oysa yağmurun altında, çamurun içinde, yılmadan ilerliyorum, buz gibi soğuk havanın bilincindeyim, tuhaf bir güçle güneşin parlamasını sağlayarak ısınabiliyorum, omuzlarıma yüklenen kara bulutların hissini kesmeden, kendime yumuşak ve taze bir gökyüzü yaratıyorum. bilgisizlik ve unutkanlık değil; ikili bir hayat sürüyorum.
...Nefesim dar bir merdiven boşluğu;
yukarı çıkmak istiyorum
ama basamaklar yer değiştiriyor.
Bir kapı çarpıyor içimde,
bir pencere ansızın tuzla buz.
Adımı çağıran ses benim—
ama dudaklarım mühürlü.
Tam düşecekken karanlığın dibine
ince bir ışık sızıyor aralıktan:
inatçı, keskin,
çocuk yüzlü bir kıvılcım.
Anlıyorum—
bu titreme bir yıkım değil,
yer değiştiren bir dağdır içimde.
Bir nefes daha.
Bir adım daha.
Bir sabahın eşiğinde
kanatlanan bir kalp.
Hızlı atıyor, evet—
ama bu kez
uçurumdan kaçmak için değil,
uçurumu aşmak için.
O kadın için tüm tanrılara savaş açmaya çoktan karar vermiştim zaten. Şimdi aynı savaşı yıllar evvel bir buz kütlesine hapsettiğim kalbime de açacaktım.
Çünkü bilirsiniz, takvimlere bakarak tayin edilen zaman sadece buz gibi bir matematiktir. Oysa özlemekler sayılmaz. Özlemekler bilhassa yalnız kaldığınızda gelir suratınıza kürekle vurur.
Bir şeye canım sıkıldığında sessizliğe gömülme huyum ya da daha açıkçası hoşnutsuz sessizliğimin buz gibi, balık gibi pullu pullu oluşu Valeria'nın aklını başından alırdı.
Onu ne kadar çok sevdiğimi hiç bilmeyecek. Yakışıklı olduğu içn değil, benden daha fazla ben olduğu için seviyorum onu. Ruhlarımız neden yapılmış bilmiyorum ama onunkiyle benimki aynı. Linton'ın ruhu ise benimkinden ay ışığıyla şimşek ısıması ya da ateşle buz kadar farklı.