Gitmek, ona göre başka yerde olmak demekti. Bu başka yer, ister evvelkinden iyi, ister daha beter olsun, önemi yoktu. "Başka" olsun da... Mühim olan, yenilikti...
Elinizdeki bu kitap klasik anlamda bir tarih çalışması sayılamaz; yani bir savaşı başlangıcından sonuna kronolojik bir düzen içinde ve tarihsel, ekonomik, toplumsal, koşullara dayandırarak anlatmak kaygısı taşımıyor. Alışılmış (ve çok değerlileri mevcut olan) "Çanakkale Savaşı" kitaplarına da benzemiyor; olayları, harekâtları art arda sıralayan, askeri bakış açısını öne çıkaran bir "harp tarihi" sunmuyor. Yaklaşık 20 yıllık bir belge, obje ve hatırat derleme çabasının ürünü olan bu kitap, Çanakkale Savaşı'nın can alıcı bölümlerinden birini oluşturan "Arıbur-nu Savaşları"na belgelere, objelere ve hatıratlara dayandırılarak kurgulanmış "insan manzaraları" açısından yaklaşıyor; 20. yüzyıl tarihinin en çalkantılı ve kanlı kesitlerinden birinde, Çanakkale bölgesindeki daracık bir sahil şeridinde karşı karşıya gelen Türk ve Anzak askerlerinden seçilmiş kimisi meşhur, kimisi hiç tanınmamış portreler ve öyküler sunuyor.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Telsizle birileriyle görüşme yaptılar. Dediklerine göre, hapisteki arkadaşları bırakılırsa, onlar da bizi bırakacaklardı. Herhalde başbakanla görüştüler. O zaman, herhalde başbakan Erdal İnönü'ydü. Onlar hapistekileri bırakmayı kabul etmeyince bizi dağa çıkarttılar. Bizi tek sıra dizdiler, sonra da taramaya başladılar. Kendimi yere attım, hiç kurşun almadım. İçlerinden biri, "yaralı kalmasın" dedi. İkinci taramada yedi kurşun isabet etti bana. Akşam altıda PKK'nın eline geçtik. Sabaha karşı üçte kurşuna dizildik. Yani, o saate kadar konuştular, dağları gezdirdiler. Kurtulacağımızı hiç ummuyordum. Hiç ölümden korkmadım. Öldürmedik, ölmedik. Arkadaşlarım öldü. Bizi araba konvoyu gibi, tek sıra yürütüyorlardı. Birbirimizle konuşmamız yasaktı. Yardım geç geldiği için çoğu arkadaşımız can çekişerek sabaha karşı öldü. Benim üzerimde Ahmet adında bir arkadaş vardı, ölü, vurulunca üzerime düşmüştü. Yara almayan arkadaşlardan birine, "Ahmet'i üzerimden al" dedim. Almadı. "Biz, haber etmeye gidelim" dedi. Yaralanmayan arkadaşlar dağları aşıp en yakındaki karakola gitmişler. Ka-rakol yeterli değilmiş, yardım gelmedi. Sabah altı buçuk yedi civarında haber vermişler. İki saat sonra helikopter geldi. Onlara katılmayı kabul eder gibi yapmak aklıma geldi. O zaman da kabul etmeyen arkadaşları önümüze dizecekler, elimize silah verecekler, "vurun" diyecekler. Ken-di aklımızla öyle düşünüyoruz. Arkadaşına nasıl kurşun sıkacaksın ki? Böyle de ölüm, öyle de... İnsanca ölmek başka, öbür türlü, affedersin, hayvanca..
Sayfa 81 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Hep dünya işlemiyor zannediliyor ama işlemeyen insanlık.
Sayfa 136 - Mona Kitap·Kitabı okuyor
Herkesin çocuğu var, benimki de bir yaşında. Çoğu aklını oynatıyor, deli olanlar var, saf saf gezenler var. Arkadaşlarımın içinde hâlâ akli dengesi yerinde olmayanlar var. Bu anne babalar çocuğunu bunun için yetiştirmiyor, çoğu bayrağa sarılı evine geliyor. İsyan ettiği oluyor insanın, ister istemez isyan ediyor. Ama kesinlikle asker cahil oluyor. 20 yaşındaki bir insan 30-35 yaşındaki gibi düşünemiyor. İnsanın deli dolu zamanı, bazıları özeniyordu bile. "Arayıp da bulamayacağım macera" diyorlardı ama, macera değildi. Sonuçta can alıyorsun veya can veriyorsun..
Sayfa 78 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Önceden sadece can sıkıntımı dağıtmak için okuduğum kitaplar birdenbire hayatta en büyük mutluluklarımdan biri olmuştu.
Sayfa 17
Reklam
Reklam