Puan vermedi·72 syf.··
2026 114. kitabı
Küçük bir memurun çalınan paltosu üzerinden, toplumun ve bürokrasinin o buz gibi, acımasız ve duyarsız çehresini anlatan muazzam bir kara mizah. Gogol, Akaki Akakiyeviç’in trajedisiyle içimizi sızlatırken, aslında insanın sistem karşısındaki çaresizliğini ve hiçe sayılmışlığını çok derinden yüzümüze vuruyor.
PaltoNikolay Gogol · Tutku Yayınevi · 201746,2bin okunma
7/10
·400 syf.··
2026 9. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 19:52
Off Campus dizisini izledikten sonra kitabını alıp okumak istedim. Hannah müzik öğrensi, Garret tarih öğrencisi ve Buz Hokeyi oyuncusu. Hannah ve Garrett'in yolları etik dersinde kesişir ve Hannah aşık olduğu Justin'in dikkatini çekmek için dersten kalan Garrett'in kendisinden özel ders almak için sunduğu teklifi kabul eder. Bu anlaşma zamanla çok farklı bir noktaya evrilir. Kitapta da dizide de en sevdiğim şey ilişkilerin yormaması ve sağlıklı oluşuydu. Erkek karakterlerin gerçekten karakterli olması, ne kadar popüler olurlarsa olsunlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar şu bildiğimiz bad boy zorbalıklarının asla olmaması mest etti. Arkadaşlıkların kıskançlık ve hainlikle kirlenmeyip destekleyici ve gerçek arkadaşlık olduğu bir kitap okudum. Kadın karakterler sağlıklı, güçlü ve akıllıydı. Ne istediğini bilen, konuşarak sorunlarını halledebilen, dürüst düşünceli olan karakterler okudum. Kesinlikle su gibi akan, rahat okunan ve yetişkinlere yönelik bir kitaptı. Sanki derdim tasam bitmişte bir yaz dizisini izleyip kafa dağıtıyormuş gibi okudum. Kesinlikle kitabını dizisi kadar sevdim. Baş karakterlerin bakış açısı ve duygularıyla okumak daha güzeldi. Dizisinde aşağı yukarı aynı olaylar olsada kitapla arasında farklılıklar vardı. Kitabın kusuru yazarın yazım kullandığı uslubun sokak ağzına kaçıyor olması ve argo kelimeler kullanıyor olması oldu. Serinin diğer kitaplarını da okuyacağım. Merak eden yetişkin okuyucular okuyabilir. Keyifli okumalar, kitaplı günler...
AnlaşmaElle Kennedy · Yabancı Yayınları · 20223,073 okunma
Reklam
9/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 16:36
Hikâye, İstanbul’un boğucu ortamından uzaklaşıp, üniversite eğitimi için Anadolu’nun sakin bir şehrine yerleşen Orkun’un etrafında dönüyor. Tek başına bir eve çıkan Orkun, çok geçmeden rüya ile gerçekliğin birbirine girdiği esrarengiz olaylar yaşamaya başlar. Bu süreçte hayatına iki önemli figür girer: Eğlenceli, her konuda bilgi sahibi, gizemli ama bir o kadar da yapmacıklıktan uzak ve samimi üslubuyla öne çıkan Faysal Ergişi ve Orkun'un önceki aşkının ihanetiyle tuz buz olmuş ve toparlamaya çalıştığı kalbini kaptıracağı Tomris. Orkun’un rüya ve gerçeklik algılarının birbirine karışmasına neden olan sanrılar, tanıdıklar ve tevafuklar Faysal ve Tomris’inkilerle de bir şekilde kesişmektedir. Olayların merkezinde Kaşgarlı Mahmud’un yüzyıllardır kayıp olan eseri bulunmakta. Karakterlerimiz kendilerini bu kayıp kitabın ve onun getirdiği gizemlerin peşinde, adeta bir "bulma ve arama" serüveninde buluyorlar. Öyle ki hikâyenin bir aşk serüvenine dönüşmesini değil, kayıp kitabı arama odağında devam etmesini tercih eden yazar, okuru üzen, Orkun’u adeta yıkan bir izlek kurgulamış; Kılavuzun Pusulası’nın çizdiği rota bazı tasarruflara izin vermiyor adeta. Soyut bir bakış açısıyla şunu ifade etmek de mümkün; sevilen birini geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybetmek metaforik olarak ulaşılamayan bir hakikati veya geç kalınmış bir sevgiyi, de temsil ediyor olabilir. Final kısmında karakterlerden birinin hapse girmesini de aynı bakış açısıyla; kişinin neden hapse girdiğinden çok bir bedel ödeme süreci olarak görmek mümkün. Kitapta en özgün bulduğum husus, kapak sayfasındaki araç plakasının (60 TO 34) arayışın devam ettiği Anadolu şehrine vurgu yapması ve metaforik bir zorlamayla GO TO 34 olarak okunabilecek plakanın, arayışın aslında olayların başlangıç noktasına yani özüne
Kılavuzun PusulasıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2022310 okunma
8/10
·275 syf.··
2026 64. kitabı
Şeker Portakalı bittiğinde hepimizin içinde bir şeyler kırılıyor ya, işte tam o kırılan yeri biraz olsun onarır mıyım acaba diye elime almıştım Güneşi Uyandıralım’ı. Ama Vasconcelos bu kez çok daha sessiz, böyle derinden bir yerden sızlattı içimi. Zezé artık o bildiğimiz, avucumuzun içi gibi sevdiğimiz küçük çocuk değil çünkü; yavaş yavaş ergenliğin o ne yapacağını bilemeyen, o gri ve biraz da yabancı dünyasına adım atıyor. Yeni hayatındaki o zengin ama buz gibi ev, oradaki o yalnızlığı gerçekten çok fena hissettiriyor insana. Eski mahallesinin o yoksul ama bir şekilde canlı, samimi havasından sonra, bu yeni yerdeki katı kuralların içinde Zezé’nin ne kadar eğreti durduğunu görmek insanı çok üzüyor. Minguinho yok artık biliyorsunuz, onun yerine kalbine yerleşen bir Kurbağa Adam var. Bir de sinemada bulduğu, o hiç görmediği baba şefkatini aradığı Maurice Chevalier... İnsanın içi gidiyor o tutunma çabasını okurken. Aslında hayal gücü bu sefer sadece bir oyun değil de, sanki hayatta kalmak için sığındığı tek liman gibi. Zezé’nin o ergenlik asiliğinin altında, aslında kimselere gösteremediği o çok saf şefkat ihtiyacı var ya... Sanırım beni bu kitapta en derinden yakalayan yer tam olarak burasıydı. Büyük büyük olaylardan ziyade, işin tamamen o yalın, insani kısmı sarstı beni. Herkes onu haylaz ya da uyumsuz sanırken, onun sadece anlaşılmak ve bir yere ait olmak için çırpınması o kadar tanıdık ki... Büyümek zaten biraz da bir şeyleri kaybetmeyi öğrenmek demek ama Zezé ile büyümek, o kayıpların içinde bile insanın kendi içindeki o son ışığı, yani o güneşi bir şekilde uyandırması gerektiğini hatırlatıyor. Kitabın sonlarına doğru, o çocuksu hayaller yavaş yavaş hayatın gerçeklerine teslim olurken sanki ben de Zezé’yle beraber bir şeyleri geride bıraktım, öyle hissettim.
1000Kitap
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,8bin okunma
9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
Açıkçası bu kitabı alıp okumayı hiç düşünmüyordum. Ta ki Selma Salgırboyu’nun paylaşımını görene dek… Ardından başka okurların da beğenisini görünce, kitabı sepetime ekledim ve büyük bir beklentiyle sayfaları araladım. Kitabı çok ama çok beğendim. Ön yargıyla burun kıvırdığımız, “bana göre değil” diye kenara ittiğimiz eserlerin içinde ne büyük hazineler saklıymış, insan okudukça anlıyor. 1700’lü yılların sert ve acımasız kışında geçen kitap, daha ilk sayfalarında okuru içine çeken çarpıcı bir sahneyle başlıyor: Buz tutmuş bir nehrin altında ortaya çıkan bir ceset… Ancak bu romanı yalnızca bir polisiye olarak tanımlamak yanlış çünkü bu kitap, tarihsel bir zemin üzerinde yükselen; adalet, vicdan ve insanlık kavramlarını derinlemesine sorgulayan çok katmanlı bir anlatıma sahip. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyanın ortasında dimdik duran bir kadın karakter… Bir ebe olarak yalnızca doğumlara değil, insanların en çaresiz anlarına da şahitlik eden; korkusuz, kararlı ve sezgileri güçlü bir kadın. Doğa tasvirleri öylesine canlı ki, sayfalar arasında ilerlerken o keskin soğuğu iliklerinizde hissediyor, karakterlerin yaşadığı her duyguyu adeta birlikte yaşıyorsunuz. Özellikle mahkeme sahneleri… Nefesimi tutarak okudum. Tacize uğramış bir kadının, yalnızca “yeterli delil yok” denilerek şüpheyle karşılanması, iftiralar, yalanlar derken aslında adaletin gölgede kalışını okurken içimi öfkeyle doldurduğunu belirteyim. Yargıcın vereceği kararı verirken kalbimin nasıl hızlı çarptığını, satırların arasında nefesimi tutarak ilerlediğimi size anlatamam. Çünkü yalnızca bir hüküm açıklanmayacak, aynı zamanda vicdanın da terazisi kurulacaktı. O an, adaletin gerçekten var olup olmadığını sorgulayan herkes gibi ben de kelimelere tutunmuş, sonucu bekledim. Adalet… Belki bu dünyada her
Donmuş NehirAriel Lawhon · Kairos Kitap · 202618 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 13. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 13:15
Bu kitabı baya bi süre önce bitirdim aslında ama içimden yorum yazmak bile gelmedi. Yani böyle ince bir kitap neden var tam olarak anlayamadım gerçekten. Diğer kitap daha kısa tutulup bazı olaylar bu kitaba bırakılabilinirdi diye düşünüyorum. Çünkü diğer kitap gereksiz uzundu ve bu da gereksiz kısa bir şey de anlatmıyor. Herkesin normal gündelik hayatını okuyoruz. Üzerine çok konuşulacak bir şey yok açıkcası, bende resmen reading slump yarattı.
Buz ve Yıldızışığı SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20202,153 okunma
Reklam
Reklam