Puan vermedi·222 syf.··
2026 71. kitabı
Arthur Schopenhauer'un Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar adlı eseri, filozofun insanın daha huzurlu ve dengeli bir yaşam sürmesine yönelik düşüncelerini aforizmalar ve kısa denemeler halinde bir araya getirir. Kitap; insanın karakteri, mutluluk anlayışı, zenginlik, şöhret, toplumsal ilişkiler, yalnızlık, çalışma hayatı ve yaşamın farklı dönemleri gibi birçok konuya değinir. Schopenhauer, mutluluğun büyük ölçüde insanın iç dünyasına ve beklentilerini yönetebilmesine bağlı olduğunu savunur. Sade ve akıcı bir anlatıma sahip olan eser, felsefeye ilgi duyan okurlar için Schopenhauer'un düşünce dünyasına giriş niteliği taşırken, yaşam üzerine kaleme alınmış en bilinen klasiklerden biri olarak da kabul edilir.
1000Kitap
Yaşam Bilgeliği Üzerine AforizmalarArthur Schopenhauer · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20259,3bin okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 82. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 11:07
#okudum #kitapyorumu #kitapöneri #düşünceler #sorgulama #morsandıktakiyazılar #insan Kitap Adı: İrade Terbiyesi Yazar: Jules Payot Sayfa Sayısı: 208 Kitap Türü: Kişisel Gelişim, Eğitim, Felsefe Değerli Okur: İrade Terbiyesi kitabı Haziran ayının ilk kitabı oldu. Jules Payot'un İrade Terbiyesi adlı eseri ilk bakışta bir kişisel gelişim kitabı gibi görünse de, bana göre aynı zamanda insan doğası üzerine düşündüren felsefi bir metin niteliği taşıyor. Kitap, iradeyi doğuştan gelen bir güç olarak değil; alışkanlıklar, düşünceler ve bilinçli seçimlerle geliştirilebilen bir yeti olarak ele alıyor. Özellikle "Çalışmanın Getirdiği Mutluluk" bölümünde çalışma, yalnızca bir zorunluluk değil; insanı olgunlaştıran ve iç huzura götüren bir süreç olarak anlatılıyor. Bu yaklaşım, mutluluğun çoğu zaman sonuçta değil, anlamlı bir emek sürecinde bulunduğunu düşündürüyor. Kitabı okurken zaman zaman bazı cümlelerde durup kendime şu soruyu sordum: "Ben bunu neden böyle algıladım?" Ardından ikinci bir sorgulama geldi: "Düşüncem neden bu yönde şekillenmiş?" Böylece sadece yazarı değil, kendi düşünce biçimimi de incelemeye başladım. Bence kitabın en güçlü yanlarından biri de bu. Her okur farklı bir noktada takılabilir; bu da kitabın eksikliği değil, aksine derinliğidir. Çünkü bir cümlede durup düşünmek, çoğu zaman metnin özüne temas etmek anlamına gelir. O anda kişi yalnızca yazarı değil, kendisini de okumaya başlar. Kitapta karşıma çıkan Schopenhauer göndermeleri de ayrıca düşündürücüydü. “İnsan egoisttir” fikri ilk bakışta rahatsız edici görünse de, burada kastedilen şey kaba bir bencillik değil; insanın doğal olarak kendi yaşamını merkeze almasıdır. Önemli olan bu doğayı inkâr etmek değil, onu daha bilinçli ve yüksek amaçlara yönlendirebilmektir. Bana göre İrade Terbiyesi, yalnızca
1000Kitap
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,5bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·198 syf.··
2026 58. kitabı
Aslında hepimizin sırtında taşıdığı o gizli yük var ya... Her an çok iyi olmalıyım, hep mutlu kalmalıyım baskısı... İşte Mutlu Beyin kitabı tam da o yükü yavaşça yere bırakmamı sağladı diyebilirim. Kitabı okurken kendimi sürekli "Yalnız değilmişim," derken buldum, o yüzden bende bıraktığı his gerçekten çok başkaydı. Yazar Loretta Graziano Breuning, beynimizdeki o meşhur mutluluk kimyasallarını —dopamin, serotonin, oksitosin ve endorfin— öyle laboratuvar havasında anlatmıyor. Tam tersine, günlük hayattaki o sıradan iniş çıkışlarımızla bağdaştırıyor. Mesela bir şeye heveslenip ulaştığımızda hissettiğimiz o harika duygunun neden hemen söndüğünü açıklıyor. Eskiden buna üzülür, bende bir tatminsizlik var sanırdım. Ama meğer beyin yapımız tam olarak böyleymiş; o hormon görevini yapıyor, bizi yeni adımlar atmaya teşvik etmek için yerini sakinliğe bırakıyor. Bunu fark etmek, kendime yüklenmeyi bırakmamı sağladı. Bir de tabii o hep kaçmaya çalıştığımız stres hormonu kortizol var. Onun bile aslında bizi korumak için çırpınan bir alarm sistemi olduğunu görmek zihnimdeki pek çok taşın yerine oturmasına yardım etti. Yani yazar bize sihirli bir değnek sunmuyor, “Her şey mükemmel olacak.” gibi içi boş vaatlerde bulunmuyor. Sadece kendimizle barışmamız için kendi biyolojimizin çalışma mantığını fısıldıyor. Kitabın sonundaki o yeni alışkanlıklar edinme rehberi de öyle havada kalan cinsten değil, sakin sakin hayatın içine serpiştirilebilecek cinsten. Açıkçası eğer siz de ara sıra gelen o anlamsız huzursuzluklarla ne yapacağınızı bilemiyorsanız, kendinizi eleştirmekten biraz yorulduysanız bu kitaba bir şans verin derim. Kitap bittiğinde, kendi içinize çok daha yumuşak, çok daha şefkatli bakmaya başlıyorsunuz.
1000Kitap
Mutlu BeyinLoretta Graziano Breuning · Aganta Kitap · 20171,133 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 01:27
Öğrenci bazlı bir çalışma yazıldığı için kitabı incelemek benim adıma mutluluk verici... İlimleri biyografi okuyarak öğrenmek gerçekten kalıcı ve ilimleri aslında insanlar olmasa anlayamayacağımızı gösterdiğini düşünüyorum biyografi eserlerinin.Bu tarz bir kitap yazıldığı ve yazılması gerektiği anlaşıldığı için mutluyum.Bu Çağ bilgiye zor ulaştığımız bir dönem değil aksine akıllanmadığımız bir Çağ... Bu tarz eserler hadis ilmi temeli olanlar için okuması çok keyifli bir kitap ya da bu alana ilmi duyanlar buralardan kimler gelip geçmiş bakabilirler.Kitabı okuyup etkilenmemek çok zor... Hadisçilerden öğrenmemiz gereken baya bir ders var. Ders başlasın bakalım bu rihlede hangi rivayeti arayıp bulacağız?
MuhaddisSezai Engin · İnsan Yayınları · 202448 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 01:53
Merhaba siz güzel insanlar;) Kitap; bir erkeğin neden bir kadın kadar empati kuramadığını ya da derinlemesine dinlemekte zorlandığını, kadının detaylarda kaybolan dünyasına karşılık erkeğin neden daha bütünsel ve genelci bir bakış açısına sahip olduğunu, trafikte erkeklerin neden çok daha çabuk parladığını ve hatta kadınların dünyayı erkeklerden çok daha zengin bir renk skalasıyla nasıl gördüğünü somut bilimsel deneylerle açıklıyor. Yazarın iki beyin yarım küresini birbirine bağlayan "korpus kallozum" köprüsünün kadınlarda daha kalın olduğunu; bu sayede kadınların duygu ve mantığı eşzamanlı işleyebilirken, erkeklerin neden tek bir işe (tünel vizyonuyla) odaklanıp dış dünyayı tamamen kapatabildiğini evrimsel avcı-toplayıcı kökenlerimizle temellendirdiği bölümler adeta ufuk açıyor. Kadının yuvayı koruma içgüdüsüyle gelişen geniş açılı (periferik) algısına ve kelimelerin arkasındaki satır aralarını okuma becerisine karşılık; av peşinde koşan erkeğin hedef odaklı, ani testosteron çıkışlı ve mekânsal zekaya dayalı yapısının trafikteki agresifliğe nasıl dönüştüğünü görmek, aramızdaki o görünmez algı duvarını tamamen yıkıyor. "Erkekler kadınların söylediği şeyleri düşünürken, kadınlar erkeklerin söylemediği şeyleri düşünürler" tespitiyle evliliklerden günlük diyaloglara kadar yapılan tüm hataların aslında birer "kusur" değil, anne karnındaki 8. haftadan itibaren şekillenen biyolojik birer "kod" olduğunu kanıtlayan bu çalışma; ilişkilerde birbirimizi yargılamak yerine bu yapısal farklılıkları tanıyıp daha anlayışlı, hoşgörülü ve sağlıklı bir köprü kurabilmemiz için herkesin kitaplığında mutlaka yer açması gereken samimi bir başucu eseri. Regl döneminde iken kadına hediye verilmez deniliyor kitap da... Sebebi ise şöyle diyordun; (Regl döneminde (özellikle kanamanın başladığı
1000Kitap
Kadın Beyni Erkek BeyniSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 201912,4bin okunma
Tolstoy neden ağladı?
Puan vermedi
Çoğumuz Anna Karenina 'yı bitirince Tolstoyun yaşamış olduğu üzüntüyü bilir, ama gerekçesini herkes bilmez. Neden Tolstoy Anna'yı bu kadar benimsedi, neden kendi oluştuğu karakterin ölümüne depresif boyutta üzüldü, sebeblerini açıklamadan önce o meşhur sahneyi tekrar hatırlayalım: Tolstoy Anna Karenina'yı yazarken hizmetçisine şu talimatı verir: Asla beni rahatsız etme. Odama girmeye çalışma, yemek zamanı olduğunda yemeği kapımın önüne koy, ben aciktikca ordan alır ve yerim kapıyı bile çalma. Bu talimata uygun bir şekilde hizmetçi günlerce Tolstoy'a hizmet etmeye başlar. Ancak günler sonra kapısının önüne koyduğu yiyeceklerin 3 gün boyunca alınmadığını fark eder. Bir aksilik olduğunu fark eder ve dostlarını çağırarak kapıyı kırıp içeri girerler. Girdiklerinde Tolstoy'u cenin pozisyonunda histeri krizleri geçirerek "Anna Karenina öldü" diye ağlarken bulurlar. Şimdi asıl sorumuza dönelim. Tolstoy neden kendi yarattığı karakteri bu kadar içselleştirdi: Tolstoy kimsesiz veya fakir çocuklar için ücretsiz eğitim verdiği bir enstitü kurmuştur. Orda 15 yaşlarında bir kız Tolstoy'un dikkatini çekmiştir. Onu kızı gibi sevmiştir ve sahiplenmistir de. Manevi kızı bir evlilik yapar ancak çok mutlu bir evlilik değildir. Kızının eşinden şikayet ettiği birçok konu vardır. Bir gün karşısına tam da arzu ettiği kriterlere sahip yakışıklı ve çapkın bir subay çıkar. Ona aşık olur, subay da ilgisini boşa çıkartmaz. Eşinde görmek istediği bütün özelliklere haiz bu subayla, herşeyi feda etme uğruna yasak bir aşk yaşamayı planlar. Bunu fark eden Tolstoy o gün Anna Karenina'yı yazmaya karar verir. Anna Karenina'yı yazarken aslında kızını yazmıştır, kızını düşünmüştür, kızının intiharina şahit olmuştur. Kızına vermek istediği mesaj şudur: kızım yasak aşk da seni mutlu etmeyecek, aşkına
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,7bin okunma