🅼🅴🆁🅷🅻🆁🆁
Cemal Süreya'nın: Nasıl bir his biliyor musun? oda geniş ama sığamıyorsun,
bak kapı orada ama çıkamıyorsun,
pencere açık ama nefes alamıyorsun,
birşeyler düğüm düğüm dizilmiş boğazına,
ama ne yutabiliyorsun ne atabiliyorsun Sorarsan eğer ‘hayat nasıl’ diye,
‘tatsız tuzsuz ekmek gibi’ dersem, anlar mısın?” dediği yerdeyim yerdeyiz.
Unutması mümkün olmayan acılar yaşadık son 1 aydan fazladır.Rabbim bir daha yaşatmasın.Milletimizin başı sağolsun,geride kalanlara sabırlar şifalar versin...
Bugün size Alfa Kitap ‘tan çıkan @akyuz_sinan ‘nın yürek yakan kaleminden #elvedaaşk kitabının yorumu ile geldim...
#kitapözeti
Yıl 1914-1915...
İstanbul Sultanisinde okuyan Yusuf, Süreyya, Feyzi ve Hüsrev Çanakkale Savaşı'nın zorlukları içinde karar verip vatanları için ailelerinden,sevdalarından ve hayallerinden vazgeçip düşman toprağını çiğnemesin diye izcilik yeminlerine bağlı kalıp askere giden daha 15-17’lerinde arkadaşlardı.Bu gençlerden Feyzi ve Süreyya' nın sevdiği Refika ve Güzide hem vatanları için hemde onlara daha yakın olmak için gönüllü hemşire olup onların ardından cepheye giderler.Fakat Yusuf’un Mehpare’si için aynı durum geçerli değildir. Çünkü sevmek her insanın harcı olmayan bir duygudur.
Yusuf, Süreyya, Feyzi ve Hüsrev bu cephede neler yaşadılar?
Refika ve Güzide sevdiklerini bulup kavuşabildi mi?
#kitaphakkındadüşüncelerim
Dönem kitapları sever misiniz? Ben pek sevmezdim ama Sevgili @akyuz_sinan sayesinde ön yargılarımı yendim.
Çünkü elveda aşk sadece dönemi değil; dostluğu ,sevgiyi, ve en önemlisi insanın her karış toprak için neleri göze alabileceğini anlatıyor. İşte bu yüzden okuyun efendim hemde okutun okutun ki,
damarlarımızdan akan kanı, bastığımız toprakları,
Sevda Sözleri, modern Türk şiirinin "anıt kitaplarından" biridir. Garip akımının getirdiği aşırı yalınlığa tepki olarak doğan İkinci Yeni'nin, aslında halktan ve hayattan kopuk olmadığını; aksine insanın en derin duygularına dokunabildiğini kanıtlayan en somut eserdir. Günümüzde bile genç kuşaklar tarafından en çok alıntılanan, ezberlenen ve yaşayan şiirler bu kitabın sayfaları arasındadır.
Sevda SözleriCemal Süreya · Yapı Kredi Yayınları · 201732,2bin okunma
Sandalım Geliyor Varda Yazar kitabı gözlemci bir tarzda kaleme almış. İki uzun hikaye bulunan bu kitabın ilk hikayesi "Sandalım Geliyor Varda" Haliç'te sandal sefası yapan anlatıcı ile genç bir kız arasında başlayan ve Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim şiirleri eşliğinde devam eden aşk maceralarını anlatırken ikinci hikaye "Tekin Olmayan Kedi" işe yaramaz kedileri Sarman'dan kurtulmak isteyen bir çiftin başından geçen olayları anlatmıştır. Osman Cemal Kaygılı
Sandalım Geliyor VardaOsman Cemal Kaygılı · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025145 okunma
Kitap tam bir harp tarihçisi için yazılmış bolca planlardan bahsediyor. Kitabın içerisinde ilişkiler hakkında da bilgiler mevcut örneğin Enver ve Cemal paşaların yıllar geçtikçe olan ilişkileri gibi. Okudukça yapılan stratejik hataları fark ediyorsunuz ancak cephenin kaybedilme sebebi sadece bu değil İngilizlerin teknik ekipman olarak üstün olmaları da etkili. Türk birlikleri bunlara rağmen çok etkili bir direniş sergilediler. Kitabın çevirisinde sorunlar mevcut. Yazarın Ermeni tehcirine bakışı gibi meseleler yanlış olsa da çok önemli bir kaynak.
Zeytindağı, ulu bir çınarın andelîb-i hüzünle terennüm edilen o en dertli, o en muhteşem inkıraz faslıdır. Müellif Falih Rıfkı Atay, bu asar-ı nadirede Osmanlı İmparatorluğu’nun Suriye ve Filistin çöllerindeki son azametini ve ardından gelen o feryat dolu gurubunu, kalbi bir sızı ve şairane bir eda ile kağıda dökmüştür. Koca bir devletin Medine’den, Şam’dan ve mukaddes Kudüs-i Şerif’ten çekilirken geride bıraktığı yetim hatıralar, adeta tarihin sinesine kazınmış birer abide-i hüsrandır. Dördüncü Ordu Kumandanı Cemal Paşa’nın Zeytindağı’ndaki karargâhı, ne kadar ihtişamlı ve heybetli ise, sükût eden o koca hayal de bir o kadar hazin ve ibretamizdir. İstanbul’un nazlı çocukları ile Anadolu’nun kavruk sîmâlı neferleri, kendilerine yabancılaşmış bu üvey topraklarda, ulu bir davanın ve sarsılmaz bir sadakatin bedelini canlarıyla ödemişlerdir. Falih Rıfkı, bir yaverin sadık şahitliği ve bir Türk milliyetçisinin yüksek şuuruyla, hem ordunun çaresizliğini hem de Mehmetçiğin çöl kumlarında devleşen o sessiz fedakârlığını şairane bir üslupla abideleştirir. Neticede bu eser; vatanperver bir sine için sadece bir mazi kıssası değil, imparatorluğun ufkunda batan son güneşin ardından tutulan asil bir yas ve ebedi bir ibret vesikasıdır.
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar.
Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer.
Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,372 okunma