyin mi var
böyle bir kız değildin sen eskiden
sana ne yaptılar sana ne yaptılar
kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım
"İnsanın kendi ölümünü düşünmesi ne korkunç"dedi. Hele onun yakınlaştığını bile bile kendini onu düşünmekten alıkoyamaması... Bazı insanlar hazırlık yapmadan ölmenin mutluluğuna kavuşuyorlar. Ani bir kaza, bir kalp krizi mesela. Korkmana gerek kalmadan göçüp gidiveriyorsun bu dünyadan. Sonra da düşünce diye bir şey kalmıyor. Galiba işin korkunç yanı ölmek değil, ölümden korkmak.
Zaten anlatmak istediğim bir şey var, binbir şekle sokup söylemek istediğim bir tek şey: o da sizi sevdiğim. Bunun dünyanın teşekkülünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyorum fakat siz söyleyin canlılığından bir şey kaybetmiş mi?
Türkiye’de herhangi bir düşünceyi savunabilmek için cümlenin başına, “ bilimsel olarak “ klişesini yerleştirmek gerekiyordu. “Bilimsel olarak “ diye açıklanmayan görüşlerin değeri yoktu bu toplumda. Ama bunu yapabilmek için de, kişinin adının önünde Profesör Dr. ya da Doçent Dr. gibi bir sıfatın olması gerekliydi. Bu yüzden, tekkeyi bekleyen çorbayı içer misali, üniversitede belli bir yıl geçiren herkesin ünvan sahibi olduğu bu ülkede “Profesör’den” geçilmiyordu.