"Yol karardığında yolunu ayırana dost denmez" dedi Gimli
"Belki" dedi Elrond, "lâkin gecenin çöktüğünü görmemiş olan, karanlıkta yürümeye aht etmemeli."
"Yine de, ağızdan çıkmış yemin titreyen yüreğe güç verebilir" dedi Gimli
"Ya da çökertebilir o yüreği, " dedi Elrond.
Aç, çıplak bir dilenciyi kavşaktan alıp, çok güzel bir kurumun kapalı yerine götürseler, yedirip içirseler ve bir kolunu yukarı-aşağı hareket ettirmesini isteseler, onu neden alıp getirdiklerini, kolunu hareket ettirmesini neden istediklerini, bu kurumun akılcı bir şekilde yapılıp yapılmadığını anlamadan önce dilencinin o kolu hareket ettirmesi gerektiği açıktır. Kolu hareket ettirecek olursa o zaman bu kolun bir tulumbayı çalıştırdığını, tulumbanın suyu çektiğini, suyun evleklere aktığını anlayacaktır; o zaman onu kapalı kuyu alanından alıp başka bir işe geçirecekler ve dilenci meyve toplayacak, efendisinin sevincine katılacak ve alt kademedeki bir işten daha yüksek bir işe geçerek, tüm kurumun yapısını her geçen gün daha fazla kavrayarak ve buradaki işleyişe katılarak neden burada bulunduğunu hiçbir zaman sorgulamayacak ve artık efendisine asla sitemde bulunmayacaktır.
Efendisinin emrini yerine getiren, bizim sığır olarak gördüğümüz basit insanlar, işçiler, cahiller de efendilerine sitem etmiyorlar; oysa biz bilgeler, yemeye gelince efendimizin her şeyini yiyoruz, yapmaya gelince de onun bizden istediklerini yapmıyoruz, yapmak yerine halka olup oturuyoruz ve "Bu kolu neden hareket ettirelim? Bu aptalca bir şey, " diye düşünüyoruz. Sonuca vardık işte. Efendinin aptal olduğu ya da hiç var olmadığı, bizim ise akıllı olduğumuz, ancak hiçbir işe yaramadığımızı hissederek herhangi bir şekilde kendi kendimizden kurtulmamız gerektiği sonucuna vardık.