10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 163. kitabı
𝙷𝙴𝚂𝙰𝙿𝙻𝙰𝚂̧𝙼𝙰 𝙾𝚏-𝙲𝚊𝚖𝚙𝚞𝚜 𝚂𝚎𝚛𝚒𝚜𝚒 3 Herkese selamlar... Bugün sizlere severek okuduğum seriden üçüncü kitap ile geldim. Ahhh Of-Campus evrenine gerçekten ve de gerçekten bayıldım. İyi ki de hemen bir ardından üçü okudum. Seriyi peşpeşe okumaya kararlıydım ve öyle de devam ediyorum hadi bakalım hayırlısı. Eee uzun zamandır bu tarz okumayınca güzel de olunca elimde varken neden bekleyim ama değil mi? Dizisini her ne kadar şu aralar epey popüler olsa da ben yine de kitapları ile kalırım o keyfi ve tadı üst seviyede bırakırım fikrimde de hala kararlıyım Ve tabi ki uyarımızı yapalım serimiz yetişkin içerikli. İlk kitapta daha az seviyede ikinci kitapta epey olsa da bu kitapta aşmıştı . Eee söz konusu Dean olunca Ama yazarın bir parça Dean'cı olduğunu anlamamak zor değil sanki Abartmış ve karartmış mük olmuş iyi ki Dean'ı yazmış Ama diğer kitaplarda olduğu gibi alt metinde de oldukça güzel noktalara değinmişti yine kalbimi kazandı. Allie Hayes ve Dean Heyward-Di Laurentis Allie oyuncu olmak isteyen genç bir kadındır. Sevgilisi ile son olarak ayrılmaya ise kesinlikle kararlıdır. Kendini üstün gören ve Allie'yi önemsemeyen Sean ile ayrılır ama genç adam ısrarcıdır. Eee uzun süre ki bu yaklaşık dört yıldır olunca onun ne yapacağını bildiği gibi kaldığı yere de geleceğini ısrar edeceğini bilen Allie bir yol arar. Bunun için arkadaşı Hannah(Anlaşma kitabından) dan yardım ister ve ona Hannah'ın sevgilisi Garretr'ten fikir gelir. Onun kaldığı eve gidip misafir olacaktır. Ama bir dakika ev yalnızca ona ait değildir! Dean siyasi bilimler okuyan aynı zamanda buz hokeyi oynayan ve herkesin bildiği gibi yürüyen bir ilişki makinesidir. Utanma , sıkılma ve çekinme olmadan her yerde çiftleşebilen adamımız hem zengin hem de el bebek gül bebek büyümüştür. Reddedilmeye de asla alışık
HesaplaşmaElle Kennedy · Yabancı Yayınları · 20171,769 okunma
10/10
·149 syf.··
Beğendi
·
2026 238. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:35
Kilidi kırılmış kapılardan ve tuz buz olmuş camlardan ıssız sandığım yıkık binalara, kurtlar kaynıyor etlerin üzerinde kıvıl kıvıl, terkedilmiş örümcek ağları karışmış biribirine: Dayanılmaz kokular ve dayanılmaz korkular içinde biribirine geçiyor insanlar. Yüzler yarayla kaplı, omuzlar, baldırlar, ayaklar cılk, sayısız siyah böceğin ve cardonun ortasında inliyor herkes bir ağızdan ve uluyor biri bastırarak bir an öteki sesleri. Merdivenler çöktü çökecek, putreller erimiş, büyük komünikasyon kablolarını kemiriyor çocuklar dişleri kan içinde, tip, kristal avizeler sinsi birer tehdit gibi salınıyor
Hayata Dair
OperaEnis Batur · Altıkırkbeş Yayın · 199942 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·517 syf.··
2024 18. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2024 00:00
Martin Eden, aslında o klasik "çok çalıştı, inandı ve sonunda başardı" anlatan kişisel gelişim zırvalarından biri değildir. Aksine, "Cehalet mutluluktur, fazla okursan kafayı yersin" diyen, zirveye tırmanıp manzaranın aslında koca bir çöplük olduğunu fark eden bir adamın trajikomik uyanış hikayesidir. Aşk Uğruna Başlayan "İnekleme" Evresi ve Burjuva Balonu Olaylar tamamen Martin'in Ruth adında, porselen gibi kırılgan, zengin ve kültürlü "sandığı" bir kıza tutulmasıyla başlar. Martin tam bir denizci, kaba saba bir adam. Sırf kıza yaranmak, onun o "yüce ve elit" dünyasına girebilmek için yemiyor, içmiyor, uyumuyor; sabahlara kadar felsefe, sosyoloji, edebiyat ne varsa yutuyor. Ruth'u ve onun sınıfını Olimpos Dağındaki tanrılar sanıyor. Fakat Martin'in beyni açıldıkça, okuduklarını sindirdikçe bir gün o acı gerçekle yüzleşiyor: "Lan ben bu insanları gözümde ne büyütmüşüm!" Taptığı o burjuva takımı aslında kendi fikirleri olmayan, papağan gibi ezberledikleri ahlak kurallarını tekrarlayan, sıkıcı ve sığ tipler çıkıyor. Nietzsche'le Kafayı Sıyırmak Martin okudukça evrim teorisine ve Nietzsche'ye fena takar. İçindeki "Üstinsan" uyanır. "Ben güçlüyüm, en dipten geldim ve kendi irademle hepinizi ezip geçeceğim!" triplerine girer. Kendi zekasına ve potansiyeline o kadar inanır ki, herkesi (cahil bulduğu işçi sınıfını da, ikiyüzlü bulduğu zenginleri de) hakir görmeye başlar. Kimseye ihtiyacı olmadığını sanır. Ama Jack London burada arka planda bıyık altından güler ve bize şunu fısıldar: "Aşırı bireycilik ve kibir adamı işte böyle zehirler." Martin o kadar tek başına bir kavgaya girer ki, sonunda onu hayata bağlayacak tek bir dostu, inancı ya da dayanağı kalmaz. Şöhret Gelince Ortaya Çıkan Sahte Akrabalar Kitabın en büyük şakası ve Martin'in nihilizme çakıldığı yer son
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Puan vermedi
James abi'ye lafım yok. Adam ( söylenenlere göre ) yıllarca Uğraşmış, didinmiş ve bu kitabı yazmış. Amenna ! Ama sanki yazarı Vekalet verdiği avukatıymış gibi Kitabı övüp durmayın. Tamam, alternatif insanlık tarihi açısından Blavatsky abla ile aynı kafadan, Ama yapmayın. Bu sadece bir kitap. Ve bunu bir insan yazdı. James abi gayet güzel anlatıyor, Sembolik, jeolojik ve arkeolojik açıdan Dolu dolu 5 kitap var. Ama, Bu kitapta bahsi edilen tabletleri Sadece James abi görmüş, Ve Atlantis oradaydı denilen Okyanusun ortasında hiçbir iz niye yok. Kocaman bir kara parçası Nasıl olurda tamamen tuzla buz olup Yeryüzünden tamamen silinebilir. İşin özü ( benim açımdan ) Alternatif insanlık tarihi için Yazılan Bu ve benzeri tüm kitaplarda Hayali bir kıtayı var edip, Bakın orada da bu sözler var,
1000Kitap
Kayıp Kıta MuJames Churchward · Omega Yayınları · 20121,084 okunma
Çavdar Tarlasında Çocuklar hakkında düşüncelerim
6/10
·198 syf.··
2026 11. kitabı
Kitapta en etkilendiğim yer, Holden Caulfield (kitaptaki baş karakter) ve kız kardeşi Phoebe arasında geçen bir konuşmada, kız kardeşinin ”ne yapmak istiyorsun” sorusuydu. Holden’in ise bu soruya yüzlerce çocuğun bulunduğu bir çavdar tarlasında öylece durmayı ve ne zamanki birisi uçurumun kenarına yaklaşırsa onu tutup çekmeyi istediğini söylemesiydi. Kitaptan alıntı yapmadım ama tam olarak buna benze bir şey söylüyordu. Açıkçası bu kitabı tıpkı Holden olabildiğim yaşlarda okumayı çok isterdim. İsterdim çünkü, belki de olaylara daha farklı yaklaşmış olacak ve şimdiye kadar yapmış olduğum salaklıkları daha az yapmış olacaktım. Bunu söylediğim için kitabı çocuğunuza ya da küçük kardeşinize okuması için önerir misiniz, sorusuna da evet diyebileceğimi anlamışsınızdır sanırım. Bir de ölen kardeşine duymuş olduğu sevgiyi dile getirdiği bir bölümde tam olarak şöyle diyordu: “Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın,Tanrı aşkına; özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli insansa?” Görünen o ki, Holden küçük yaşına rağmen aslında insanlığa bir ders verecek söz etmiş diyorsunuz. Yoksa Tüm Bunlar Salinger’in kendi Anıları mı? Kitabı okurken sanki bir çok şey, Salinger’in kendi anılarıymış gibi hissettim. Anıdan ziyade Salinger’in ergenlik döneminde tutmuş olduğu ajandalardan ortaya çıkmış bir eser gibi geldi. Tabi bazı olaylar ve mekanlar değiştirilmiş olabilir. Bunu da sadece yazarın kendisi Salinger biliyordur kim bilir… Çünkü ciddi anlamda yetişkin birinin bu kadar çocuk ruhlu yazmış olması bende gerçekten hayranlık uyandırdı. Yani tüm o satırları okurken, bir çocuğun ağzından, onun gözünden ve olaylara bakış açısından dünyayı görmenin ne kadar zor olabileceğini daha iyi anladım. Holden’in Kişiliği Ama Holden’i çok sevdim. Kabul
Edebiyat
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,3bin okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 73. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 06:09
Roman, dindar ve münzevi bir hayat yaşayan Jess Tyler’ın, yıllardır görmediği ve bir kelebek dövmesi taşıyan kızı Kady’nin aniden çıkagelmesiyle altüst olan dünyasını merkezine alır. Cain; ensest tabularının sınırlarında dolaşan tekinsiz bir erotizmi, kaçak içki üretimiyle örülü ekonomik çaresizliği ve taşra muhafazakârlığının riyakâr yüzünü ansiklopedik bir sosyal gözlem ve buz gibi soğuk, şairane bir sinizmle masaya yatırır. ​Cain, anlatıyı Jess Tyler’ın birinci tekil şahsından (güvenilmez anlatıcı) kurgulayarak, karakterin kendi günahlarını ve zaaflarını inanç kılıfı altında rasyonalize etme çabasını edebi bir laboratuvara dönüştürür. Romanın merkezindeki "kelebek" simgesi, sadece genç bir kadının tenindeki bir leke değil; karakterlerin peşinden koştuğu o yıkıcı hafifliğin, güzelliğin ve onları ölüme çeken o tekinsiz kader geometrisinin sembolik bir mührüdür. 1982 yılında sinemaya da uyarlanan ve Stacy Keach ile Pia Zadora’nın başrollerini paylaştığı bu anlatı, sinemadaki melodramatik tonun aksine edebiyatta; insanın en ilkel dürtüleri karşısındaki mutlak acziyetini ve geçmişin günahlarından kaçmanın imkânsızlığını yeryüzünde mühürlenmiş bir zaman fragmanı olarak bırakan vakur bir janr klasiğidir.
The ButterflyJames M. Cain · Vintage Publisher · 19821 okunma