İstanbul ve Ağaç
Eski tstanbul'da mimarînin saltanatına rekabet eden başka güzellik varsa o da ağaçlardı. Fakat buna rekabet denebilir mi? Doğrusu istenirse, ağaç, mimarîmizin ve bütün hayatımızın en lûtufkâr yardımcısıdır. 'Beyaz mermerle, yontulmuş taşla uyuştuğu kadar, harap çatı ile, süsleri bakımsızhıktan kaybolmuş, yalağı kırılmıs gesme ile de uyuşmasını bilir. O güneșin adına söylenmis bir kasideye benzer
Sayfa 188·Kitabı okudu
Bekle bizi Istanbul
Kadere pek inanmazsın. Ne kaderi Canan? -Sevgili Ceco... her şey yıldırım hızıyla gelişti. Kamuran'la birlikte tstanbul'u terk ettiğiniz yil 1922'ydi. Siz gittikten sonra, yeni rejim Istanbul'u da aldi. 1923 yılında da size, sana, Kamuran'a, Süreya'ya ve babana ferman çıktı. Kapılar yüzünüze kapatıldı, dönüş yollarınız kesildi. Ben sürgün çocuğuyum bilirsin, annem babam muhacirler... Sürgünden, yabancı bir hayattan korkarım. Sen de bir davaya başkoydun. Geleceğin bilinmiyordu. Ben Boşnak, sen Kürt, dilimiz Türkçe, ülkemiz belirsiz. Korktum Ceco, açıkçası korktum... Korkunun gaddar oklarıyla yüreğimdeki aşkı öldürdüm... katili oldum aşkımın.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Vakıf sistemi İstabul'da ve öbür şehirlerde külliyeler, kültürel ve ticari mer­kezler yaratmıştır. Her önemli Osmanlı kentinde merkezi bir ulu cami ve bedesten olurdu. Ayasofya tstanbul'un ulu camii olduğu zamanlarda, Fatih Sultan Mehmet, cami vakfına ait olmak üzere bir bedesten yapılmasını emretmiştir. Yangın ve yağmaya dirençli taş kubbeleri ve demir kapılarıyla bedesten, yalnız değerli ti­cari mallan değil, yetimlerin paralarını ve kent zenginlerinin para ve mücevherle­rini de korumaya yarayan anıtsal bir yapı bir çeşit banka hizmetini görürdü. Kapı­cıları, gece bekçileri ve simsarları devlet denetimi altındaydı. Esnafa ait dükkanlar bedestenin etrafında sokaklar boyunca karşılıklı dizilmiş olup, her dükkan grubu tek bir çarşı oluşturur ve aynı meslek üyelerince ya da aynı tür mal satan tüccar­larca tutulurdu. Bu çarşılar genellikle, İstanbul'daki Büyük (Kapalı) Çarşı'da oldu­ğu gibi, zamanla taş kubbelerle örtülmüştür. Fatih Sultan Mehmet'in bedesteninde mahzenli 118 dükkan vardı; çevredeki çarşıda da 948 dükkan yapılmıştır. Bu, tstanbul'un bugün Kapalıçarşı olarak bilinen ana iş merkezi olacaktır. Büyük tüccarın bir araya gelebileceği, değerli malla­rın saklandığı ve satıldığı bir bedesten inşası, Osmanlı kentlerinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Orhan Gazi daha 1340'ta Bursa'da, bugüne kadar ken­tin ticari merkezi olarak kalan bir bedesten ve çarşı yaptırtmıştı. Balkanlar'da Edime, Tatar Pazarcığı, Filibe, Saraybosna, Sofya, üsküp, Manastır, Serez ve Se­ lanik gibi büyük Osmanlı kentlerinde alışveriş merkezleri bedestenler çevresinde gelişmiştir. Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Osmanlı kentlerini, bedestenli olanlar ve olmayanlar diye iki kategoriye ayınr. Fatih Sultan Mehmet 1459'da imparatorluğun önde gelen kişilerini, vezirleri toplamış ve her birinden
Sayfa 143 - Pdf·Kitabı okudu
avrupalı, rum ve ermeni olduğumu öğrendim.
Karadeniz, Boğaz ve Marmara'da balık, her mevsimde fevkalade bol ve çeşitlidir. Fakat Türkler pek az balık yerler, ve bu mahluklar da ancak Avrupalı, Rum ve Ermenilerin sofralarını süslediği için bütün şarkta balık nisbeten çok az avlanır. tstanbul'da bile balık avı ticareti ile meşgul olanların sayısı sınırlıdır. Şüphesiz, burada söz konusu ettiğimiz taze balık ticaretidir. Yoksa Karadeniz'den ve bazı limanlardan gelen tuzlu ve salamura balıklar adeta yok bahasına satıldığından fakir Rum, Ermeni ve Yahudiler tarafından bol miktarda tüketilir.
Sayfa 64·Kitabı okudu
Tarih
Son sağlam kaleyi, Zigetvar'ı fethetmeden bir gün önce ölmüştür. Ölümü askerden gizlendi ve hünkarın tahnit edilen vücudu giydirilerek seferin başındaymış gibi ta İstanbul'a kadar ordunun başında getirildi. İç organları Zigetvar sahrasında gömüldü. Macarlar 1980'lerde o türbeyi Turgut Can sever'e restore ettirdiler ve bizim yapmadığımız bir şey yaptılar, dev bir Kanuni heykelini de Zigetvar sahasının ortasına diktiler.
Tarih
Bugün kaçınılması mümkün olmayan bir hareket varsa, o daIstanbul Hükümeti'nin millet ve memleketin kaderini alçakça Ingilizler'in isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir.
Sayfa 120 - Alfa Yayinevi·Kitabı okudu