Şüphesiz ki Allah Teâlâ, süretlendirilmiş bir cisim değildir; mahdut ve mukadder bir cevher de değildir. O, cisimlere ne miktar ve takdir bakımından ne de inkısâmı kabul bakımından benzemez. O ne bir cevherdir ne de cevherler O”nda hâll olur ne bir arazdır ne de arazlar O'nda bulunur. Bilakis hiçbir mevcut O'na benzemez, O da hiçbir mevcuda benzemez. “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur ve O, hiçbir şeyin benzeri değildir.”
O'nu miktar tahdid etmez, mekân ihâta etmez, cihetler O'nu kuşatmaz ne arzlar ne de semâvât O'nu içine alabilir. O, Arş üzerine istivâ etmiştir; fakat bu, O'nun buyurduğu şekilde ve murad ettiği mânâdadır: mülâmese (temas), istikrâr (yerleşme), temekkun (bulunma), hulül (içine girme) ve intikâl (yer değiştirme) mânâlarından münezzeh bir istivâdır. Arş O'nu taşımamaktadır; bilakis Arş ve hamileleri O'nun kudretinin lütfuyla taşınmakta, O'nun kabzasında kahredilmiş bulunmaktadır.
O, Arş'ın, semânın ve bütün mevcüdâtın fevkindedir; fakat bu fevkiyyet, Arş'a ve semâya yakınlıkta bir ziyadelik, arz ve sathına uzaklıkta bir noksanlık teşkil etmez. O, derece bakımından Arş ve semâdan yüce olduğu gibi arz ve sathından da yücedir. Bununla beraber O, her mevcutta hâzırdır, her şeye yakındır; kullarına şah damarından daha yakındır ve her şeyin şahididir. Zira O'nun kurbu, ecsâmın kurbu gibi değildir; nasıl ki zâtı da ecsâmın zâtlarına benzemez.