10/10
·99 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 18:24
Albert Camus, Düşüş romanında okuyucuyu Amsterdam’ın sisli ve tekinsiz bir barında, Jean-Baptiste Clamence adında eski bir avukatla karşı karşıya getirir. İlk bakışta monolog gibi görünen bu metin, aslında okurun ruhuna tutulmuş amansız bir aynadır. Camus, Clamence’in ağzından dökülen itiraflarla, bireyin iç dünyasındaki narsisistik yarılmayı ve bu yarılmayı besleyen modern toplumun sahte ahlak düzenini eleştirir. Jean-Baptiste, Paris’teki eski hayatında tam bir "ideal benlik" tasarımıdır. Yetimlerin savunucusu, yardımsever, kibar ve erdemli bir adamdır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, Clamence’in bu aşırı erdemli hali, derin bir narsisistik beslenme arzusundan başka bir şey değildir. O, başkalarına yardım ederken aslında sadece kendi üstünlüğünü ve kusursuzluğunu seyretmektedir. Onun erdemi, egosunu tatmin eden bir maskedir. Karakterin psikolojik kırılma noktası, Seine Nehri üzerindeki köprüde intihar eden kadına yardım etmeyip arkasını dönüp gitmesidir. Bu an, Jean-Baptiste’in zihnindeki "kusursuz benlik" imajının tuzla buz olduğu andır. Psikolojik olarak kendini temize çekemeyeceğini anlayan karakter, çözümü kendini alabildiğine suçlamakta bulur. Önce kendi suçunu ve ikiyüzlülüğünü itiraf eder, çünkü bilir ki kendini ilk suçlayan kişi, başkalarını yargılama gücünü ve üstünlüğünü yeniden ele geçirir. Bu, suçluluk duygusundan kaçmak için geliştirilmiş deha ürünü ama bir o kadar da hastalıklı bir ego savunmasıdır. Karakterin bireysel trajedisi, aslında modern toplumun yapısal bir yansımasıdır. Sosyolojik açıdan Düşüş, bireylerin birbirini gerçekten görmediği, ilişkilerin sadece vitrinlerden ibaret olduğu modern toplumunun bir eleştirisidir. Jean-Baptiste, barda durmadan konuşarak karşısındakini (yani okuru/toplumu) kendi suçuna ortak eder. Çünkü
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 201919,2bin okunma
Puan vermedi·59 syf.··
2026 169. kitabı
İlhami Algör’ün o nevi şahsına münhasır, ironik, ritmik ve adeta bir caz doğaçlamasını andıran o müthiş kalemiyle; kelimelerle yaşayan, henüz yazılmamış bir romanın peşinde koşan bir yazarın ve hayatına bir fırtına gibi giren o gizemli, tekinsiz, büyüleyici kadının, yani Müzeyyen’in hikayesine daldım. Yazar; aşkın o ayakları yerden kesen ama aynı zamanda insanı kendi zaaflarıyla çırılçıplak bırakan o kaotik doğasını anlatırken, İstanbul’un sokaklarında, meyhanelerinde ve tütün dumanı altındaki düşüncelerde gezinen o tanıdık ama bir o kadar da sinematik atmosferi muazzam bir dille işlemiş. "Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku" dedirten o hüzünlü ve muzip kabullenişi, erkek dünyasının o kırılgan egolarını, bir kadının özgürlüğüne çarparak nasıl tuzla buz olduğunu öyle samimi ve samimi olduğu kadar da felsefi bir hafiflikle aktarmış ki hayran kalmamak elde değil. Kısa, yoğun, her cümlesi altı çizilesi bir edebi manifesto niteliğinde olan; modern zamanların o şahsına münhasır aşk acısını, gidenlerin arkasında bıraktığı o eksiklik hissini ve kelimelerin her zaman her şeyi kurtarmaya yetmediğini fısıldayan, Türk edebiyatının o en şahsına münhasır, en ritmik ve çok özel başyapıtlarından biriydi.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutkuİlhami Algör · İletişim Yayıncılık · 201434,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·384 syf.··
2026 16. kitabı
Oyunbaz - Wulf Dorn Türü: Gerilim Sayfa : 382 #kitapyorumum Yazardan okuduğum ikinci eser olan bu roman; gerilim ve gizemin birleşiminden oluşuyordu. Bu eser sizi bir katilin zihniyle buluşturuyor. Şüphe, paranoya ve gerilim tutkusunu okuyucuya sunuyor. Açıkçası ben tansiyonu çok yüksek bir eser olarak nitellendirmem. Evet kendini okutuyor, bazı noktalarda ters köşeler var. Ama gerilime doydum ya da katille kaçma kovalamaca oynamak bana çok büyük bir keyif verdi diyemem. İlk bölümlerde verilen ipuçlarıyla saplantılı aşığın karakterin etrafında olduğunu düşünüyorsunuz. Ama sonrasında şüphelendiğiniz herkesin aslında o saplantılı aşığın bir kurbanı olduğunu görüyorsunuz. Kitabın sonunda ters köşe olduğumu kabul etmem gerekiyor; çünkü katilin asla o kişi olacağını tahmin etmemiştim. Bu açıdan da yazar okuyucuyu şaşırtıyor. Ama sonunun da tatmin ettiğini söyleyemeyeceğim daha kanlı ve daha vahşet dolu bir son isterdim. Yazarın anlatım dili akıcı eser daha çok diyaloglardan oluşuyor bölümler kısa olduğu için de okunma kolaylığı sağlıyor. Gizem, gerilim ve ipuçları toplamayı seviyorsanız bu esere bakabilirsiniz. Okuyacaklara şimdiden afiyet olsun #alıntı “Öncesinde ne kadar mutlu olduysan, Kaybettiğinde o ölçüde canın yanar. Günün birinde bu mektup eline geçtiğinde sen ve ben büyük acılar çekmiş olacağız ve bu acılar tarifsiz boyutlara ulaşacak. İşte sen o an, gerçek aşkın anlamını ve bu dünyada hiçbir şeyin rastlantı eseri olmadığını kavrayacaksın. “ “Gözlemleyen kişi kontrolü kaybetmez ve kontrolü kaybetmeyen kişi her zaman çok önemli şahsiyetlermiş gibi ortalıkta dolaşan kibirlilerden çok daha üstün insanlar olurlardı.” “Kadının sırtındaki yük adeta devasa bir buz parçasıydı. Papaz bu buzu, kafesin karanlık tarafından hissediyordu.” #konusu Psikiyatr
OyunbazWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 20165,8bin okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:05
Yazar gerçekten konusunda iyi biri. Akıcılığı bozmadan ilerlemesi merak uyandırması okuyanı hapsediyor. Polisiye severlere şiddetle tavsiye ederim. Bir sonraki kitaba geçiyorum. İyi okumalar.
Kara BuzMichael Connelly · Nemesis Kitap · 2021189 okunma
◉OLAĞANÜSTÜ BİR GECE◉
8/10
·69 syf.··
2026 179. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 21:44
•KONUSU: Stefan Zweig’ın Olağanüstü Bir Gece adlı eseri, maddi açıdan kusursuz bir hayata sahip olmasına rağmen içsel olarak tamamen hissizleşmiş, burjuva bir adamın tek bir gecede yaşadığı sarsıcı ruhsal dönüşümü konu alır. Hayatın hiçbir renginden zevk alamayan ve her şeye karşı derin bir kayıtsızlık besleyen kahramanımız, tesadüflerle dolu bir akşamda hayatın apayrı bir yüzüyle karşılaşır ve o an iç dünyasında beklenmedik bir kıvılcım çakar. Viyana sokaklarında, hayatın kıyısında kalmış insanların arasında geçen o "olağanüstü gece", onun buz tutmuş ruhunu çözen, ona insan olmanın acısını da neşesini de yeniden hatırlatan mistik bir uyanış hikayesine dönüşür. •YORUMUM: Bu kitap hakkında çokca inceleme mevcuttur zaten, benim incelemem neye yarar bilmiyorum, yinede kısaca dişüncelerimden bahsedeyim (⁠✿⁠^⁠‿⁠^⁠) Yazardan okuduğum 2. kitabı. Diğeri Korku kitabı olmuştu. Bu kitabı okuyunca anladım ki, yazar kelimeleri özenle seçmişş. Çok güzel yazıyor. Kelimelerle oynamış ve nerede nasıl kullanacağını biliyormuş gibi (⁠≧⁠▽⁠≦⁠) Yazım tarzından olsa gerek, seçtiği kelimelerden olsa gerek insanı içine çeken bir havası var. Biraz yüzeysel olucak, yinede söyliyim; Kısacık bir kitap, hemen okunur! Karakterin bir anda yaşadığı o şey, aklından geçen düşünceler filan beni etkiledi. Bir anda yaşadığı bu farkındalık artık kendini başka biri yaptı. Kitabın sonunda da görüyoruz (⁠✿⁠^⁠‿⁠^⁠) Bir anda olan birşey yüzünden, sizde değişebilir misiniz? Nasıl böyle olur diye merakınız varsa eğer, bu kitabı okumanızı öneririm. Birde; böylesine beyefendi, takımı yerinde olan birine karşı haliyle bakışlar değişecek. Gittiği yerde farklı bakıldı, karakter kendini kötü hissetti. Daha doğrusu, böylesine iyi giyinimli birinin, toplum içinde yer alması biraz garip kaçmış. Tek bir olayda değil.
1000Kitap
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,7bin okunma
"İYİLİKLE KÖTÜLÜK BİR OLMAZ"
7/10
·378 syf.··
Beğendi
·
2025 152. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 00:00
"Yardım etmez üzere uzandığımız her el, kendi elimizdir." Nurullah Genç’in kaleminden dökülen "Yollar Dönüşe Gider", sadece bir roman değil; bir ruhun, bir neslin ve bir vatanın en zorlu imtihanlardan geçerek kendini yeniden bulma hikâyesidir. Kendi okuma serüvenimden yola çıkarak, bu eserin bendeki yankılarını ve kalbime dokunan o derin izleri sizlerle paylaşmak istiyorum. "İyilikle Kötülük Bir Olmaz": Gönül Fethetmenin Kimyası: Kitabın derinliklerine indiğinizde, "İyilikle kötülük bir olmaz" düsturunun karakterlerin ruhuna nasıl işlediğini görüyorsunuz. Başkahramanımız Bekir, henüz on sekizinde bir civan olmasına rağmen, birinin burnu kanasa yardıma koşan, darda kalana yüreği burkulan bir merhamet abidesidir. Kitapta da vurgulandığı gibi, kötülüğü en güzel şekilde önlemek, düşmanı candan bir dosta dönüştürebilir. Bekir’in hikâyesi, bize uzattığımız her elin aslında kendi elimiz olduğunu ve iyiliğin, en karanlık savaş meydanlarında bile bir kandil gibi parlayabileceğini hatırlatıyor. "Zorlukla Beraber Gelen Kolaylık": İnşirahın Gölgesinde Bir Direniş Erzurum’un mütevazı ama huzurlu köyü Pinaduz’da başlayan bu destan, Rus işgali ve esaretin soğuk nefesiyle bir kâbusa dönüşür. Ancak bu eserin ruhu, tam da o meşhur ayetin tesellisiyle yoğrulmuştur: "Elbette zorlukla beraber şüphesiz bir kolaylık vardır". Bekir, Rusların esaretinde açlığı, işkenceyi ve ölümü iliklerine kadar hissederken, imanı onun en büyük sığınağı olur. Bu kitap, en ağır travmaların içinde bile Allah’a sığınmanın, o "zorluğun içindeki gizli kapıyı" nasıl araladığını muazzam bir duygu seliyle anlatıyor. Bir "Dönüş" Destanı: Hasretin ve İmanın Zaferi Nurullah Genç’in dedesinin gerçek yaşam öyküsünden esinlenerek yazdığı bu eser, imkânsız bir aşkın ve bitmek bilmeyen bir "dönüş" umudunun
Edebiyat
Yollar Dönüşe GiderNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20221,330 okunma
Reklam
Reklam