"Kimi bekliyorum yol kenarında
Her yerde karanlık darağaçları
Ne ay var içimde, ne de yıldızlar
Susuz koydu beni ırmak ve bulut
Çeşme başındayım, içemiyorum"
Eski İstanbul 'da mimarinin saltanatına rekabet eden başka güzellik varsa, o da ağaçlardı. Fakat buna rekabet denebilir mi? Doğrusu istenirse, ağaç mimarimizin ve bütün hayatımızın en lütufkâr yardımcısıdır. Beyaz mermerle, yontulmuş taşla uyuştuğu kadar, harap çatı ile, süsleri bakımsızlıktan kaybolmuş, yalağı kırılmış çeşme ile de uyuşmasını bilir. O güneşin adına söylenmiş bir kasideye benzer.