El-Melik el-Eşref Halil, babası Sultan Kalavun'dan devraldığı sancağı zirveye taşıyan, Haçlıları Orta Doğu’dan tamamen süpüren son derece kudretli ve savaşçı bir hükümdardı.
Bu kadar büyük zaferlere imza atan bir hükümdarın sonu ne yazık ki dışarıdaki düşmanlarından değil, en yakınındaki emirlerin nifakından olmuştur. Vezir İbnü’s-Sel’ûs’un kışkırtmalarıyla Sultan ve devletin ileri gelen emirleri (özellikle Naib Baydara) arasında büyük bir gerginlik baş göstermiştir. Sultan'ın sert tavırları ve emirleri herkesin içinde azarlaması, gizli bir kinin doğmasına neden olmuş; nihayetinde bir av partisi sırasında savunmasız kalan Sultan, kendi "hoşdaşları" tarafından haince bir saldırıya uğrayarak şehit edilmiştir.
Tarihçi'nin naklettiği kısım:
"Vezir, Sultân'ı Baydara'ya karşı kinle doldurmuştu. Sultân, Baydara'yı çağırttı. Kendisine kızarak tehdit edip azarladıktan sonra da yanında kalmasını emretti. Baydara ise Sultân'ı dinlemeyip huzurundan kaçtı. Sultân, huzuru tercih etmemişti. Kendi kıyamet gününün yaklaştığının da farkında değildi. Hoşdaşlarını topladı. Baydara'nın hikâyesini onlara anlattı. Hoşdaşlarından bazıları Sultân'a karşı olan kinlerini gizlediler. Helâk olmaya sebep olacak olan o ihanetlerini sakladılar. Şeytan kalplere vesvese verdi. Dürterek şer kıvılcımlarını yaktı. Silâhlanıp Sultan'a karşı saldırıya yeltendiler. Üzerine atılıp hücum ettiler. Sultân şehit edildikten sonra bile kavga bitmemişti."