Ruhu yavaşça bayılır gibi oldu
Puan vermedi
Joyce, Dublin'de orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. County Kildare'deki Cizvit Clongowes Wood Koleji'ne, ardından kısa bir süreliğine Hristiyan Kardeşler tarafından işletilen O'Connell Okulu'na devam etti. Babasının öngörülemeyen mali durumunun dayattığı kaotik aile yaşamına rağmen, Cizvit Belvedere Koleji'nde başarılı oldu ve 1902'de Dublin Üniversitesi Koleji'nden mezun oldu. 1904 yılında müstakbel eşi Nora Barnacle ile tanıştı ve Avrupa topraklarına taşındılar. Kısa bir süre Pula'da çalıştıktan sonra Avusturya-Macaristan'daki Trieste'ye taşındı ve İngilizce eğitmeni olarak çalıştı. Roma'da yazışma memuru olarak çalıştığı sekiz aylık bir süre ve Dublin'e yaptığı üç ziyaret dışında Joyce 1915'e kadar orada ikamet etti. Trieste'de şiir kitabı Oda Müziği'ni ve kısa öykü derlemesi Dublinliler'i yayımladı ve İngiliz The Egoist dergisinde Sanatçının Gençlik Portresi'ni seri olarak yayımlamaya başladı. Birinci Dünya Savaşı'nın büyük bölümünde Joyce, İsviçre'nin Zürih kentinde yaşadı ve Ulysses üzerinde çalıştı. Savaştan sonra kısa bir süre Trieste'ye döndü ve ardından 1920'de Paris'e taşındı ve 1940'a kadar birincil ikametgâhı oldu.Ulysses ilk olarak 1922'de Paris'te yayımlandı, ancak müstehcen olduğu gerekçesiyle Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yayımlanması yasaklandı. Kopyalar her iki ülkeye de kaçırıldı ve 1930'ların ortalarına kadar korsan versiyonları basıldı, sonunda yayın yasal hale geldi. Joyce bir sonraki büyük eseri Finneganın Vahı romanına 1923'te başladı ve on altı yıl sonra 1939'da yayımladı. Bu yıllar arasında Joyce çok seyahat etti. Nora ile 1931'de Londra'da sivil bir törenle evlendiler. Giderek ağırlaşan göz sorunları için tedavi görmek ve kızı Lucia için psikolojik yardım almak amacıyla sık sık İsviçre'ye gitti. İkinci
Edebiyat
DublinlilerJames Joyce · İletişim Yayıncılık · 20213,005 okunma
Bediüzzaman Hazretlerinin Cihadı
Puan vermedi
@Muslumann Bediüzzaman Hazretlerinin Cihadı “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahı ile cihad edeceğiz.”(Bediüzzaman Said Nursi ,Tarihçe-i Hayat) Fatır-ı Hakimin ezelden beri cereyan eden bir kanunudur ki, herhangi bir milletin felâketlere maruz kalması, fertleri arasında fitne ve fesadın çoğalması, dalâletin hidayete, şerrin hayra galip gelmesi hâlinde, o milletin içinden bu tehlikeleri bertaraf edecek ve o milleti sahil-i selâmete çıkaracak bir peygamber, bir mürşit, bir müceddit veya bir mehdi gönderir. Bu İlâhî kanun Hz. Adem’den (ASM) bu yana böyle devam etmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir. Peygamberimiz’den (ASM) sonra peygamber gelmeyeceği için, bu vazife Peygamberimizin varisi olan âlimlere tevdi edilmiştir. İşte bu sırra Peygamberimiz (ASM) şöyle işaret etmiştir: “Cenâb-ı Hak lütuf ve kereminden her yüz senede, ümmetimin dinini tecdid ve takviye için bir veya birkaç müceddid gönderir.”1 Bediüzzaman Hazretleri de her asırda insanları irşadla vazifeli mürşit ve mücedditlerin bulunmasının zarurî olduğunu şöyle ifade buyuruyor: “Cenâb-ı Hak kemal-i rahmetinden şeriat-ı İslâmiye’nin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslâh etmiş; Din-i Ahmediye’yi (ASM) muhafazaetmiş. Madem âdeti böyle cereyan ediyor; ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek.”(Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat) Peygamber varisi olan bu mümtaz zatlar bütün
Din
Risale-i Nur KülliyatıBediüzzaman Said Nursî · RNK Neşriyat · 0860 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Roma'dan Hüdavendigar'a: Taşın Hikayesi"
10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2024 21:38
21 Temmuz 1718 Rivayet edilir ki; vakt-i zamanında ahalinin adına Hüdavendigar dediği şehirlerin birinde, bedenen ölümünün üzerinden 322 sene geçmiş bir gencin ruhu şehrin tüm sokaklarını dolaşır, Ulu Camide namaz kılanların kaçıncı rekatta olduklarını unutturur, Osman ve Orhan Beylerin kabri başında nöbet tutan, oldukça ciddi askerleri güldürmek için burunlarına tüy dokundurur, Konstantiniyye'den dahi gözüken tepeye çıkıp günde üç defa şehrin üstüne tükürür, civarın tüm aşıklarının arasına fitne fısıldar, şehri koruyan surlardan her gün bir taş sökerek duvarlarda gedik açmaya çalışırdı. Sokaklarda enselerinde bir nefes işiten ahali rüzgara, namazda kaçıncı rekatta olduğunu unutan cemaat şeytana, sürekli burnu kaşınan çatık kaşlı sipahi tepedeki tozlara, günün bazı vakitleri yüzünde bir ıslaklık hissedenler çiseleme yağmura, mâşukunun muhabbetinden mahrum kalan aşıklar kem gözlere, surları sürekli delinmiş vaziyette gören muhafızlar beceriksiz duvarcılara lanet ederlerdi. Kimse bu vaziyet-i acibelerin esas sebebini bilmezdi. 1 Nisan 1326 Osman oğlu Orhan, muhkem surlarla korunan şehri on senedir kuşatmaktaydı. Babasıyla bir zamanlar kurdukları hayaller, kâfirin o yıkılmaz denen duvarlarına takılmıştı. Orhan Bey, şehre bir kaç yüz arşın uzağa otağını kurmuş, büyük bir sabırsızlıkla şehrin düşeceği anı bekliyordu lakin farklı çözümler bulmak da muhakkaktı. Daha önce yanındaki beylerin teklif ettikleri gibi, surları toprağın altından kazarak geçmek ve içeride gece yarısı ani bir baskınla düşmanı gafil avlamak fikri çoğunluk tarafından kabul edildi. Birkaç gün sonra sadece şehir değil, bu karara itiraz eden bazı Beylerin de kelleleri düştü. ~~~ Orduda erlerin kendisine Alibaz dedikleri, geçmişte bazı kale kuşatmalarında lağım kazarak hünerini göstermiş, bileği pek bir
Deneme, İnceleme
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
Nedensellik ve Özgürlük
4/10
·136 syf.··
2023 7. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2023 00:31
Bitirebildim... Üç kere baştan başladım. Kitabın tarihsel arka planını öğrendikten sonra okumak daha kolay oldu benim için. Nikolay Çernişevski'nin "Nasıl Yapmalı?" isimli eserindeki "sosyalist ütopya" eleştirilmiş kitapta Dostoyevski tarafından. Nedensellik kavramında, her sonucun bir nedeni vardır denir. Aynı neden aynı sonuca vardırır. Çernişevski bunu insana uygulamaya çalışır bu kitapta. Fakat Dostoyevskinin yeraltı adamı "İnsan hiçbir sebep olmadan da mutsuz olabilir" der... Eleştirilen ütopya kısaca; insanın çıkarlarının akıl ve bilim ile sağlandığı bir evren. Fakat Dostoyevski buna karşı çıkmış ve yeraltı adamı üzerinden, insanın aslında o kadarda akıllı bir canlı olmadığını vurgulamış. İnsan için, canının istediğini yapmak, çıkarına ters bile olsa birinci seçenektir diyerek eleştirmiş. İnsanın akılsızlığına dikkat çekmiş. Bununla beraber insan için "özgürlük" çıkarları için feda edebileceği bir şey değildir demiş. ~~~ SPOİLER ~~~ ~~~ SPOİLER ~~~ ~~~ SPOİLER ~~~ ## Kitabı okurken 3 ayrı not kağıdı tuttum. Birincisi; bu ütopyada eleştirilen kavramlar hakkında yeraltı adamının söylemlerini içeriyordu. 1) Sonsuz Neşe: Yeraltı adamı bu konuda bir şey söylemedi ama ben söyleyeyim. "-imkansız, çünkü bir şeyin yokluğu olmazsa, değeri de olmaz." 2) Rasyonel Egoizm: "Dik kafalılığın onlara kişisel çıkarlarından daha tatlı geldiğini söyleyebilirim." - Yeraltı Adamı 3) Akıl: "İnsan ahmak bir yaratıktır, aslında ahmak değil de nankör." - Yeraltı Adamı 4) Nedensellik: "Çünkü ben kafama koyduğum şeyi yapmalıyım. Yapmazsam "korkak, nasılda korktu" gibi ithamlarda bulunurum kendime." - Yeraltı Adamı 5) Özgürlük: "Her şey bir matematiksel formüle göre hesaplanırsa insana ne kalır?" - Yeraltı Adamı ## Diğer not kağıdımda yeraltı adamını daha iyi tanımak için notlar aldım ve
Felsefe
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Olympia Yayınları · 2017159,8bin okunma
Sonsöz
Puan vermedi·261 syf.··
2023 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2023 01:30
William Golding 1911 yılında İngiltere’de doğdu. Önce fen bilimleri, sonra da İngiliz edebiyatı okuyarak Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördü. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ve sonra uzun süre öğretmen olarak çalıştı. Savaşta deniz eri oldu; müttefiklerin Normandiya Çıkartması’na ve daha birçok çarpışmaya katılıp subaylığa yükseldi. Golding, 1934’te hiç kimsenin ilgisini çekmeyen bir şiir kitabı çıkarmıştı. “Şiir yazamadığım için düzyazı yazıyorum” diyen Golding, yirmi yıl sustuktan sonra 1954’te Sineklerin Tanrısı’nı (The Lord of the Flies) yazdı. Bir söylentiye göre, yirmiye yakın yayınevi bu kitabı basmaya yanaşmamıştı. Ne var ki, Sineklerin Tanrısı basılır basılmaz, Golding büyük bir üne kavuştu. Peter Brook, 1963’te, çağımızın klasiklerinden sayıldığı için, okullarda ve üniversitelerde okutulan bu kitabın oldukça ilginç bir filmini çevirdi. Golding, Sineklerin Tanrısı’ndan sonra beş roman daha yazdı:[1] The Inheritors, Martin Pincher, Free Fall, The Spire, The Pyramid. Bunlar da değerli yapıtlar olmakla birlikte, belki Sineklerin Tanrısı’ndan daha çapraşık, anlaşılması çok daha güç olduğundan, bu ilk kitap kadar ilgi görmedi.William Golding 1911 yılında İngiltere’de doğdu. Önce fen bilimleri, sonra da İngiliz edebiyatı okuyarak Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördü. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ve sonra uzun süre öğretmen olarak çalıştı. Savaşta deniz eri oldu; müttefiklerin Normandiya Çıkartması’na ve daha birçok çarpışmaya katılıp subaylığa yükseldi. Sineklerin Tanrısı’nın başlangıcını okuyanlar, bu kitabı ıssız bir adada çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne’ın 1858’de yazdığı ünlü çocuk kitabı Coral Island’ın (Mercan Adası) çağdaş bir uygulaması sanırlar. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma
İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon / Narsist Bir Partnerle Yüzleşmek
Puan vermedi·182 syf.··
2022 30. kitabı
Varlık Ergen varlikergen.com dutlukdergi.com adresinde yayımlandı: Psikolojik Şiddet Mağdurlarına Yardım Derneği Başkanı Pascale Chapaux-Morelli ve Psikanalist, Klinik Psikolog ve Bağımlılık Uzmanı Pascal Couderc’in birlikte kaleme aldıkları “İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon / Narsist Bir Partnerle Yüzleşmek” isimli kitap İletişim Yayınları imzası taşıyor. Kitabın Türkçe çevirisi Işık Ergüden’e ait. Yalın ve akıcı bir çeviri ile kolaylıkla okunabilen kitap alan dışı okumalar yapmak isteyenler için bir rehber niteliği taşımaktadır. Her ilişki temiz bir zeminde başlasa da zamanla kişilerin karakterleri bu zeminde çeşitli etkiler yaratmaya başlayabilir. Özellikle taraflardan bir tanesi narsistik sapkın ya da uzman bir manipülatör ise artık geri dönülmesi zor bir yolculuğun başladığını belirtmek gerekir. Gaslighting kavramı kitapta geçmese de konu ile olan ilgisinden dolayı kısa bir tanımlamayı hak ediyor. Wikipedia’ya göre Gaslighting, “Bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemi. Bireyi kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirme. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür. Terimin adı, Gas Light (Gaz Lambası) adlı 1938 yapımı bir oyundan gelmektedir. Oyundaki erkek karakter eşini deli olduğuna ikna etmeye çalışır ve gaz lambasını söndürdüğünde eşi bunun gerçek değil uydurulmuş bir şey olduğunun farkına varır…” Gaslighting üç aşamadan oluşur. İdealleştirme, değersizleştirme ve gözden çıkarma. Süreç sona erip de gözden çıkarma aşamasına gelindiğinde manipülatör, mağduru terk eder ve başka birine yönelir. Bu yeni kurban da aynı süreçleri yaşamak zorundadır. Yeniden kitaba döndüğümüzde örneklenen gerçek yaşamların her iki
Edebiyat
İkili İlişkilerde Duygusal ManipülasyonPascal Couderc · İletişim Yayıncılık · 20212,214 okunma