10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 230. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:26
Tehlikeli Oyunlar, metnin sınırları dâhilinde ve Eco’nun ortaya attığı kavramlarla çözümlenmeye çalışılmıştır. Romanın sonuyla ilgili öne sürülen çelişik fikirler örnek okurun işbirliğiyle tartışılmış, gerçek ile kurmaca dünyanın silik ayrımında varlık kazanan roman kişileri, romandaki söylem olanakları dikkate alınarak ait oldukları dünya bakımından (kurmaca-gerçeklik) sınıflandırılmıştır. Ayrıca okuru metinde tahmine zorlayan ya da çıkarımsal gezintilere çıkaran “oyalanma”ların söylem zamanıyla ilişkisi tespit edilmiş, romanın bütününde dikkat çeken kaba gerçekliğe ait ögelerin metne katkısı gözler önüne serilmiştir. Buna göre roman, Eco’nun doğruluk ve yorumlayıcı işbirliği kavramları bakımından değerlendirildiğinde şu sonuçlara ulaşılmıştır: Nurhayat Hanım ve Albay Hüsamettin Tambay kurmaca dünyaya aittir. Gecekondu ile Hikmet’in intiharı örnek okurun işbirliği dikkate alınarak çözümlenmiş, bunların romanın kurmaca yanını temsil ettiği tespit edilmiştir. Buna karşılık üç katlı ahşap ev, Hikmet Benol, Sevgi ve Bilge romandaki gerçekliği temsil etmektedir. Romanın sonu ise uyku ile uyanıklık arasındaki bir hâl olarak yorumlanmıştır. Romanın bütününde dikkat çeken geriye sapmaların (analeks) geçmiş zaman ile şimdiki zaman arasında parçalı bir yapıya neden olduğu, bunun da okurun zihninde karmaşa yarattığı ve analekslerin romanda unutkanlığı giderme işleviyle ön plana çıkarıldığı fark edilmiştir. Roman, söylem zamanı veya oyalama tekniği bakımından değerlendirildiğinde ise iç içe geçen düzlemlerde (kurmaca-gerçek), kurmaca dünyanın eserde geniş yer kapladığı saptanmıştır. Anlatıcının rüyayı, gerçeği ve kurmacayı bir arada kullanarak okuru zorladığı, romanda genel olarak yüzeysel olanın üzerinde ağır bir biçimde ilerleyen yazarın asal olanı hızlı bir biçimde
Hayata Dair
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Norman Üzerinden Benlik
Puan vermedi·168 syf.·
2026 52. kitabı
Metin spoiler içerir. 'Sapık' oldukça popüler bir metin. Kurguyu hikâyeyi okumadan öncesinde de biliyordum. Bu tür durumlar ayrı birer şans olarak yorumlanabilir: Bir hikâye ile yalnızca bir çeşit şaşırma ya da onunla kendisinin ulaşılabilecek en birincil formu ile karşılaşırken tanışma şeklinde güzel bir ilişki kurmuyoruz, tekrar karşılaşmalar da gayet güzel geçebiliyor. Tekrar, orijinalliği ortadan kaldırmak gibi zorunlu bir niteliğe sahip değil. Metin güzeldi. Tabii ki psikolojik bir yorumlayıcı perspektif ile okumaya meylim vardı: Ortada psikolojik açıdan ele alınmaya çok müsait bir karakter var, ki metnin orijinal ismi de 'Psycho'. Bloch'un dili güzeldi, kurguyu muazzam bir şekilde inşa ediyor. Metni tamamlayınca her şey yerine oturuyor ama hikâyenin sonlarına kadar bu gerçekleşmiyor ve bu harika. Metin üzerinden birçok yorum yapabiliriz. Aynaya bakamayan Norman karakteri gibi. Aynadaki parçalanmışlık gibi ipuçları da oldukça etkili fakat daha ileri bir yorum ile Norman'ın aynaya bakmama eğilimini farkındalıkla da özdeşleştirmek mümkün. ''Her yerde olan hiçbir yerde değildir'.' Bu sözü çok seviyorum. Bahsettiğim durumdaki eylemi iki şekilde yorumlamak mümkün: Norman hakikatten kaçıyor ya da Norman aynada kendisini görmesi gerektiğini bilip kendisini görmüyor. Ben ikinci yorum üzerinden ilerleyeceğim ve hikâyeden kopacağım çünkü amacım aslında metni yoğun bir incelemeye tabii tutmak değil, amacım yorum yapmak, hatta spekülasyona kadar gitmek. Benlik konusuna ilgiliyim, spesifik olarak yorumlamak için seçtiğim detay da buna yeterince ışık tutuyor olmalı. Benim konuyla ilgili fikrim şu: Münferit benlikler yoktur, her şey birbiri ile ilişki kurar ve bu noktada da bireysellik aslında bir çeşit yapay soyutlamadır. Her şey birbiri ile ilişki kurduğu için her şey
SapıkRobert Bloch · İthaki Yayınları · 2020864 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
6/10
·480 syf.··
2026 29. kitabı
Bir Tarihi kurgu kitabı olduğunun bilincinde kitabı begenmiş bulunmaktayım. Kitap akıcı hikâye ilgi çekici ve sinema da hep gördüğümüz aşk üçgeni ve macera bulunduruyor. Bu kısmında bence sorun yoktu yani kurgu olarak alırsak kitap gayet okunabilir ve tatmin edebilir. Beni rahatsız eden kısım ise Batı'nın barbarlığını tarih boyunca ve hatta günümüzde bile gören bizlere Türkler barbardir etiketini irdeleyerek göstermesi . Kitap bunu bir gerceği anlatıyor gibi yazsada taraflı yazıldığı çok belli oluyor. Atilla ile ilgili çok bilgi olmadığını hepimiz biliyoruz ama o büyük boşlukları böyle doldurmak bana biraz kötü geldi. Atilla ile ilgili güzel detaylarda bulunuyor özellikle irâde kısmı beni çok etkiledi Avrupa'yı dize getiren bir komutanın sade hayatı herkesin ondan korkması vs anlatılıyor.Ama Yazarın gerçekten Atilla'yı anlamadığını sondaki Atilla büyüktür cünkü herkes ondan korkuyor çıkarımı yaptığından anlıyoruz. Atilla büyüktü cünkü insanlar saygı duyuyordu Atilla onlara bir amaç vermişti. Ölmekten korkmayan insanlara Atilla'dan korkuyordu demek çok celişik geliyor bana. Son olarak kitap akış olarak iyi olsada objektif bir bakış açısı sunmuyor maalesef :/ Tanrı’nın Kırbacı Atilla William Dietrich
Edebiyat
Tanrı’nın Kırbacı AtillaWilliam Dietrich · Panama Yayıncılık · 2013305 okunma
10/10
·199 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 23:48
Kalemiyle ilk defa tanıştığım ve aynı zamanda Türkçemizin zenginliklerine, Türk kalemlerin birbirinden farklı ama bir o kadar da güzel oluşuna tekrar şahit olduğum bir öykü kitabı oldu Dostlukların Son Günü Kitaptaki öykülerin uzun bir zaman dilimi içinde yazıldığını, hepsinin de öncelikle Yeni Dergi'de yayınlandığını açıklıyor yazar. Öyküleri bittiğinde de benim de çok sevdiğim Ayşe Şasa'ya okutup onayını alıyormuş. Bu detay beni çok sevindirdi. Öykülerinde olayların akışı içinde fazlaca iç düşüncelere ve hesaplaşmalara yer verilmiş; Eksiltili, yüklemsiz cümlelerin çoğunlukta olması da akışı bozsa da yazarın kendine has yazı biçimini gözler önüne seriyor ve yazarın fikir dünyasına ait pek çok ipucu barındırıyor. Bu akışı bozduğunu söylediğim üslup biçimi kitap ilerledikçe aslında kitabın kendine has dünyasının bu olduğunu ve o dünyanın da bir süre sonra güzel olduğunu anlıyorsunuz. Öykülerinde genelde baş kahraman Ahmet olarak verilmiş, ilk ağızdan anlatım olduğu için aslında kendisine Ahmet ismi vermiş sayılabilir. Bunun sebebini de merak etmişken, sorularım kitabın sonundaki "Kitaptan Sonra" başlığı adı altında cevaplanmış oldu. Öykülerinde baş kahramanın Ahmet oluşu ama bu Ahmet'lerin hepsinin birbirinden farklı oluşunu yazar Selim İleri; algıların zamanın sınırları ile bitişik olduğunu ama uzaklaştıkça görünümün de değiştiğini dile getirir. Birçok ayrı Kemal'in, aynı kişi olan Kemal'in farklı değetlendirilişi ve birbirine çelişik durumda oluşunu da bu düşünce yapısından kaynaklı oluşturur. Kitabı okurken aklıma kazınan bir başka soru da, öykülerinin ne kadar gerçeklik barındırdığı idi. Bu da yine kitabın son kısmında cevaplandı; yazar öykülerinin gerçek yaşamından izdüşümler taşısa da salt olarak kendi gerçekliğini, yaşanmışlığını anlamadığını dile
Edebiyat
Dostlukların Son GünüSelim İleri · Everest Yayınları · 2019412 okunma
Puan vermedi·286 syf.··
2026 11. kitabı
SOLGUN ATEŞ I Solgun Ateş, John Shade adlı bir şairin 999 mısralık otobiyografik şiiri ile bu şiire komşusu Charles Kinbote tarafından yazılan alışılmadık dipnotlardan oluşan, iç içe geçmiş bir kurgusal yapıdır. Şiir, Shade'in hayatını ve kızı Hazel'ın intiharını konu alırken; Kinbote, bu mısraların aslında kendi hayali krallığı Zembla’nın ve sürgündeki Kral Charles’ın hikayesini anlattığını iddia ederek metni kendi fantezileri doğrultusunda yorumlar. Kitabın sonunda Shade, Gradus adında bir suikastçı tarafından –Kinbote’un iddiasına göre aslında kendisine yönelen bir kurşunla– öldürülür; ancak yakalanan katilin Shade ile hiçbir ilgisi olmayan sıradan bir akıl hastası olduğu ortaya çıkar. Sonuçta eser, dipnotlar aracılığıyla asıl metni (şiiri) ele geçiren "güvenilmez bir anlatıcının" narsisistik saplantılarını ve gerçeklik ile kurmaca arasındaki ontolojik çatışmayı belgeler II Solgun ateş, Nabakov’un İsmini bir Shakespeare’in dizen devşirdiği, farklı katmanlar arasından mekik dokuyan genel itibariyle karışık ve zor bir kitap. Öyle ki ilk yayınlandığında G. Steiner, “ukalaca ve sıkıcı” bir kitap diye atletmiş, D. Macdonalt ise, iyiden iyiyi “okunması mümkün olamayan bir kitap” olarak görmüştür. Fakat daha sonra üstüne hatırı sayılır çalışma yapılarak kitabın hakkı teslim edilmiştir. Bu çalışmaların da belirttiği üzere Nabakov’un en girift ve yenilikçi kitabıdır. III Peki, neden girift ve yenilikçi bir kitaptır? Öncelikle kitap, kitabın yazarının Charles Kimbote’nin önsözü ile başlayıp kitabın esas konusu olan bir şairin jhon Shade’ın 999 mısralık şiirinin çözümlenmesiyle ve arkasından bir yazın dizi oluşturulmasıyla bitmektedir. Kitap akademik taslak gibi dizayn edilen bir romandır. Daha önce de belirttiğimiz üzere kitap farklı katmanlar arasında uyanık bir okumayı
Solgun AteşVladimir Nabokov · İletişim Yayınevi · 2021268 okunma
Karışık spiritüalizm'e
Puan vermedi·752 syf.··
2026 5. kitabı
Efendim ele aldığımız bu incelemeye konu olan kitap Spinoza beyin Ethicası. Okunması anlaşılması çok basit bir kitap demek isterdim şüphesiz fakat öyle değilmiş :) Sonuç itibariyle ben ne okudum ne anladım ne anlatabilirim demekle geçiyor. Adamımız zamanında ateist olmakla itham edilmiştir . Söylemleri çok çelişik göründüğünden bağlı olduğu cemaatten dışlanmıştır. Bana göre kendisi muhteşem bir Tanrı inancına sahiptir. Yöntemleri ve dile getirdiklerini kastetmeden sadece Tanrı ya olan hissiyatlarından dolayı bunu dile getirmek istiyorum . Yaşamının büyük bölümünde hep Tanrı ile hemhal olmuştur. Söylemlerinin ya da düşüncelerinin çok açık olmamasını Descartese bağlıyorum. Adamımız bir anda kendisini Descartesle ilişkilendirmiş gibi. E sizler de taktir edersiniz ki yaşamış oldukları döneme kadar rastonalizm daha yeni yeni canlanıyordu. Hal böyle iken Tanrı fikrinin rasyonalizmle açıklanmaya çalışılması elbette ki güç olacaktır . Spinoza abimizin de yaptığı tam olarak budur. Aniden inancını kendisine uygun şekilde rasyonalizmle süslemiştir. E tabi kendisini okuyanlar ula bu ne diyor demekten kendilerini alamamışlar. Dolayısıyla zamanında anlaşılmadığı için kitapları yasaklı kitaplar rafında yer almış oluyor . Ethica Spinoza bu eseri esas itibariyle Tanrı düşüncesini aktarmak için yazmıştır diyebiliriz. Doğanın insanın ve Tanrı özünün birbirleriyle ilişkisi sistematik olarak ele alınmaktadır. Bu Tanrı anlayışı daha önceki Tanrı anlayışlarına darbe niteliğindedir . Spinoza bu Tanrı kavramını bildiğimiz geometri bilimin referansları ile açıklamak niyetindedir . Zaten kanıtlama ihtiyacının ne derece ele alındığı kitapta çok bariz gözümüze ilişmektedir. Her fikre yönelik bir önerme ve bu önermeleri kanıtlayacak referansları başka önermelerde. İnanın önermeler
EthicaBaruch Spinoza · Alfa Yayınları · 20232,187 okunma