Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
"Eğer birgün gidecek olursam: Beni kalmaya ikna et. Zor olmayacaktır eminim, yavaş yavaş konuş benimle. Tane tane anlat her şeyi. Gitmek gibi bir düşünce belirdiyse aklımda,kızgınlığımdandır. Kızgınlıklar da sevgiye dahil. "Her özleyişinde gelinmez" derdin,
Her gelişinde bir özlem var halbuki..."
Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.