sevgiyi geçişsiz bir fiil olarak tercih ediyordu; nesnesi olmayan, ışık yayan bir halka gibi. yalnızlık yakınlıktan her zaman üstündü. yaralanmış bir yüz, başkasına benzeyen bir yüzden daha iyiydi.
bizim için büyük önem taşıyan şeylerin görünüşleri; yalınlıkları ve aşinalıkları nedeniyle gizlidirler. biz hemen görülen en çarpıcı ve en güçlü şeyden etkilenmeyiz.
Ben
Gülebilmeniz için ağlıyan
Ağlıyabilmeniz için gülen adam.
Ben bir tarik-i dünya.
Hallac-ı Mansur'dan sonra
Benim derim yüzülecek
Zonguldak'ta
Ve gözlerime mil çekilecek.
Ben bir tarik-i dünya
Ne ev ne bark
Ne çoluk çocuk sahibi.
Bütün malım mülküm
Ellerim ayaklarım
Ve gözlerim.
Kupkuru bir kuyudayım ki
Yusuf'u özlerim.
zaman, hiç kesintiye uğramadan hep aynı akarsa elimizden kaymaya başlar ve zaman duygumuz yaşam duygumuzla öylesine bağlantılı ve iç içedir ki bu duygulardan birinin zayıflaması demek öbürünün de acı ve yıpratıcı bir deneyimden geçmesi demektir. can sıkıntısının kaynağı ile ilgili bir yığın yanlış düşünce dolaşır ortada. zamanı yeni ve ilginç şeylerle doldurmanın onun geçmesini sağladığı -aslında kısaltmak demek istiyoruz- buna karşın tekdüzeliğin ve boşdurmanın zamanı ağırlaştırdığı ve onun akışına engel olduğu kanısı yaygındır. oysa, bu her zaman böyle olmaz. boş durmak ve tekdüzelilik bir ânı ya da bazen bir saati bile uzatıp can sıkıcı bir hale getirebildiği gibi, hiçliğe indirgenene dek çok büyük, en büyük zaman dilimlerini de kısaltıp eritebilir. tersine, zengin ve ilginç bir içeriğin saati hatta günü kısaltma ve hızlandırma gücü vardır ve böyle durumlarda zaman kanatlanır; daha geniş bir açıdan baktığımızda da zamanın akışına genişlik, ağırlık ve daha somut bir biçim kazandırır ve böylece, rüzgârda savrulup giden o boş ve tüy hafifliğindeki acınası yıllara oranla olay açısından zengin yıllar çok daha yavaş geçer. can sıkıntısı denen şey aslında zamanın tek düzeliğinin neden olduğu sağlıksız bir kısalmadır ve kesintisiz bir değişmezlik, geniş zaman alanlarını, kalbi korkudan öldürecek denli daraltır ve her gün öbürünün aynı ise, tüm günler bir güne indirgenir ve kusursuz bir tek türlülük en uzun ömrün bile göz açıp kapayana dek geçmiş bir kısalıkta algılanmasına neden olur. alışkanlık zaman duygusu uykuya yatarsa ya da en azından renksizleşirse ortaya çıkar; ve insana gençlik yılları yavaş daha sonraki yıllar ise gitgide hızlanarak akıp gidiyor gibi gelirse bu alışkanlık yüzündendir. yeni alışkanlıklar edinmenin ya da eskilerini değiştirmenin, yaşamı korumak,