Çoğumuz piyasa ekonomisinde yaşamak isteriz, ama piyasa toplumunda değil. İkisini birlikte ele almamız gerektiğini öğrendik. Fidel Castro, çok uluslu kapitalizm tarafından sömürülmekten daha kötü olan şeyin, çok uluslu kapitalizm tarafından sömürülmemek olduğunu söylüyordu. Haklı olabilir. “ başka bir alternatif yok.” demişti Margaret Thatcher.
Kapitalizmin (en azından 2008’deki finansal krize kadar) hiçbir büyük dünya dininin başaramadığı bir şeyi başardığı düşünülüyordu: insanlığı tek bir cemaat çatısı altında birleştirmek. Küresel piyasa.
İnsanlık tarihine,
gerçek anlamda bir tek evrensel düşmanın adı yazılacak olsaydı,
kuşkusuz o,
dünyayı her hareketiyle etkileyen,
tehdit eden
ve saldıran,
Yankee emperyalizmi olurdu.
Biz Türkiye'deki bütün sosyalistlerin Sovyet yanlısı olduğunu düşünüyoruz ama değiller. Dünyanın 68'liler olarak adlandırdığı kuşağın Türkiye versiyonu ABD ve Avrupa'dakilerden farklı bir yol izledi. Hippilikle, çiçek çocukluğuyla dalga geçip, kendilerine Che ve Castro gibi devrim üretmiş sosyalistleri örnek aldılar. 1971'de, Türk kontrgerillası bu damarı kestiğini zannetti. Farkında olmadığı, bu kuşağın geride bir efsane bırakarak sahneden çekilmiş olduğuydu. Bir kısmı idam sehpalarında kendi sandalyelerini tekmeledi, bir başka kısmı teslim olmak yerine kurşunlara doğru yürüdü.
Stalin, Fidel Castro, Picasso, Aragon, Jean-Paul Sartre (Jan Pol Sartr), Claude Lévi-Strauss (Klod Levi Straus), Gaston Bachelard (Gaston Başlar), François Mauriac (Fransuva Moryak), Maurice Béjart (Moris Bejar) gibi pek çok ünlü devlet adamı, bilgin ve sanatçıyla görüşüp tanıştı.
Tek başına da kalsa her zaman doğruyu haykırdı. Don Kişot'u kendine rehber edindi. Partisinin körü körüne Rusya'yı desteklemesini tenkit ettiği için ihraç edildi.