İnsan ortalama seksen, doksan yıl yaşıyor. Bir kere doguyor ve bir kere ölüyor ancak canım ülkemin kadınları, ömrünü yüksek dozda çamaşır suyuna maruz kalarak geçiriyor (evet, ben de dâhil) Farkında mıyız? Bir hayatımız var ve tülleri nasıl beyazlatacağım, fayans arasını nasıl beyaz tutacağım, camı sirkeyle mi sileceğim şampuanla mı derken geçiyor. Gerçekten ben bu dünyaya sadece bu misyonla gelmiş olabilir miyim? Nihayetinde ölünce çamaşır suyunda yıkanmamış bir tabuta, yumuşatıcı kokmayan bir kefene sarılıp konulacağız. Temizlik imandandır, bu söylediklerimi pis olmak ile karıştırmayalım.
Mesele o değil, insan elbette temiz olmalı. Hem bedenen hem ruhen hem de yaşadığı mekân ile ama bakıyorum bir kadın ömrünü, mutfağın dört duvarı arasında, tezgâh önünde ve buzdolabı karşısında tüketiyor. Ne için? İnsan başardım duygusunu bir yerde yaşaması lazım, üretmesi lazım. Maalesef ki ülkemin kadınlarında bu alan mutfakta ve son yıllarda herkesin kendini gösterdiği sosyal medyada. Mesela kavanoz kavanoz kışlıklar yapılıyor, fotoğraf çekiliyor ve sosyal medyaya konuluyor. Kimi abartıyor, yüz kilo domates koyuyor.
Ben keyfimce yürümeyi ,canım istediğinde durmayı severim.Bana seyyar bir yaşam gerek.Güzel bir havada , güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak ,onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı.
Yok canım, sevmek mevmek laf, insanlar bir kez öldü mü artık yük haline geliyordu yakınları için; ne kadar sevilen biri olursa olsun, herkes bir an önce ondan kurtulmak istiyordu.