Ali Lidar – Alengirli Şiirler
Kaçırdığımız sabahlara ciddi bir özür borçluyuz
beraber uyanmadığımız bütün sabahlar
bir şey eksikti vardı yeryüzünün haberi
yanımızda başka bedenler
aklımızda başka hayaller
ama aynı güneş aynı gökyüzü
ve sen büyürken kimselerin fark edemediği yerlerde
gözlerini anlamsızca dikerken en yükseklere
durmaksızın seni düşündüğümü söylemem doğru olmaz.
**
Ama günün başka kimselere anlamlı gelmeyen anlarında
bazen onu elli geçe mesela
bazen ikiye altı kala
çorabımın tekini ararken ya da
kaç yumurta kıracağımı düşünürken tavaya
mütemadiyen seni düşündüğümü söyleyebilirim
sevgilim denmez artık uzaktaki sevgiliye
sevgilim denmez çok ayıp ama sevdiğim diyebilirim
sevdiğim belli olmaz saçma sapan bir zamanda
bir çocuk gülüşünde ya da eski bir türk filminde
farkında bile olmadan aklına gelebilirim.
**
Belki kadar kesin
ve keşke kadar imkânsız
birbirimizden uzaklaşmamız
kırılsak da tırnak uçlarımıza kadar
kırılırız elbet bunu gerektirir yaşamak.
**
Kulenin üst katında, ovalara bakan ferah bir odada ihtiyar Safiye Hanım'la Keşan'ın Molla Ağalarını görüşüyorum. Soyumuzun şeceresini bir tutturuveriyor ki gözlerim kararıyor. Neme lâzım a canım... İşte anlaşıldı: Molla Ağası, Haseki Ağası, Çomoğlusu, Alişah Bey'i birbirinden kız ala, kız vere kördüğüm olmuşlar. Kâh el birliği etmişler kâh takım takım ayrılmışlar, birbirinin gözünü oymuşlar. Akrep etmez akrabânın akrabâya ettiğini. Bu böyle gelmiş böyle gider. Safiye Hanım'a Molla Ağaların, Sultan Mecid devrinde Keşan'da yapılan meşhur düğününü sordum. Büyük annesinden duyduklarını anlattı, not aldım. Canzi'nin eserine yardım etmek bahânesiyle gün aşırı mektup yazıyorum. Canımın özü nineciğim mektup yazmayı bana yasak etmişti. Onunla velev ki kâğıt üzerinde olsun konuşmadan ben nasıl yaşarım? Molla Ağaları bahâne ediyor yazıyorum, Alişah Beyleri tutturuyor yazıyorum. Cevap yok.Her akşam, acaba Canzi çıkagelir mi diye otobüs postasını karşılıyorum. Uzunköprü veya Gelibolu tarafından bir toz bulutu içinde otomobil gelir görsem belki Canzi'dir düşüncesiyle kesiliyorum. Fakat biliyorum o gelmez, gelmeyecektir. Gözlerim önünde dünya bulanık bir karartı içinde çökerken başımdan soğuk ter sızıyor: "Biz artık öldük, diyorum; o bana karşı, ben ona karşı öldük." Bu sözleri söyler söylemez, canı için savaşan bir insanın korkunç saldırışıyla fırlıyorum. Hayır olamaz, benim Canzi'yi kaybedişim bir hakîkat olamaz. Eğer gerçekten böyledir de ben Canzi'ye bir daha kavuşamayacaksam ölmemek için hakîkatten üstün bir hakîkat yaratmaklığım lâzım. Öyle bir efsane dokumalıyım ki sesi hakîkatin sesini bastırsın. Aşkımın ölmez kasîdesi önümde boylanıp yükselmeli. Yaşarsam eğer ancak böyle bir âbidenin gölgesinde yaşayabilirim.