Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz bitti. Yılmaz Güney’in yönetmenliği gibi yazarlığıyla da usta bir isim olduğunu tekrar anladım bu kitapla. Sarsıcı, değerli, yol gösterici bir roman. Bazen üzüyor, bazen öfkelendiriyor, utandırıyor, uyandırıyor… “Eskisi gibi düşünmem artık,” diyor insan okurken, düşünmez de.
Bu kitabı Türkiye’nin şu sıralardaki gündemiyle birlikte düşündüğümde de içim ayrı bir burkuluyor. Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen bu çocuklar hâlâ aramızda, sokaklarda, cezaevlerinde yaşıyor, ve aslında hiç yaşamıyor. Aynı coğrafyada, aynı kaderi paylaşan, aynı suçlara itilmiş, aynı yoksullukla boğuşan, aynı sevgisizlikle büyüyen binlerce çocuk suçlu… sadece yaptıklarıyla gördüğümüz; yaşamlarının arka planındaki sefaleti, ihmali, sevgisizliği, değersizliği, ötekileştirmeyi, yani asıl onlara karşı işlenen suçları göz ardı ettiğimiz binlerce çocuk…
Kitapların en büyük gücü, düşüncelerimizi, kalbimizi, bakış açımızı değiştirmeleridir sanırım. Belki bir gün bu kitap da yalnızca geçmişi hatırlatmakla kalmaz, hepimizin düşüncelerini ve geleceğimizi değiştirmeyi de başarır. O gün gelene kadar da susmamak, okumak, anlamak ve anlatmaya devam etmek gerek.