Hangi baskısında olursa olsun, eserin gâyesi ve ana teması Sultan Vahidüddin’in bir vatan haini değil, aksine, vatan dostu olduğu, Millî Kurtuluş hareketini bizzat başlattığı ve bu işi Mustafa Kemal Paşa’ya havale ettiğidir.
Hedef doğrudan doğruya Vahidüddin’in medhidir ve Mustafa Kemal Paşa’nın zemmiyle alâkasızdır.
Dünyanın hiçbir hukuk anlayışında, birbirine zıt iki renkten birinin medhi, öbürünün zemmi mânasına getirilemez. Böyle bir temayül ve gizli niyet bulunsa bile zâhire aksetmedikçe suç kabul edilemez. Zahirde delili olmayan bâtın üzerine kast bina edilemez. Hiç kimse savcının karşısına dikilip delil göstermeden «filân adam, içinden, beni öldürmeyi düşünüyor, onu tutuklayınız!» diyemez. Ceza hukukunun alfabesidir bu nokta...
Daha sonra düzeltilmesi olanaksız birtakım yanlışlara düşmemek için, bir insanı değerlendirirken hiç acele etmemek ve ona karşı son derece dikkatli, temkinli davranmak gerek.
'Bana işkence etmek üzere de gönderilmiş olabilirsin, yaşamımı daha mutlu kılmak için de. Lamında benim olduğum bir mikroskop gibi işlevinden habersiz bir araç da olabilirsin. Belki bir dostluk nişanı olarak buradasın, belki ustaca tasarlanmış bir ceza olarak, hatta belki bir şakasın yalnızca. Aynı anda bunların hepsi de olabilirsin, büsbütün başka bir şey de - ki çok daha olası bu. Geleceğimizin okyanusun keyfine bağlı olduğunu söylersen, yadsımam bunu. Yarını senden daha iyi bilemem. Sana and veririm ki her zaman seveceğim seni. Şimdiye dek olup bitenden sonra her şeyi bekleyebiliriz. Düşün ki yarın yemyeşil bir denizanasına çevirmiş beni! Elimizde değil. Ama bugün vereceğimiz karar, elimizde. Birlikte olmaya karar verelim. Ne diyorsun?'
'Dinle Kris, bir şey daha sormalıyım sana… Ben… çok mu benziyorum ona?'
'Benziyordun önce. Şimdiyse bilmiyorum.'
'Anlamadım.'
'Artık tek gördüğüm sensin.'