"Rabbimizi cemal isimleriyle sevip ümitlendiğimiz gibi celal isimleriyle de sevip gereken saygı ve korkuyu duymadıkça Allah inancımız bir dengeye kavuşmaz; hayatımızda istenen sonuçlar ortaya çıkmaz... İçinde saygı ve azamet barındırmayan bir sevgi, merhamet ve şefkat barındırmayan bir korku kadar işlevsizdir."
Yakın tarihimizde mü'minler celâl tecelliye yani gadab-ı ilâhîye müstehak olmuş, bu durum İslâm karşıtı olanlara cemâl sûretinde aksetmiş ve onların işleri kolaylaşmıştı. Şimdi ise, Müslümanlar'ın ağır bir imtihana tâbi oldukları o devir zeval bul-imaktadır. Zira mü'minlerin onlardan çektikleri zulüm ve itisaf (yok etme) çileleri günahlarına kefäret teşkil edecek bir seviyeye ulaşmıştır. Filistin'deki zulümlerle bu keyfiyet kemâl noktasına ulaşmak üzeredir! Artık ruhsat-ı ilâhiye ehl-i küfürden teberri etmiş bulunmaktadır. Bundan böyle gadab-ı ilâhî onlara, rahmet-i ilâhî ise, mü'minlere müteveccih olmaya devam edecektir. Tâ ki Allah nurunu tamamlayıncaya kadar!..
Erkek, celal gömleğine cemal kaftanını giyip, öfkesini sabırla yutup kadına şefkatle muamele ederse yücelirdi. O vakit kadın, erkeğine saygı duyardı. Kadın edebi erkeğinden öğrenirdi. Erkek kadına ne kadar şefkatli davranırsa kadın da o derece edepli olurdu.
Cemil-i Zülcelal'in bütün isimleri esmaü'l-hüsna tabir-i Samedanîsiyle gösteriyor ki güzeldirler. Mevcudat içinde en latîf, en güzel, en câmi' âyine-i samediyet de hayattır. Güzelin âyinesi güzeldir. Güzelin mehasinlerini gösteren âyine güzelleşir. O âyinenin başına o güzelden ne gelse, güzel olduğu gibi; hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünkü güzel olan o esmaü'l-hüsnanın güzel nakışlarını gösterir.