Oldukça geniş bir yelpazede kültürlenmek ister misiniz? İşte bu “sihirli kitap” size bunu verecek.
Kitabı okumaya yeni başlamış olsam da bu yazıyı yazmakta sakınca görmüyorum. Çünkü Ümid Gurbanov’u 10 yıldır çeviriler yaptığı kanalıyla tanıyordum. Bu kitap da o kanaldaki film, dizi, belgesel gibi aktarılamayacak içerikler hariç, ufak tefek bir sürü röportaj ve konuşma kaydının konuşma dilinden yazı diline uyarlanmasıyla oluşmuş. Kitabın ismi Ufak Tefek Olaylar’a nazire imiş.
Bakmayın ufak tefek çeviriler olduğuna, her biri dolu dolu. Edebiyattan sinemaya, bilimden sanata, psikolojiden felsefeye kadar birçok konuda okuması akıcı, adeta damıtılmış içerikler var. Yaklaşık 700 sayfa olması gözünüzü korkutmasın, akıp gidiyor kitap. Buluşmaya vaktinde gelmeyen arkadaşınızı beklerken, kuyruktayken, seyahat ederken veya kitap okumaya zorlandığınız bir zaman açıp bunları okuyabilirsiniz. 20 ve 21. yüzyılın şu önemli isimlerini tanımak için bir başlangıç olabilir:
Abbas Kiyarüstemi, Agatha Christie, Akira Kurosava, Alan Watts, Albert Camus, Albert Einstein, Aldous Huxley, Alejandro Jodorowsky, Alfred Adler, Alfred Hitchcock, Allan Savory, Andrey Tarkovski, Anne Sexton, Anthony Burgess, Arthur Conan Doyle, Ayn Rand, Béla Tarr, Bertolt Brecht, Bertrand Russell, Byung-Chul Han, Carl Gustav Jung, Charles Bukowski, Crispin Sartwell, Jacques Derrida, Douglas Adams, E. M. Cioran, E. M. Forster, Eckhart Tolle, Elias Canetti, Emma Goldman, Erich Fromm, Ernst Gombrich, Ezra Pound, Federico Fellini, Frank Herbert, Gaston Bachelard, George Bernard Shaw, George Orwell, Georges Bataille, Gilles Deleuze, Giorgio Agamben, Hannah Arendt, Harper Lee, Ingmar Bergman, Isaac Asimov, Isaiah Berlin, Jim Carrey, John Cassavetes, John Dewey, John Zerzan, Jordan
Kitabın isminde de yazdığı üzere , fazlasıyla memnun kaldığım bir kitaptı. Derleme bir kitap olmuş , kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Bir " Behzat Ç. " değil tabi ki ama hikayelerin çoğunluğunu beğenerek okudum...
Yeraltı edebiyatını hep sevmişimdir. Charles Bukowski ile başlayıp Hakan Günday ile devam ettiğim için belki de Emrah Serbes gibi yazarlar bir tık daha basit kalıyorlar ama yine de susuzluğumu giderdiklerini de itiraf etmeliyim...
Özellikle Emrah Serbes bu alanda Behzat Ç. ile zirve yaptı diyebilirim. Yeraltı edebiyatını sevenlere tavsiye ederim...
Toplam 19 öykünün yer aldığı eser, genellikle ruhsal buhranlar geçiren ‘şanssız’ karakterlerin kendini bir meyhanede bulmasıyla başlıyor; viski ve bira servislerinin kendisine yapıldığı bir tipleme ile garson bir kadının arasında geçen diyaloglar büyük bölümünü oluşturuyor eserin. Kumarbaz bir karakterin garsonla tanışma mecrasını okurken zihnime bir Bukowski, bir Teoman portresi oturuverdi ve kitap boyunca da zihnimdeki yerini sürdürdü. Hiçbir yere vardırmayan cümlelerin, Türk dizilerindeki klişeliği fazlasıyla andırdığını söyleyebilirim.
İlk hikayede, sanki başka bir bağlaç yokmuşçasına defalarca “ve” bağlacı kullanılmış olması oldukça tuhaf bir durum. Bağlaç kullanmadan cümleyi bağlayamıyorsa bir çevirmen, ne demeli acaba? Orijinal metinde bu kadar fazla ‘ve’nin yazar tarafından kaleme alındığını bekleyemeyiz, Ki öyle olsa bile aynı kelimenin çok sık kullanımı okuru boğar, metinden çabuk kopmayı sağlar. Nereye baksak çevirmenin zaafını görmemiz mümkün.
Fransızca ve İspanyolcanın diyaloglarda fazla yer tutması, sürekli dipnot kısmına dikkat çekmemi sağladı ve yine bir soğukluk havası estirdi. Kayda değer bir diyalogdan yoksun metnin direkt Türkçe olarak yer bulmaması karmaşaya karmaşa katan bir durumdan başka bir şey değil. Hizasız harfler, imla hataları ve büyük puntoların belirginliği yüzünden esere nüfuz edilemiyor ne yazık ki. Hem çeviri, hem matbaacılık yönüyle çok zayıf bir işe imza atılmış, Dünyaca tanınan ve büyük bir öykücü olarak kabul edilen Ernest Hemingway gibi bir yazarı tanıtmayla hem de.
Son kısımlardaki iki öykü dışında diğer öykülerin içine kendimi zorlasam da girmem mümkün olmadı, öykülerde vurucu yan hep eksikti; iki insanın arasında geçen düz diyalogların nereye götüreceğini beklemeyle öykünün bitmesi aynı anda son buldu. Yaratıcılık döneminin
Pis morukla ilk tanışma kitabım. Edebiyat dünyasına şiirleriyle giriş yapan Buko'nun öykü kitabı. Bel soğukluğu, HPV ve türevi cinsel hastalık virüslerine ekmek banıp yemiş olan moruğun kadın-seks-alkol üçlemesinde "gidip geldiği" :) hikayeleri.
Beş kız kardeşi ile birlikte ailesel travmalar yaşayan güzel bir kızın psikonevrozlarla süregelen kısacık hayatı. Kısa ama çok etkileyeci bir öyküydü benim için. Hikayeye kaptırmış ilerlerken birden balyoz gibi kafaya inen hazin sonda Kasabanın En Güzel Kızını anlatıyor.
Altın çocuk mezbaha'da, bu ne serkeş yaşam? Bu ne dingil hayat tarzı dediğim bir öykü. Bukowski'nin çaylak yazarlık dönemindeki gerçek hikayesi olmalı. Otel odası ararken genelev odasında kalan, otobüste rastlaştığı kız için köşe yazıları yazan-yazdıran ve kızla buluştuğu anda her şeyi bir saat içinde harcayan pis bir moruk :) Mezbaha'da çalıştığı iki saatlik sürede yaşadığı zorluk ve iğrençlikleri hissettim. Mecburiyetten değil; zevkine, serkeşliğine, pisliğine ve piçliğine yapıyor bunları, biliyorum :)
15 santim öyküsü, olduğu gibi kabul etmediği 1.90 boyunda ve 114 kg ağırlığındaki erkeğini fiziksel olarak değiştirme metaforuyla aslında ruhen de paramparça edip 15 cm'e kadar düşürüp küçülten cadı ruhlu bir kadının hikayesi. İsterse erkeği tamamen yok edebileceğini biliyordum. 15 santim hiç yoktan iyiydi. :) Zamanında bir sürü kadını cadı diye yok yere yaktılar ama gerçek cadılar hala hayatta. Ve ihtiyaçları olan şey sadece kurban...
Düzüş Makinesi Japon işi bir hikaye. Erkeğin hayatında aşk duygusu olmayınca geriye bir tek eylem kalıyor; seks. Peki seks makinesi bir dişi robotun hisleri olabilir mi? Buko robota his de koymuş. Hisler gerçeklikle doğru orantılı. Swinger'ı dikiş makinası markası sananlar bilemez. Gerçeğinden ayırt edilemeyen bir kadın seks
Charles Bukowski tarzı. Çok içten ve doğal yazılmış bir eser.. Kitabı anlamak için yazarı anlamak gerekiyor önce. C.Bukowskiyi anlamak isteyenlere.. önerilir..
C.Bukowski kitabı okumadan önce yazar hakkında bilginiz olsa iyi olur. Hayatı olanca sade ve çıplaklığıyla ortaya döküyor, (kelimenin her anlamıyla öyle.).Garip ve güzel bir kitap. İnsana dair..