– Ətrafdakılar buz dağının görünən hissəsinə baxıb olduqca rahat şəkildə şərh bildirə bilirdilər, amma mənim qəlbim buz dağının özəyində, ən dərinində və görünən hissədən aşağıda qalmışdı...
nedense biraz fazlaca konuşup, onun bunun işine burnumuzu sokmaya can atar, bayılırız. Bunun niçini ise, ya şehrimizin havasından ya Karacadağ’dan kopup gelen buz gibi Hamravat Suyu’ndan, ya da kendimize olan aşırı güvendendir.
"Pelerini örümcek ağlarından ve gölgelerden oluşuyormuş. Aynca her parmağında bir yüzük varmış. Dur bakıyım nasıldı o?
"Bir elindeki yüzükler taştı,
Demir, kehribar, kemik ve tahtaydı
(...)
"Diğer elindeki yüzükler görünmezdi
Biri akan kandan bir şeritti.
Biri nefes misali bir fısıltıydı.
Ve buz yüzüğünde bir çatlak vardı,
Alev yüzüğü hafif hafif parlardı,
Ve son yüzüğün yoktu bir adı."
Irene'yi düşünmemeye çalışıyordu, ama ne yorgunluk, ne buz gibi soğuk, ne de rahatlaması için verilen haplar, kızın o sıcak anısını yüreğinden silip atamıyordu.
Frontal lobotomi bir beyin ameliyatıdır; burnunuzdan kafatasınıza bir delik açılır ve frontal lob yavaşça bir buz parçasıyla kesilir. Bunu 1935 yılında Antonio Egas Moniz adlı bir nörolog keşfetmiştir; bu uygulamayla aşırı anksiyete, intihara meyilli depresyon ya da başka zihin sağlığı bozuk (umut krizlerinde yani) hastaların beyinleri olması gerektiği gibi kalır, sadece sakinleştirilirler.
Sen bir şiirsin. Çözebilmek için tüm ömrümü vermeye razı olduğum gizemli inceliklerle dolusun. Kelimeler ruhunda parçalanıp tuzla buz oluyor ve sen onlardan çıkan tozları uhrevi kişiliğinin gözeneklerinde taşıyorsun.